2 Haziran 2010 Çarşamba

Babalar, oğullar ve gemiler

.
Günlerdir, olan biten yüzünden birçoğunuz gibi sinir harpleri yaşıyorum. Ağzımdan açık denizler akıyor, aklımdan “insani” yardım taşıyan gemiler geçiyor.

Şimdi şu koltuğa oturun, size başka bir şey anlatacağım.

Bilenleriniz bilir, Ramazan ayında yurdumuzun birçok yerinin bir takım kahvehanelerinde illegal olarak tombala oynatılır. Kumar yani, para karşılığı. İşte zamanlardan bir zaman, benim güzel ağbim bu kahvehanelerden birine 30 günlük kombine almış gibi dadanmış, bu işi para için değil zevk için yapma kıvamına ulaşmış, varını yoğunu çinkolara gömmeye başlamıştı. Sabaha karşı eve geliyor ve gelir gelmez de odasına çekiliyordu. Kumar marazı günden güne eriyip gitmesine neden olmuştu. Evlatceğizinin istikbalinden endişelenen çilekeş annem, durumu derhal ailemizin ekipler amiri babama iletti. Oysa annem genelde endişelenmez, babam da hiçbirimize müdahale etmezdi. Bu olağanüstü bir durumdu yani.

Ağbimin yine tombalaya gidip dalgasına baktığı bir gece, evde hararetli hararetli bu mesele konuşuldu. Annemin fantastik kafası, o gece ağbimi önce mafyaların eline düşürdü, sonra mecburen birkaç mafyacıyı vurdurdu, sonra bir süre kaçak hayatı yaşattı, o ara ona yardım ve yataklık eden babamı da mapus damlarında çürüttü filan. Hikâye daha uzardı da küçük kardeşim ağlamaya başlayınca babam birden celallenip yumruğu masaya vurdu. "Sen hiç merak etme hanım" diye başladığı cümle, ortamın havasından olacak, olaylı bitti. Babam coşmuştu. Ailemizde böyle şeylerin olmasına göz yumamazdı. Zaten şimdiye kadar onu yeteri kadar hoş görmüş ve iyice tepesine çıkmasına sebep olmuştu. Şımarıklığın ve ahmaklığın lüzumu yoktu. Gerekirse sert yapacak ve oğluna haddini bildirecekti filan.

Babam, gergin bir biçimde, sabaha kadar uyumayıp ağbimin gelmesini bekleyeceğini söyledi ve hepimizi odalarımıza gönderdi. Olabileceklerden korkmuştum o gece. Korkmak değil de tedirgin bir bekleyiş diyelim. Çünkü o zamana kadar babamı hiç öyle sinirli görmemiştim.

Sabah, annem sordu. Babam gazetesinden kafasını kaldırmadan "ben o işi hallettim" dedi. Bununla ilgili başka da bir şey konuşulmadı. Mevzunun şahit olamadığım kısmını ağbimden dinledim. Sabaha karşı eve girmiş, babam salonda televizyon izliyor. Diyalog şu;

-Aaa baba n'aber yea? Niye yatmadın bu saate kadar?
-Nerdeydin oğlum?
-(Çok normal bir şekilde) Tombalada.
-İyi.

Sonra kalkıp yatmış babam. Ağbime haddini bildirmiş yani. Biz onca tatavanın üstüne büyük bir kıyamet kopacağını düşünürken, babam sadece "iyi" demiş.

Ağbim, o geceden sonra bir daha tombalaya gitmedi.
.......

Başbakanın konuşmasını dinledim bugün. Esti gürledi biliyorsunuz. Alkışları duydukça daha da coştu falan filan. Her şey bir tarafa, sağlam konuşmaydı. RTE konuşurken ben ömrümün şu anlattığım gecesine doğru gittim kafamın içindeki otobanlardan.

Siyasi duruşum bellidir, izaha gerek yok. Zaten burada siyasi duruşun bir önemi de yok. Bu, hepimizi ilgilendiren bir mesele. Bizim hikâyede, babam bütün sinirine rağmen oğluna sadece cılız bir “iyi” diyerek sorunu halletmişti. RTE benim babam değil ve İsrail devleti de katiyen ağbim değil. Bu yüzden, ben, dünyada sadece bir çimento torbası kadar yer kaplayan bedenimle İsrail devletine karşı meydan okumaya hazırken, işin bizim görmediğimiz kısmında siyasilerin bir takım çıkarlar uğruna geri vites yapıp “iyi” diyerek geçmesi ihtimali tüylerimi diken diken ediyor.

İş sadece böyle esip gürlemekle olmaz abiler. Lafla gemiler yol almaz! Bu sözler, asıl muhataplarına lazım gelen dille anlatılmadıkça ve gerekli diplomatik ve demokratik tepkiler koyulmadıkça meseleler hallolmaz.

Ve son olarak; dün gece internet üzerinden İsrailli dostum Ariel’le konuştum. O, yaşananlarla ilgili, bu zorbalığı yapan devletin vatandaşı olduğu için benden daha fazla mustarip. Bir boka yarayacağını sanmıyorum ama bu vesileyle mevzuya İsrailliler ve Yahudiler genellemesinden bakan ve hazır yeri gelmişken içlerindeki Hitler’i serbest bırakanlara da akıl sağlığı diliyorum.

Hangi ırka mensup olursa olsun vicdan sahibi tüm insanlar kardeşimdir, İsrailliler hariç değil.

Not: İsrail devletini, Afili Filintalar'ın suçladığı yerden suçluyorum ve tüm afisiz filintaları buraya davet ediyorum.
.

4 yorum:

kentindelisila dedi ki...

davosta one minute tc de stratejik ortaklık altında nedense ibneliğ arar oldum ... bağğ senn nede güzel yazisan sen öleee ...

nande dedi ki...

vicdanımı titrettin, bravo. derhal basın danışmanlarıma diyorum afili bi kınama yapsınlar. kınamayı da onlar yazsınlar, beni uğraştırmasınlar. imza: recep bey.

rumuzumyirmikarakter dedi ki...

bazı mevzular vardır ki samimiyet önemlidir. babalarda mesela önemlidir samimiyet. ben babamla samimi miyim diye sorsam kendime yok lan alakamız yok derdim heralde. tamam severiz birbirimizi. bi tersinide görmedik adamın. neler yaptı bizler için. ehm neyse. şimdi mevzuya gelecek olursak recep beyin o çıkışları samimi gelmiyor şu kula. aynı şekilde bazı insanların olayı filistinin özgürlüğünden çok direk filistindeki siyasi bir oluşuma desteğe vardırıyorlar. kimileri de caddelere, bulvarlara cihad la ilgili ıvır zıvırlar yazmışlar o gazla. orta doğuda kim barışı istiyor anlamak çok güç. kaldı ki barışı isteseler şimdiye kadar dikilen zeytin dallarından dünya yağlı bi yer olurdu. yağlı güreşler yapılır altta kaldın diye üzülme denilen pehlivanlar bi oyun edip üsttekini alaşağı edebilirlerdi. güler geçerdik vay kerataya bak nası tuş etti diye. çok fazla yazınca olayı saptırıyorum evet farkettim. neyse samimiyet önemlidir. sadece filistin değil tüm köleleştirilmeye, kısıtlanmaya çalışılan bölgeler özgürleştirilmelidir din, ırk, mezhep gözetmeksizin. işte ben o zaman derim ki negzel bi dünya olduk lan biz.

fevkalade olağan dedi ki...

bilom o gönderdiğin listeye adımı yazdıracaktım ama orda adolf hitler in de adı var la.. keşke biraz daha dikkat etselermiş.. arada çıkıyo böle benim gibi isim okuyan manyaklar..