<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807</id><updated>2012-01-28T19:28:57.401+02:00</updated><category term='okur çekme yolları'/><category term='entel larousse'/><category term='ulan günlük'/><category term='çakal turizm'/><category term='Sevgilim beni sıkma ben okuma bilirim'/><category term='yemek tarifleri'/><category term='davşan'/><category term='püf noktaları'/><title type='text'>İnsan okusun diye yazıyoruz bunları</title><subtitle type='html'>Melali anlamayan nesle aşina değiliz.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>137</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8482606914146029555</id><published>2011-12-04T23:02:00.002+02:00</published><updated>2011-12-04T23:22:03.690+02:00</updated><title type='text'>Ayva</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Televizyon sehpasının üzerinde duran ayvaya uzandım. Annem “Yeme!” diye bağırdı. Daha sözü bitmeden söylediğine pişmandı. O anda her şey, birkaç saniyeliğine, olduğu yerde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem tam 4 kıştır, bahçedeki ayva ağacından gözüne kestirdiği en güzel ayvayı koparıp televizyon sehpasının üstüne koyar. Bilirsiniz, ayva belki de çürümesi en çok zaman alan meyvedir. Ama yine de, günü gelince demek istiyorum, kaçınılmaz olarak çürür. O ayva çürüyene kadar orada durur. Ayvanın çürüdüğü gün annem biraz, her geçen kış daha az, ama azaldıkça artan bir acıyla ağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem tam 4 kıştır dalgın dalgın televizyon izler. Çoğu zaman, televizyon sehpasının üstündeki ayvayı izler. O ayva ona bir şeyi, çok çok kötü bir şeyi hem hatırlatır, hem unutturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem diyorum, tam 4 kıştır sessiz sessiz televiyon izler. Televizyon sehpasının yanındaki, hayatımızın tam ortasındaki yatağı izler.  Ayva, o yatakta yatan kişinin elini uzatsa alabileceği mesafededir. Alıp yiyebileceği mesafededir. Yedikten sonra ellerini silip, “Allahım, bize verdiğin ayvalar için çok teşekkür ederim.” diyebileceği mesafededir. Ayva, o yatakta yatan kişinin en sevdiği meyvedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem tam 4 kıştır her sabah uyandığında ilk o ayvaya bakar. Ben annemin o ayvaya bakışını her gördüğümde kendimi öldürmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon sehpasının üstünde duran ayvaya uzandığımı annem görmeseydi, bana “Yeme!” demeseydi, ben o ayvayı yerdim. Annem, her sabah uyandığında o ayvanın o yatakta yatan kişi tarafından, dile kolay, tam 4 kıştır, yenilmediğini görmezdi. Bunu görmediği için böyle üzülmezdi. Ayva, günü geldiğinde kaçınılmaz olarak çürümezdi. Çürüdüğü gün ben, annemin öyle ağladığını görmezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ayva orada olmasa, annem böyle delirmezdi. Ben, kışın ortasında durduk yere kendimi öldürmek istemezdim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8482606914146029555?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8482606914146029555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8482606914146029555&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8482606914146029555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8482606914146029555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/12/ayva.html' title='Ayva'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7919400314779795369</id><published>2011-11-09T23:44:00.005+02:00</published><updated>2011-11-10T00:26:29.306+02:00</updated><title type='text'>Bayram</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Ece. Abimin kızı. Bayramda doğumgününü kutladık. Babasız geçirdiği 4. doğumgünü bu. Kaza olduğunda 2,5 yaşındaydı. Ece şimdi, 2,5 yaşına kadar bildiği babasına, bildiğince babalık yapmaya çalışıyor. Eskiden abim ona masallar anlatırdı yani, şimdi o abime masallar anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumgünü akşamı, babasının yatağının başına gidip bu şarkıyı söyledi. Sizin için, cümlelerle o anın fotoğrafını çekebilmeyi isterdim. Ama benim edebiyatım bu kadarına yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçüklüğün neşeli şarkıları, büyüyünce çok sızlatabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkı &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=3eygDnes3bM&amp;amp;feature=player_embedded#%21"&gt;burada.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramınız bıldırcın olsun.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7919400314779795369?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7919400314779795369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7919400314779795369&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7919400314779795369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7919400314779795369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/11/bayram.html' title='Bayram'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7847556621008178831</id><published>2011-11-02T01:38:00.001+02:00</published><updated>2011-11-02T01:39:29.407+02:00</updated><title type='text'>Terlik II</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Yok abi, bırakıcam ben bu işi. İçim kaldırmıyor artık yemin ediyorum. Geçenlerde bir çocuk getirip bıraktı polisler, 10 yaşında var yok. Yauv sana nasıl anlatayım, çürümüş abi işte, etleri dökülüyor böyle üstünden. Bir de beter kokuyor ki, gittim yarım saat kustum Allah affetsin. İnsan dayanamıyor. Bak ben 12 senedir buradayım, kaç ölü gördüm sayısını bilmem ama yok, hala alışamadım. Taze ölü olunca yine neyse, hastaneden gelenler filan. Yaşlanmış ölmüş adam, ya da ne bileyim, genç olsa da hastalıktı kazaydı şuydu buydu diyorsun. Allah’ın takdiri. Yüzüne bakılmayacak gibi değil onlar, ne bileyim, akşam eve gittiğimde aklıma gelmiyorlar mesela. Ama bu kız gibi olunca... Söyledim mi? Kız çocuğuydu o dediğim. Saçlarından anlaşılıyor bir tek. Yüzünde gözünde bakılacak yer kalmamış ki sabinin. Böyle upuzun... Yemin ederim kaç gündür gözümün önünden gitmiyor. Yediğim içtiğim hep boğazımda. Rüstem var bizim, o gün çocuğu getirdiler filan kaldırdık dolaba işte, ben kendime gelemiyorum tabi, Rüstem n’aptı biliyor musun? Telefondan bi Ankara havası açtı kalktı oynuyor morgun içinde. İnsan mısın lan sen dedim vurdum kapıyı çıktım. İt herif. Dalga geçiyormuş arkamdan, kulağıma gelmiyor mu, geliyor tabi. Yufka Yusuf diyormuş benim için. Yufkalık mı abi, o çocuğu bir görseydin... Yani hepimizin çocuğu var Allah esirgesin. İnsan olanın yüreği kaldırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de anasını babasını alıp geldi polisler, çocuğu teşhis ettirecekler ya. Allah dedim kopacak şimdi kıyamet. Feryat figan yıkılır buralar böyle şeyler olduğunda.  Açtık çocuğun yüzünü, yüzünü dediysem anlıyorsun işte, gösterilebilecek kadarını. Kadın dedi ki yok bu benim kızım değil. Ama adam boş boş bakıyor böyle, put gibi, bir şey demiyor. Polis diyor ki emin misiniz iyi bakın, yok diyor kadın, değil, benim kızım olsa tanırdım. Sonra işte tarlada bulmuşlar ya bu yavruyu, yanında terlikleri de varmış işte, onları çıkarıp gösterdi polisler. Adam gitti duvarın dibine oturdu kaldı. Görsen, şu karşıki dağı adamın sırtına yüklemişsin sanki, öyle çöktü. Aha dedim bunların kızı bu. Ama kadın zinhar kabul etmedi. Tutturdu benim kızım olsa tanırdım diye, aklını kaybetti zahir. En son DNA testi için doktoru çağıracaklardı da ben daha fazla duramadım. Rüstem yavşağına bıraktım çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya ne bileyim abi işte, çok zor bir dünya bu. Allah hepimize sabır versin.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7847556621008178831?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7847556621008178831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7847556621008178831&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7847556621008178831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7847556621008178831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/11/terlik-ii.html' title='Terlik II'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5641557536221168322</id><published>2011-10-20T20:54:00.003+03:00</published><updated>2011-10-20T21:08:14.775+03:00</updated><title type='text'>Terlik</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;O benim kızım değil. Benim kızım olsa tanırdım. Saçları benziyor biraz ama Müge’nin kızının saçları da kızımınkiler gibiydi mesela. Hatta kendi kızına aldığı tokanın aynısından Kübra’ya da almıştı, geçen gün oturmaya geldiğinde getirdi. “Kübra’ya da çok yakışır diye düşündüm.” dedi. Yakışmaz mı hiç, benim kızıma her şey yakışır. O gün ikisinin saçlarını güzelce toplayıp yeni tokalarıyla fotoğraflarını bile çekmiştik. Sahi nerede o fotoğraf? Şuralarda bir yerlerde olacaktı ama... Evin dağınıklığının kusuruna bakmayın. 10 gündür hiçbir şey yapamadım. Kübra gelince her yeri toparlayacağım. Fotoğrafı da bulurum o zaman, siz de görürsünüz. O zaman bana inanırsınız. Yani saçları benziyor diye... Öyle saçları olan bir sürü çocuk vardır yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kızımı kokusundan tanırım ayrıca, o benim kızım değil. Kübra öyle kokmaz. Haftada en az 3 kere yıkıyorum ben onu. İşim varsa bile gidip kendisi yıkanıyor zaten. Kendi kendine yıkanmayı öğrendi artık. Tabi 10 gündür... Yıkanmaya fırsat bulamamış olabilir. Ama yine de öyle kokmaz. 5 yaşındayken zatürre olmuştu da tam 2 hafta yıkanmasına izin vermemişti doktor. O zaman bile kötü kokmamıştı. Öyle kokması mümkün değil. Bilmiyorum. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terliklerini bulduk dedi polis. Bana da gösterdiler. Kübra’nın terliklerinin aynısı. Yaz başında anneannesi almıştı sokakta giysin diye, öyle çok özel bir şey değil. Zaten indirimdeyken almış annem, arayıp sordum. Yani kim bilir kaç çocuğa daha alınmıştır aynısından, anlatabiliyor muyum? O terlikler o çocuğu benim kızım yapmaz ki. Tabi elbette o da birilerinin çocuğu. Annesi için gerçekten çok üzgünüm. Allah kimseye evladını o halde göstermesin. Ama benim kızım değil yani o. Eşime de söylüyorum. Susuyor. Benden kaçıyor sürekli. Bakın sizin yanınıza da çıkmadı. İçerde n’apıyorsa artık. Halbuki konuşsa belki polisleri ikna ederiz. DNA testine filan gerek yok çünkü. Ben kızımı tanımaz mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musunuz? Rica ederim bana öyle bakmayın artık. O benim kızım değil.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5641557536221168322?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5641557536221168322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5641557536221168322&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5641557536221168322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5641557536221168322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/10/terlik.html' title='Terlik'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3081518908826118387</id><published>2011-09-25T22:22:00.006+03:00</published><updated>2011-09-25T23:30:58.103+03:00</updated><title type='text'>Şeker</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;"şimdi bak bi tane kukla gibi böyle bi böcek var, yani altı bacaklı bööle. sonra bak bizim evde var, bigün onları temizlemekten canım cıktı aay bigözel temizlicem, sonra temizliyorum yene geliyolar biz uyurken sonra yene geliolar yene ağ kuruyolar, yene temizlemem gerekiyo. ama ben bazen temizlemiyorum çünkü görmüyorum.  altı bacaklı böcek, ya üç orda üç burda, hırsız gibi. yani öyle bişey ki duvara tırmanıyolar böyle her yere ağ yapıyo ama ben onları görmüyorum çünkü minik a yapıyolar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, sonra sonra geliyolar geliyolar geliyolar geliyolar sonra çiçeğim var sonra çiçeğimin kafasına gitmiş olabilirler, onun biyerini kanatmış olabilirler, ama kanarsa ben görürüm, herşeyi görer, benim gözüm herşeyi görer kocaman gözlerim var.  ama şaka yapıyorum ben komik şeyler söylüyor muşum ben çok komiğimdir. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=B6uETme_gjQ"&gt;Gevende-Şeker&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3081518908826118387?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3081518908826118387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3081518908826118387&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3081518908826118387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3081518908826118387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/09/seker.html' title='Şeker'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5714738273362750757</id><published>2011-09-12T19:13:00.003+03:00</published><updated>2011-09-12T19:19:07.259+03:00</updated><title type='text'>Garip Şeyler</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;* Ölmenin binbir türlü yolu var ve bunlardan herhangi biri, şayet kişi gerçekten bunu istiyorsa onu nihai sona hızlıca ulaştırabilir. Ama arada kalmakla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. O noktaya nasıl varılacağına, o ayarın nasıl tutturulacağına dair tek satır bilgi yok.  Eğer ne kadar şiddetle kafamı çarptığımda komaya gireceğimi biliyor olsaydım, şu anda bunları yazmak yerine bir gün uyanmayı bekliyor olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Geçen gün yolda yürürken bir adam gördüm. Bir bacağı yoktu. Ancak o kadar uzun boyluydu ki bir bacağı olmayan birine göre çok daha bir bacağı olmayan biri gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İnsanın silahı varken öldüreceği birilerinin olmaması, öldürecek birileri varken silahının olmamasından çok daha kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bütün kalmaya çalışmak yorucu bir şey. En azından benim gibi, sürekli parçalanan bir zihne sahip insanlar için. Ama bunun için basit formüller geliştirilebilir. Kabuslarla uyandığınız gecelerde yatağın diğer tarafına geçip uyumayı deneyin mesela, etkili oluyor. Tebdil-i mekanda hemen her zaman ferahlık vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bir yakınınız madde bağımlısı olduğu anda, bir madde bağımlısının yakını olmuş oluyorsunuz. Madde bağımlısı yakını olmak işte bu kadar kolay. İnanılmaz değil mi? &lt;a href="http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/katalepsi.html"&gt;Burada&lt;/a&gt; bununla ilgili bir şeyler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Geçenlerde internette bir kıza rastladım. Benim burada yazdığım yazıların önemli bir kısmından oldukça uzun bir kolaj yapmış. Kendisi yaşamış ve yazmış gibi yayınladığı için sahiden bütün bunlar onun hikayesiymiş gibi düşünmeye çalıştım. Onun yerinde olsam dayanamazmışım gibi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıldım şimdi. Böyle havaları sevmiyorum.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5714738273362750757?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5714738273362750757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5714738273362750757&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5714738273362750757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5714738273362750757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/09/garip-seyler.html' title='Garip Şeyler'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4574162242313539207</id><published>2011-08-23T03:21:00.002+03:00</published><updated>2011-08-23T03:25:51.209+03:00</updated><title type='text'>Piç</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;-Abiye araba mı çarptı, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyu belime kadardır herhalde, en fazla birkaç santim daha olsun. Gözlerinin yerinde pırıl pırıl 2 zeytin. O, zeytinleriyle sedyedeki abimi merakla incelerken ben de dikkatle onun başına ne geldiğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü bulunduğumuz yer, başına bir şey gelenler tamirhanesi. Kelimenin her anlamıyla başına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacık saçlarının arasından çok belirgin ameliyat izleri seçiliyor.  O izleri tanıyorum. Boğazındaki trakeostamiden kalan izleri de. Bu izleri tanıyorsanız, bunlardan çok daha fazlasının olduğunu da bilirsiniz. Bu yüzden sorusunu, “Abiye araba çarptı di mi?” diye teyit etmek istediğinde, kafasında kurduğu şeyi bozmamak için sadece gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeye benzemeyen bir şey yaşadığınızı düşünürken, benzer bir şey yaşayan biriyle karşılaştığınızda duyduğunuz sevinç neresinden baksanız acıklıdır. Çünkü insan kaçınılmaz olarak kıyaslama ihtiyacı duyar. İyi ya da kötü olmak, ancak bir noktayı ölçüt olarak aldığınızda belirleyebileceğiniz kavramlardır. Abim o çocuğun noktasıydı. Ve o çocuk o noktaya göre çok daha iyi durumdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koridorun diğer tarafındaki annesine doğru heyecanla “Anne, bak bu abiye de araba çarpmış!” diye seslendi. Kimden daha iyi olduğunu annesine göstermek istediği çok belliydi. Annesi yanımıza geldi. “Öyle mi?” dedi sessizce. “Yok, dedim, değil de kaza işte bizimkisi de.” “Sağlıksız gördüğü herkese araba çarptı sanıyor.” dedi. Benim için fark etmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsmi ne?” diye sordu çocuk. “Aydın” dedim. “Yürüyemiyor mu?” dedi. Cevap vermek istemedim. Sonra abimin elini tuttu. Kulağına yaklaşıp, “Üzülme Aydın abi,” dedi, “eskiden ben de yürüyemiyordum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abimin birkaç boy küçültülmüş maketi gibiydi. Annesi, tekerlekli sandalyesini sürüp onu asansöre doğru götürürken bana bakıp göz kırparak çaktırma dercesine gülümsedi. Piçin tekiydi. Durduk yere beni de gülümsetti.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4574162242313539207?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4574162242313539207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4574162242313539207&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4574162242313539207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4574162242313539207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/08/pic.html' title='Piç'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2057022569843245821</id><published>2011-07-29T02:37:00.001+03:00</published><updated>2011-07-29T04:34:07.586+03:00</updated><title type='text'>Yerli rehber daha fazla ilerlemek istemiyor</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;O gece geçmek bilmiyordu. Genç kadın, sıkıntıdan evladını kesmek üzereydi. Sair günlerde azıcık boş zaman yakalamak için kendini paralayan genç kadınımız bomboş bir zamanın kucağına düşmüş, ancak boş zamanlarda ne yapıldığını unuttuğu için ortalarda Ziraat’in tavukları gibi dolanır olmuştu. Kendini tavuğa benzeten genç kadın derhal tavukları düşünmeye başladı. Tavuklar gerçekten çok enteresan hayvanlardı. Gerek delici bakışları, gerekse netameli yürüyüşleriyle tam bir seri katil portresi çiziyorlardı. Kendilerine forma şansı verilse hayvanlar aleminin ebesini sikebilirlerdi mesela. Küçük ama etkili hayvanlardı. Tavukları sevdi genç kadın. Keşke, diye geçirdi içinden, keşke bir tavuğum olsaydı. Ama o gece genç kadınımızın sıkıntısını geçirecek bir tavuğu bile yoktu :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzanıp iki elini kafasının arkasında birleştirdi ve gökyüzünü izlemeye koyuldu talihsiz genç kadın. Bahçedeydi çünkü. Yoksa evin içinden gökyüzü nasıl görünecek la, saçmalamayın. Yıldızlara baktı. “Olum nasıl düşmüyorlar lan harbiden” diye düşündü. Fizik yasaları aklına gelince rahatladı. İyi ki de fizik yasaları vardı. Çünkü fizik yasaları olmasaydı yıldızlar hafazanallah insanın üstüne üstüne kayarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünden herhangi bir atraksiyon çıkmayınca bitkilere yöneldi genç kadınımız. “Sulasam mı la şunları” diye kısa bi tereddüt yaşadı. Sonra üşendi elbette. Yattığı yerden bitkileri düşünmeye başladı. Ama hangi birini düşünsündü. Mevlam türlü çeşit bitki yaratmıştı nihayetinde. Herhangi bir bitkiye odaklanamayınca bitki köklerini düşünmenin daha lokal bir çözüm olacağına kanaat getirdi. Ancak bitki köklerini düşünmek korkunç bir şeydi. Genç kadınımızın içine fenalıklar geldi. Klostrofobisi mi azdı n’oldu lan acaba. Her neyse işte kötü etkilendi genç kadınımız. Hiçbir bitkinin kökü olmak istemediğine karar vererek zihninde bu meseleye noktayı koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O esnada mucize kabilinden bir şey oldu ve genç kadınımızın bahçede götünü başını yaydığı yere bir kirpi geldi. Sevinç çığlıkları attı genç kadın. İçi, kirpiye sarılma arzusuyla doldu taştı. Çevik bir hareketle kirpinin yanına gitti. Ancak insaniyetsiz kirpi genç kadınımızı görünce dikenlerini dikti hemen. “Ne bakıyosun bilader” bakışları fırlattı. Genç kadınımızın turist kız sempatikliğini hiç sikine takmadı. Halbuki n’olurdu lan azıcık yüz verseydi. İki medeni hayvan gibi takılırlardı ne güzel :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç itibariyle o gece talihsiz genç kadınımızın yarasına hiçbir mahluk işemedi. O da kalkıp son sigarası eşliğinde bunları yazdı. Haa, yazdı da n’oldu, derseniz, elbette hiçbir sikim olmadı.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2057022569843245821?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2057022569843245821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2057022569843245821&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2057022569843245821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2057022569843245821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/07/yerli-rehber-daha-fazla-ilerlemek.html' title='Yerli rehber daha fazla ilerlemek istemiyor'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7589812415456314394</id><published>2011-07-28T20:50:00.012+03:00</published><updated>2011-07-28T21:06:29.070+03:00</updated><title type='text'>Acil Servis</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;-Alo. Ya şey benim bir ambulansa ihtiyacım var.&lt;br /&gt;-Sorun nedir?&lt;br /&gt;-Ohoo sorun çok. Hangisinden başlayayım?&lt;br /&gt;-En acil olandan lütfen.&lt;br /&gt;-Çişim var :/&lt;br /&gt;-Hanfendi rica ederim hattımızı meşgul etmeyin.&lt;br /&gt;-Asla katiyen öyle bir niyetim yok. Heyecanlanınca çişim geliyor da o yüzden öyle dedim. Benim harbiden bir ambulansa ihtiyacım var.&lt;br /&gt;-Hasta olan siz misiniz?&lt;br /&gt;-Aşk olsun. Bu kadar da şeyapmanız gerekmiyor yani.&lt;br /&gt;-Kapatıyorum.&lt;br /&gt;-Durun durun! Hasta olan ağbim. Yani tam hasta da diyemeyiz bence çünkü herhangi bir hastalığı yok. Şekline şemaline baksanız turp gibi. Bir de yakışıklı ki kerata sormayın gitsin.&lt;br /&gt;-Sormayayım o zaman. İyi günler.&lt;br /&gt;-Sorun!! Yani durun. Yani sorun şu ki benim onu hastaneye götürmem gerekiyor.&lt;br /&gt;-Acil bir vaka mı?&lt;br /&gt;-Yok yok eski aciliyeti kalmadı çok şükür. Götürüp ozon tedavisi yaptırıcam. Böyle kulağından filan gaz sıkıyorlar. Çok acayip bi teknoloji. Makatından sıkılan hastalar bile var töbe yarabbim.&lt;br /&gt;-Hastanızın nesi var?&lt;br /&gt;-Eksiksiz bir bedeni var. Ama şimdilik kendisi o bedenin içinde ikamet etmiyor.&lt;br /&gt;-Felç mi hastanız?&lt;br /&gt;-Yok  hayır felç değil.&lt;br /&gt;-O halde başka bir yöntemle götürmenizi tavsiye edeceğim çünkü şu anda bütün ambulanslarımız hasta naklinde ve felçli olanlara öncelik tanıyoruz takdir edersiniz ki.&lt;br /&gt;-Başka bir yolla götürebilecek olsam niye sizi arayayım diy mi? Ay vallahi size ilahi diyorum şu an ambulansçı hanım. Yoksa ben de bilirim onu arabaya motora ne bileyim bir kuru yük gemisine filan bindirmeyi ama yürüyemiyor kendisi.&lt;br /&gt;-Felç yani.&lt;br /&gt;-Ya felç değil! Şimdilik yürüyemiyor. Daha önce yürümüşlüğü var. Çok gördüm. Birlikte nerelere yürüdük biz onunla. Hatta şimdi burdan bakınca inanılmaz geliyor ama leopar gibi koştuğumuz günler bile oldu. Bir keresinde uçurtma uçurmaya çalışırken ne biçim de düşmüştü var ya sfdsfdfssgsf. Çok gerizekalıdır kendisi.&lt;br /&gt;-Not alıyorum o zaman zihinsel engelli felçli hasta diye.&lt;br /&gt;-Ne münasebet! Zihinsel engelli filan değil benim ağbim! Ben sevdiğim için öyle diyorum. Kafası zehir gibidir. 2 dakka sohbet etseniz anında sizi kafakola getirir. Ama işte konuşmayı bıraktı. Aynı gün yürümeyi de bıraktı zaten. Ama felç değil. Bilinçlerinde sorun var sadece.&lt;br /&gt;-Hastanın bilinci mi kapalı?&lt;br /&gt;-Tam kapalı sayılmaz aslında. Bazen açılıyor ama anca bana kadar işte. Aralık diyelim. Arada bir cereyan yapıyor.&lt;br /&gt;-Bilinci kapalı felçli hasta için sıraya alıyorum sizi.&lt;br /&gt;-Felç değil diyorum anlamıyor musunuz!&lt;br /&gt;-Yürüyemiyor diyorsunuz?&lt;br /&gt;-Yürüyemiyor ama bu bir daha yürümeyeceği anlamına gelmez di mi? Felç olsa hadi neyse diyeceğim de felç değil çünkü.&lt;br /&gt;-Anladım hanfendi. Ben ambulans için bir adres alabilir miyim lütfen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Felç değil :/&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7589812415456314394?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7589812415456314394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7589812415456314394&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7589812415456314394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7589812415456314394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/07/acil-servis.html' title='Acil Servis'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5306126321760280699</id><published>2011-07-01T02:09:00.003+03:00</published><updated>2011-07-01T03:00:36.966+03:00</updated><title type='text'>At Kafası</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Çok sevgili panpiş okurlarım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazma işini gayetiyle kolpaya bağladığımın farkındayım, herhalde yani lan, ne sandınız. Ne yaptığımı bilen biri olmasam da ne yapmadığımı bilen biriyim en nihayetinde. İçinizden bazı Allahsızlar gerek mailleriyle olsun gerek twitter falan dalgasıyla gerekse efendime söyleyeyim işte telefonla taciz filan bu şekil hareketlerle üzerime üzerime gelerek üzerime üzerime geliyorlar. Tam olarak ne yaptıklarını ben de bilmiyorum :/ Ayrıca içinizden hemen hemen hepinizin akıl hastası olduğunu düşünüyorum ve bu beni çok tahrik ediyor sdfsdfsddsd. Saçmalamayın lan, düzgün düşünün. Tahrik vaziyeti yok. Oh yes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen ben de nerdeyse her gün bir şeyler yazayım diyorum tamam mı. Böyle ne bileyim işte sessizlerin sesi, dişsizlerin dişi, böbreksizlerin böbreği olayım istiyorum. Kelebek etkileri yaratayım, barış elçisi olayım, fokları kurtarayım istiyorum :/ İyice delirdiniz. Delirmeseniz iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen at çiftliğine gittim mesela. Atlar vardı işte. Biniliyor filan, acayip. Kızlar tuvaletine at sıçmıştı la sdfgsfdgsfdgs. Niye böyle davrandı hiç anlamıyorum :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra mesela birtakım düğün müsamerelerinde bulundum. Oyun havası dinlemekten kafam cücüklendi :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında bir sürü ipnelikler filan oldu ama gördüğünüz gibi canım yazmak istemiyor :/ Bütün bunları, canımın yazmak istemediğini görün diye yazdım. Ama bi ara şeyapçam yani, rahat olun :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbüyorum mıncırıklarınızı. Canlarım. Laaaaaağğn!&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5306126321760280699?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5306126321760280699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5306126321760280699&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5306126321760280699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5306126321760280699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/07/at-kafas.html' title='At Kafası'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7562051240539294139</id><published>2011-05-17T01:58:00.001+03:00</published><updated>2011-05-17T02:02:39.750+03:00</updated><title type='text'>Asab-ı Mesel #3</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Saçlarım, kelimenin tam anlamıyla başıma bela olmaya devam ediyordu. Yaşadığım sıkıntılara bir son vermek için bugün nüfus idaresine gitmeye karar verdim. Sonra gittim. Ama önce dişçiye gittim. Dişçi ağzıma çaktı. Çok acıttı lan. Amına koyim ben o dişçinin :/ Alt çenem anestezili bir vaziyette nüfus idaresine girdim. Sırada bi milyon kişi var. İşim hallolmayacaksa beklemeyeyim diye insan kılığında birine danıştım ben önce. Sıranızı bekleyin dedi. Kaynak yapmıyoruz ki bilader, bir şey danışıyoruz dedim. Tıslayarak söylüyorum tabi bunu, çenem uyuşuk olduğu için :/  Olsun sıranızı bekleyin dedi. Kendisi bence orada orospu çocuğu olarak çalışıyor, bilemiyorum. Ama ben uslu bir kız oldum ve sıramı bekledim. Sıram geldiğinde çoktan canımdan bezmiştim. Memure, kimlikteki fotoğrafıma baktı, bana baktı, sonra yine fotoğrafıma filan… Son zamanlarda alışık olduğum şey. Başka bir kimlik alabilir miyim dedi. Ya alamazsın nasıl alacaksın, ehliyetim daha çıkmamış, bu nüfus kağıdıyla da pasaport vermiyorlar dedim. Zaten bu sebeple geldim dedim. Akbil olmaz mı dedim. Olmaz dedi. Ben yine de şansımı denemek istiyorum, cüzdandan akbili çıkarmaya çalışıyorum ama akbildeki fotoğraf hepten bambaşka zaten. Hiç çıkarmadan yerine soktum, neme lazım. Önce tatlı tatlı konuştum. Yani uyuşuk çeneyle ne kadar tatlı olacaksa işte. Bakın dedim, ben zaten bu kimlikle ilgili sorun yaşıyorum dedim, sorun yaşamasam niye size geleyim ki di mi dedim, manyak mıyım ben ayol dedim, hayır yani canım sıkıldı ne yapsam ne yapsam diye düşünüp kimlik yeniletmeye gelmiş olamam di mi dedim. Böyle böyle uzattım konuşmayı. Ağzımın kenarından tükürükler akana kadar konuştum. Amacım gevezelikle kafalarını bulandırmak ve yeter ki susayım diye kimliğimi verip beni sepetlemelerini sağlamaktı. Ancak karşı taraf kolay kolay pes edeceğe benzemiyordu ve lanetler gelsin ki tüm kozlar onların elindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şıllık, ben konuşurken nüfus kağıdımı ve yanı sıra sinirlerimi iyiden iyiye hırpaladı. Çenem zaten hırpalanıktı. Aşılmayacağı besbelli aksilikler yüzünden kafam löpçük gibi oldu böyle. Neymiş, fotoğraftaki halime hiç benzemiyormuşum. Bu nüfus kağıdının sahibinin ben olduğumu hiç sanmıyormuş zart zurt. Söyledikleri uğultu gibi gelmeye başladı. O ara gözüm karardı ve tabi yanımda beni kolumdan çekeleyecek kardeşim de olmadığı için…  :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkamda bir enkaz bıraktığıma emin olduktan sonra hışımla çıktım. Susamıştım. Su aldım. Kafaya dikiyorum ama çene hakimiyetimi kaybetmemden mütevellit sağ alttan aşağı akıyor sular. İçiş kontrolüm sıfır :/ Şişe kafamda dikiliyken ve sular süzülürken ulan acaba harbiden ben kendim değil miyim diye bir düşünce patladı kafamda. Sonra hikaye biraz çetrefillendi tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin bütün resmi kurumları benim ben olmadığıma bu kadar emin olduğuna göre kesin haklıydılar. Koskoca devletten daha mı iyi bilecektim canım. Belli ki kendimi öldürüp yerine geçmiştim. Acaba nasıl öldürmüştüm kendimi? Bıçaklamış olabilir miydim? Ay yazık bana yaa :( Yok ya bıçaklasam kesin bilirdim, her yer kan olurdu filan. Vurmuş da olamazdım çünkü silahım yoktu ve zaten o da kanlı bir çözüm olurdu. Ay acaba zehirlemiş miydim kendimi? Evet evet, kesin zehirlemişimdir. Pratik bir cinayet işlemişim lan, aferin bana. Cesedi n’apmışımdır acaba? Bence onu da sonra düşünürüm deyip olduğu yerde bırakmışımdır, tembelim zaar. Cesedim evimdedir yani, panik yapmayın. Sonra işte cüzdanımı telefonumu filan çalıp vurmuşumdur kendimi sokaklara…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde bir türlü uygun yeri denk getirip içemediğim suyun şişesi, aklımda kendi kendini öldürüp yerine geçen bir dublör katilin hikayesiyle aşırı miktarda yürüdüm. Hiçbir ülkenin vatandaşı olmamanın mümkün olduğu bir dünyanın tatlı hayaliyle biraz sakinleşmiş olsam da aşırı miktarda yürümesem eyiydi. Bacaklar pert :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbüyorum mıncırıklarınızı. Laaaaağğğn!!&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7562051240539294139?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7562051240539294139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7562051240539294139&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7562051240539294139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7562051240539294139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/05/asab-mesel-3.html' title='Asab-ı Mesel #3'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8043118513950751864</id><published>2011-05-17T01:48:00.001+03:00</published><updated>2011-05-17T01:48:41.086+03:00</updated><title type='text'>Asab-ı Mesel #2</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Saçlarımı kestirdiğimden beri başıma gelen saçmalıkların haddi hesabı yoktu. O günden bu yana kimlik belgesiyle çözmem gereken her işte cinnet göstergem tavan yapıyordu. Zira kimliğimdeki fotoğrafıma pek benzediğim söylenemezdi. Resmi makamlardaki muhataplarımı, kendimin kendim olduğuna ikna etmek için türlü çeşit taklalar atmam gerekiyordu. Ancak doğuştan suçlu biri olduğuma dair sarsılmaz inancım ve dolayısıyla yaşadığım gerilim yüzünden başarılı olmam her zaman mümkün olmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela geçenlerde atalardan dedelerden kalma arazinin devir teslim töreni için bütün sülale toplanmıştık. Ama zor bir toplaşmadan bahsediyorum. Bu iş için tee ebesinin amından gelen akrabalarım vardı yani. Neyse, tapu dairesinde birtakım aksilikler oldu ve iş ertesi güne kaldı. Aslında bu bile benim oralarda hadise çıkarmam için yeterliydi ancak büyük bir gayretle sükûnetimi korudum dostumlarım. Valla korudum. Epey korudum yani. Kardeşim beni kolumdan çekip çıkarmasa daha da korurdum bence :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün o toplaşmaya dahil olmam söz konusu bile olmadığı için kardeşe vekalet vereyim dedim ben. Yani ben demedim de daha aklıselim biri dedi. Bu arada noterin kapanmasına sayılı dakikalar kalmış. Biz her türlü trafik kuralını ihlal ederek notere yetiştik. Vekaleti vericem ve bir daha bahsi geçen akrabalarımla herhangi bir cenazeye kadar görüşmicem, planım bu. Noterde bir tane orospu vardı. İçeri girerken kendisinin orospu olduğunu henüz bilmiyordum tabi, gündemim farklıydı. Zira bir A4 kağıdı için eşşek hayvanı kadar para istediklerini öğrenmiştim ve sinirim bu noktada yoğunlaşmıştı. Bahsi geçen orospu nüfus kağıdıma baktı, sonra bana baktı, sonra tekrar nüfus kağıdıma derken gayet normal bir şekilde soğuk damgamın uygun olmadığını ve nüfus kağıdımı değiştirmem gerektiğini söyledi. Ben idrak edemedim tabi başta. Hangi vezneden hallediliyor filan diyorum. Kadın nüfus idaresinden demesin mi? Ne yani bugün hallolmayacak mı bu iş? Olmazmış. O kimlikle bana herhangi bir belge vermesi katiyen mümkün değilmiş. Zaten kimliğimdeki kişiye de hiç benzemiyormuşum. Bunu bi de böyle kinayeli kinayeli söylüyor. Benim kafadan alarm sesleri duyulmaya başladı. “Bana baksana sen, ben o soğuk damgayı alır senin…” Derken kardeşim beni kolumdan çekip çıkardı ve başka bir notere gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O noterdeki memureler orospu değildi ama bence istidatları vardı. Çünkü onlara da fotoğraf beğendiremedim. Yenisini çektir gel dediler. Ya ben hangi arada yeni fotoğraf çektireyim diye çemkirmeye başlamıştım ki kardeşim beni kolumdan çekip çıkardı ve fotoğrafçıya gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafçı, bilgisayarda batak oynamakla meşguldü ve haline bakılırsa beni fotoğraflamaya hiç niyeti yoktu. “Dikkatinizi çekmek için mayo filan mı giyeyim nabayım” derken kardeşim kolumu cimcikledi. Adam bir zahmet kalkıp çekti fotoğrafımı işte. En şipşakından istedik ama bu, işimizin acil olduğunu anlatmaya yetmemiş olacak ki adam batak oynamaya geri döndü. Fotoğrafların arka taraftaki makineden çıktığını gördüm ama bizim kumarbaz, bilgisayarın başından kalkmıyor, fotoğraflarımı vermiyordu. Noter kapandı kapanacak. Sinirlenmekten yorgun düştüğüm için ağzımı açacak halim de kalmamış. Gözümü karartıp makine ve adamla aramızdaki kapıyı açtım ve fotoğraflarıma doğru çevik bir hareket yaptım ki kardeşim beni kolumdan tuttuğu gibi… :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gün yaşadığım asabiyetli meseleler yüzünden yüzüm kireç gibi çıkmıştı. Tıpkı at hırsızlarına benziyordum. Arkada birkaç çizgi filan olsa direkto mahpus fotoğrafı gibiydi yani. Ama mühim değildi. Vekaletime kavuşmuştum. O vekalet sayesinde bütün sikko bürokratik işleri kardeşime kasıp ilk otobüsle evime kaçtım. Ama sizin de tahmin edeceğiniz gibi, hikaye burada bitmedi dostumlarım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8043118513950751864?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8043118513950751864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8043118513950751864&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8043118513950751864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8043118513950751864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/05/asab-mesel-2.html' title='Asab-ı Mesel #2'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5741929370661546184</id><published>2011-04-29T00:35:00.000+03:00</published><updated>2011-04-29T00:36:25.161+03:00</updated><title type='text'>Yarım</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Uykusuz görünüyorsun dedim. Başını önüne eğdi. Ellerine baktı. Ne cevap vereceğini bilemeyen insanlar genelde böyle yaparlar. Ellerine baktım. Çok küçük değildiler. Çok temiz ya da çok güçlü de sayılmazlardı. Bu kısımda bir anlam arayanlar için Mesut’un ellerini, dilin imkânlarını kullanarak uzun uzun betimleyebilir, bir sanat eseri kıvamına getirebilirim. Ancak edebiyatı yalanlara alet etmek günahtır. Mesut’un, herhangi bir çocuk gibi elleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar başında çok vakit geçirdiği için uykusuz kaldığından neredeyse emindim. O ellerine bakarken ben de bununla ilgili nasıl bir ikazın daha doğru olacağını düşünüyordum. Apartmanın işleri, dedi mahcup, biraz geç bitiyor da… Şaşkın zihnimden, o anda sorulacak soru en dandik şekliyle döküldü: Nasıl yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha iş kalmasın diye herkes uyuduktan sonra siliyormuş merdivenleri. Zaten o saate kadar da bir kuaförde çalışıyormuş. “Aile gelirine katkıda bulunmak için.”  Bunu söylerken yanakları kızardı Mesut’un. Mesut’un diyorum, bunu söylerken yanakları kızardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne de olmayınca biraz şey oluyor tabi dedi. Ne zamandır yok anne dedim. 4 yaşımdaydım dedi. Kaza mı hastalık mı dedim. Yok, dedi, öyle değil. Ölmemiş annesi. Kardeşi engelli doğunca bırakıp gitmiş. Burada engelli kelimesini kullanmayı ben seçtim çünkü edebiyat bunu gerektirir. Mesut ise sakat kelimesini kullanmakta hiçbir beis görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesut’un akşamları birtakım kadınların saçlarına şekil veren, geceleri apartmanın merdivenlerini silen, sakat kardeşinin ihtiyaçlarını gideren annesiz ellerini tutmak ve ona bütün bunların geçeceğini söylemek istedim. Ama bir çocuğu kandırmak da günahtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat çok zor di mi Mesut, dedim ellerime bakarken. Sustu biraz. Alıştım, dedi sonra kısık bir sesle. Yüzünün yarısıyla gülümsedi. Sonra herhangi bir çocuk gibi olan ellerini de alıp gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları, o yüzün yarısını unutmamak için yazdım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5741929370661546184?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5741929370661546184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5741929370661546184&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5741929370661546184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5741929370661546184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/04/yarm.html' title='Yarım'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4754748753779684371</id><published>2011-04-04T19:14:00.004+03:00</published><updated>2011-04-04T19:16:43.402+03:00</updated><title type='text'>Film Tanıtım Yazısı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-xOnGxUxo1jI/TZnukkB5GzI/AAAAAAAAAP4/N9q0s1Sl8zQ/s1600/i_saw_the_devil.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 253px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-xOnGxUxo1jI/TZnukkB5GzI/AAAAAAAAAP4/N9q0s1Sl8zQ/s400/i_saw_the_devil.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591762724271495986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Amına koyim lan ben böyle filmin :/&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4754748753779684371?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4754748753779684371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4754748753779684371&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4754748753779684371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4754748753779684371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/04/film-tantm-yazs.html' title='Film Tanıtım Yazısı'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-xOnGxUxo1jI/TZnukkB5GzI/AAAAAAAAAP4/N9q0s1Sl8zQ/s72-c/i_saw_the_devil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6260278096055496133</id><published>2011-04-02T23:34:00.003+03:00</published><updated>2011-04-02T23:38:49.363+03:00</updated><title type='text'>Mont</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;   "Kendime piç kurusu demeyi sevmeye başlamıştım o  zamanlarda. Halbuki içimdeki bin kişinin mahşer yerini andıran büyük bir  ayinle kelimeyi şahadet getirdiği o uzun akşamın ertesi günüydü daha.  Bu kadar kısa sürede bu kadar bozulmama kendim bile şaşırmıştım.  Üşüyordum. Büyük ihtimalle gün içinde hava buz gibiyken motorla gezdiğim  için olmalıydı bu üşümem. Piç kurusuydum çünkü ben, soğuk da olsa  motorla gezerdim. Yine de şükretmem lazımdı ya piç ıslağı olsaydım kesin  daha çok üşürdüm. Hem daha bi önceki gribin öksürüğünü atlatamamıştım,  öksürürken hala ciğerlerim götümden çıkacak gibi oluyordu. Bu arada  götümü hayal etmeyin sikerim belanızı ben seviyorum onu da. Hem ne biçim  sapıklar oldunuz başıma piç kuruları sizi. İçimde dün akşamki ayinden  kaçmiş olan bi kaç ibne kaldı, kesin onlar bana küfür ettiriyor. Dün  gece onlar da görseydiler cennetle cehennemi, bu gün kesin namaza  başlarlardı pezevenkler. Üşüyordum harbiden başkalarına sıcak gelen o  gecede. Yatmıştım ve üstüme yeğenimin küçük mor kapşonlu şişme montunu  örtmüştüm. Tabi yeğenim küçük olduğundan vücudumun sadece çok az bi  kısmını örtebilmiştim. Onun şirinliğinden bulaşmış olan mont belki de  onun için ısıtıyordu örttüğüm yerlerimi. Emin değildim ama ısıtıyordu  sonuçta ve ben o şişme montu ilk defa o zaman sevmiştim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları kardeşim yazdı. Kendisi tam bir gerizekalıdır. Beni soracak olursanız size ne lan?! Bir de kalkıp hesap mı vericem şu yaştan sonra! Adeta tohumunuza para saymışım gibicesine. İbneler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbüyorum mıncırıklarınızı. Si yu.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6260278096055496133?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6260278096055496133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6260278096055496133&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6260278096055496133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6260278096055496133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/04/mont.html' title='Mont'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-533958664678451600</id><published>2011-03-16T23:24:00.003+02:00</published><updated>2011-03-16T23:43:08.560+02:00</updated><title type='text'>Kramp</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;İbrahim Tatlıses konuşmaya başlamış. İbrahim Tatlıses, sağ frontal lobundan yediği kurşuna rağmen konuşmaya başlamış. Şimdi buna hiçbir şey demeyeyim diyorum da, bir yandan da nasıl demeyeyim?&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağbimin, sağ frontal lobunun motordan düşüp patlamasının ertesi günü yoğun bakıma bir adam getirmişlerdi. İntihar etmiş. 3 tane adam öldürmüş, 2’sini evvelden. Senelerce hapis yatmış. Sonra çıkmış, bok gibi bir sebeple gençten bir adamı öldürmüş 1 gün önce. Kaçmış. Ertesi gün köşeye sıkıştırmış bunu polisler. Bu da yakalanacağını anlayınca kafasına sıkmış. Ölmemiş de hiç yaşar umudu yok doktorlara göre. Zaten 70 yaşında, hem çok da içermiş sağlığında, çok sağlıklı değilmiş yani. Haberlerini alıyoruz, sürekli karşılaştırıyoruz filan. Her gün öğle saatlerinde yoğun bakım hastalarını kameradan gösterirler yakınlarına. Ağbimi izlerken Niyazi amcayı da görüyoruz biz. Kafasının üstünde ikinci bir kafa daha var sanki, öyle şişmiş. Yüz göz haşat durumda zaten, ölür diyoruz. Oysa benim ağbim melekler gibi uyuyor. Kafasındaki bandajları görmesen güneşleniyor sanırsın, yüzünde güneşler var yani, öyle güzel. Biz her gün ağbim bize el sallayacakmış umuduyla bakıyoruz oraya ve eğer Allah tek bir hak kullanacaksa, yani Niyazi amca çirkin, üstelik katil, yetmezmiş gibi intihar etmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler geçiyor. Ağbim kameralara el sallamıyor, bu bir şaka değil. Yok be şakadır yine de, aklımız yerinden çıkmadan uyanırsa eğlencesi azalacak, iyice kanırttıktan sonra el sallar diyoruz. Ama Niyazi Amca kesin ölür. Çünkü söylemiş miydim, Niyazi amca çirkin, üstelik katil, yetmezmiş gibi intihar etmiş. Benim ağbim şampiyon... Benim ağbim şampiyon… Benim ağbim şampiyon…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. gün doktorlar bana diyor ki boğazını keseceğiz. Nefes alma zımbırtısı takmak gibi kutsal gerekçelerle çıkıyorlar karşıma. Ama benim ağbimin boğazını kesecekler! İmza at diyorlar bana. Ben bir garip İbrahim oluyorum. Elime zorla tutuşturdukları bir bıçak. Hemen altında İsmail’imin boynu; gencecik. Ahh diyorum sadece, göğe bakıp bir koç inmesini diliyorum. İnmiyor. İmzayı atıyorum. Kesiyorlar ağbimi. Aynı gün Niyazi Amcayı da. Ama zaten dediğim gibi, Niyazi amca çirkin, üstelik katil, yetmezmiş gibi intihar etmiş. Benim ağbim baba… Benim ağbim oğul… Benim ağbim eş… Benim ağbim kardeş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. gün burundan beslemeye devam edemeyeceklerini söylüyorlar. Bu sefer karnına göz dikmişler. “Hortum sokacaklar ağbi, denyoluk etme de kalk artık!” diye sesleniyorum son bir umut, bizim paşazadede tık yok. “Kesin anasını satiyim” diyorum, acımayın ibineye. Kesiyorlar yine ağbimi. Elbette Niyazi Amcayı da. Ama siz de biliyorsunuz ki Niyazi amca çirkin, üstelik katil, yetmezmiş gibi intihar etmiş. Benim ağbim it. Benim ağbim eşşek. Benim ağbim şakanın bokunu çıkarmadan rahat etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tomografiden tomografiye görüyoruz ağbimin canlısını. O kısacık zamanda, ne kadarının canlı kaldığını anlamaya çalışıyoruz. “Gülümsüyordu sanki lan.” diyoruz, “Annemin sesini duyunca nasıl da gözlerini kırpıştırdı di mi?” diyoruz, hızlı hızlı tekrar yoğun bakıma alınırken kulağına MP3 playerlar tıkıştırmaya çalışıyoruz, mikropludur diyorlar, siz de ellemeyin onu diyorlar, o zaman bu ellerimizi nereye koyalım biz? Aklımızı hangi köprüden aşağı atalım? Niyazi Amcayı da götürüyorlar tomografiye ama söylememe gerek yok, o çirkin, katil ve intihar etmiş. Ha bir de, 70 yaşında. Benim ağbimin elleri ne güzel, benim ağbimin gözleri ne güzel, benim ağbim bebek daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. gece gözlerini açıyor ağbim. O gece yıldızlar ne kadar çok vardı hatırlıyor musunuz? Biz diyoruz ki sabaha kadar konuşmaya da başlar. Çünkü bir de zaten benim ağbimin sesi ne biçim de güzel. Hemen kalkmasına gerek yok, o konuşmaya başlayınca günler şıp diye geçer zaten, zamanla kalkıp tekrar motora bile biner. Sabah oluyor. Ağbim konuşmaya başlamıyor. Ama Niyazi Amca da gözlerini açıyor. Üstelik çirkin, katil ve aman ne bileyim. Benim ağbimin sesi gelse… Benim ağbimin sesi gelse… Benim ağbimin sesi gelse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45 gün sonra, durumlar spontan bir seyre dönünce yoğun bakımda yer işgal etmemeleri adına ikisi için servis odasını yoğun bakıma dönüştürüyorlar ve ağbimi bize veriyorlar. Biz ağbimi ne yapacağımızı bilmiyoruz çünkü o hiç bıraktığımız gibi değil. Üstünde birtakım deneyler yapmışlar gibi görünüyor. Gözlerinde odak problemi var, ikisi farklı yönlere bakıyor. Sanki bir gözü kalk gidelim diyor diğeri bok yeme otur aşağı. Doktorların dediğine göre de zaten vaziyeti bu, hayatımız hayati tehlike olmuş. Bu arada eşine “Hayatım” değil “Hayati” derdi gerizekalı. Her neyse, biz ağbimden geriye kalan şeye iyi bakmaya çalışıyoruz ki aramıza döndüğünde ağzımıza sıçmasın. Ona yaptığım manikürü kendime yapmıyorum la, doktor ölüm döşeğinde dedikçe ben manikür yapıyorum, ona verdikleri ilaçlar ne hissettiriyor anlayayım da kötü bir şeyse vermeyeyim diye ilaçlarını içiyorum, “kendi kendine nefes alır ya bence” diye kafayı kurup trakeostami zımbırtısını peçeteyle tıkıyorum filan, ölcek gibi olunca korkup hemen çıkarıyorum, muhtelif yerlerine iğneler batırıp canının acıyıp acımadığını kontrol ediyorum kimseye çaktırmadan, böyle şeyler. Refakatçisi uyuyunca Niyazi Amcaya da yapıyorum aynılarını. Tık yok. Matrix’e bağlanmışlar da enselerinden kod basıyorlar sanki pezevenklerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 ay kadar geçiyor. Dinlenmek için evde kaldığım bir gecenin sabahında hastaneye geliyorum. Odaya giriyorum. Her zaman yaptığım gibi önce “Ağbi n’aber?” diyerek giriyorum içeri. Yine konuşmuyor pislik, artık şaşırmıyorum. Aynı olumsuz beklentiyle Niyazi Amcaya soruyorum, “İyiyim” diyor son derece sakin ve halen çirkin olan suratıyla. Bir ölünün canlandığını görmeye en yakın şeyi o anda görüyorum. Ama benim ağbim… Ama benim ağbim… Ama benim ağbim…&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda hiçbir şeyi bu kadar çok kıskanmadım. Şimdi, vaziyetimizde büyük bir değişikliğin olmadığı 936 günün sonunda diyebilirim ki, ben İbrahim Tatlıses’in konuşmaya başladığını duyunca işte buna yakın bir duygu hissettim. Hayranları kusuruma bakmasın. Kaldı ki ben hayranı olsaydım bile farklı bir şey hissetmezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu akşam havuzda ayağıma kramp girdi. Bu kadar. &lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-533958664678451600?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/533958664678451600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=533958664678451600&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/533958664678451600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/533958664678451600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/03/kramp.html' title='Kramp'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3634556671854639665</id><published>2011-03-09T18:47:00.001+02:00</published><updated>2011-03-09T18:49:51.730+02:00</updated><title type='text'>Kar</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Albino bir çocuk Özgür. Gözleri de beyaz mı diye düşündürecek kadar beyaz, kar yağdığında şeffaflaşan, iyice görünmez olan bir çocuk. O kış zorlu geçiyor. Zaten Doğu’da kışlar hep öyle olur. Özgür okula geç gelmeye başlıyor. Özgür okula niye geç geliyor? Annesine soruyor yeniyetme öğretmen. Sesi, kendine dublaj. Bazı soruların, hiç akla gelmeyecek cevaplarının olabileceğini henüz bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis yüzünden zor kımıldattığı bacaklarının ağrısını geçirebilmek için şalvarının üstünden ovalarken anlatıyor kadın. Özgür okula yürüyerek 3 saatlik mesafede, yürümekten başka şansının olmadığı bir köyde oturuyor. Okula yetişmek için evden çıkması gereken saatlerde hava henüz aydınlanmamış oluyor. Annesi Özgür’ü uyandırıyor. Özgür üstünü giyiniyor. Özgür kapıyı açıyor. Özgür eşikte, gitmiyor! Annesi, kendi dilinde, oğluna soruyor; “Niye gitmiyorsun oğlum?” Özgür, şeffaf ağzıyla özür dilercesine söylüyor annesine; “Korkuyorum anne.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yağıyor. Kar çok yağıyor. Bu kar, yeniyetme öğretmenin bildiği karlara benzemiyor. Evine gidiyor. Bir şişe köpeköldüren açıp pencerenin önüne geçiyor. Özgür’ü düşündüğü çok belli. İçkinin de tesiriyle biraz ağlıyor mu? Bilemiyoruz, hava karardığı için göremedik. Ama önündeki kağıda düştüğü notu masa lambasının ışığı sayesinde çok net seçebiliyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çünkü karanlıkta yola çıkmaktan tüm çocuklar korkar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3634556671854639665?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3634556671854639665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3634556671854639665&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3634556671854639665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3634556671854639665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/03/kar.html' title='Kar'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8109832284425145497</id><published>2011-02-28T00:16:00.005+02:00</published><updated>2011-02-28T00:44:30.507+02:00</updated><title type='text'>Böyle şeyler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-IoWLGkz32-4/TWrN_b56o1I/AAAAAAAAAPw/vkvV-k4iooI/s1600/apaci.JPG"&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Annem az evvel telefonda bana nihavent makamında kalaylar çekti. Kendisi, kendi çocuklarına “Orospu çocukları” diye sövmekte hiçbir beis görmeyen bir kadındır. Bugün, kardeşim, sağlıklı olan ağbim ve sağlıksız olan ağbimin oğluyla motor fuarına gittik biz. Gezdik dolandık birtakım ipnelikler yaptık filan. Beğendiğimiz her motorun üstünde fotoğraflar çekildik böyle apaçiymiş gibicesine. Annem şey dedi işte, n’aptınız ne aldınız filan. Ben de kask aldık deyince “Evde hepinizin götüne 2’şer tane sokacak kadar kask vardı zaten, niye masraf ettiniz?” diye başladı bu. Ağzına geleni söyledi. “Siktirin gidin ne bok yiyorsanız yiyin, ölürseniz sakın bana haber vermeyin, kanınıza bu boku sokan babanızın da mezarını sikiyim, sizin de ecdadınızı sikiyim vs.” diye devam etti konuşma. Açık konuşmam gerekirse, yaşlı kadın haklı dostumlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IoWLGkz32-4/TWrN_b56o1I/AAAAAAAAAPw/vkvV-k4iooI/s1600/apaci.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 257px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-IoWLGkz32-4/TWrN_b56o1I/AAAAAAAAAPw/vkvV-k4iooI/s320/apaci.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578497578157908818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:78%;"&gt;--Apaçi biladerler--&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ancak şimdi şu fotoğraf üzerinden biraz durum değerlendirmesi yapmak istiyorum. Öndeki haşin şey benim kardeşim. Bu arada çok adi çıktınız lan. O kadar dedim size kardeşim şöyle kardeşim böyle yok efendim yakışıklıdır vay efendim tuvalet eğitimi vardır filan diye ama hiçbiriniz oralı olmadınız. Ben de şahsi iç imkanlarımla kendisini annemin evine sepetlemek zorunda kaldım. Şimdi böyle yalnız kaldığım akşamlarda vicdanım didikleniyor yok yere, o son yemeği yapmasaydım filan diyorum. Ama çabuk geçiyor neyse ki. Yeniden yalnız yaşamak süper bir şey olum sdfsdfs. Her neyse, fotoğraftan devam ediyorum. Altımdaki şey bence bir at. Üstündeki şey de benim. Lafı, saçlarımın dip boyasına getirecek olanların ağzını yüzünü sikerim. Çünkü konumuz bu değil. İnsanın dibinin gelmesi çok başka bir konudur. Konumuz şu; şimdi ben şu altımdaki gibi bir şeyle altlı üstlü olduğumda içimde çok acayip duygular şelaleleniyor. Mimiklerimi filan kontrol edemiyorum. Kalbim hızlı hızlı atıyor böyle. Kimsenin anlamasını beklemediğim için nasıl bir duygu olduğunu daha fazla tarif etmeye çalışmayacağım ama mutluluğa yakın bir tarafı olduğunu söyleyebilirim. Kardeşlerim için de durum aynı ve hatta fazlası. Şimdi annem bizi, bu meredi bırakmazsak evdeki kaskları götümüze sokmakla tehdit ediyor. Benim yaşlı annem diyor ki, daha fazla mutsuz olmamak için bu mutluluktan vazgeçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor. Bunu boşuna söylemiyor. Annemi anlıyorum. Annemi o kadar iyi anlıyorum ki kendimi tutuyorum. Ama mutluluk meselesi kafamı karıştırıyor. Böyle şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I love mom.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8109832284425145497?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8109832284425145497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8109832284425145497&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8109832284425145497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8109832284425145497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/02/boyle-seyler.html' title='Böyle şeyler'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-IoWLGkz32-4/TWrN_b56o1I/AAAAAAAAAPw/vkvV-k4iooI/s72-c/apaci.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1468146514383882118</id><published>2011-02-20T23:59:00.003+02:00</published><updated>2011-02-21T00:03:27.858+02:00</updated><title type='text'>Derken</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;...sonra iyi huylu bir Napolyon'un sesi duyulur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yumurtaların birini kuşlara verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsersin.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1468146514383882118?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1468146514383882118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1468146514383882118&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1468146514383882118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1468146514383882118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/02/derken.html' title='Derken'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2614387566510989760</id><published>2011-02-14T21:41:00.002+02:00</published><updated>2011-02-14T21:44:14.739+02:00</updated><title type='text'>Ayrılalım Osman #2</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Daha önce de defaatle belirttiğim gibi, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zira uzun zamandır evim çok pis. Evim pis olunca bazen sinirlerim bozuluyor, biliyorsun, yok yere mezon alan teorisini düşünüyorum. Fizik yasaları beni çok hırpalıyor, ben ayrılmak istiyorum Osman. Geçen gece bütün vidalarımı itinayla söküp kendimi açtım. Anatomik olarak kimseden bir farkım yokmuş, ben de insanmışım. Bunu görmek büyük bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zaten sonrasında da bir türlü toparlanamadım. İnsan vücudu tatile gidilirken ne bulursan tıkıştırdığın bir bavul gibi, bir kere açtıysan bir daha katiyen aynı şeyleri içine sığdıramıyorsun. İşte benim de kendimi söküp takmaya çalıştığım o gece, bütün organlarımı hatırladığım kadarıyla yerlerine yerleştirdikten sonra bir parçam dışarıda kaldı. Anlayacağın, bir süredir beynimi dandik bir pazar poşetinde taşıyorum. Eksik kadroyla iyi bir mücadele sergileyemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Bir zaman kadar önce saatimin pili bitti. Ne kadar zaman önce olduğunu bilmiyorum çünkü dediğim gibi, saatimin pili bitti. Bana kalırsa saat hep öğleden sonra 3 ama insanları buna ikna etmem her zaman mümkün olmuyor. Onlara göre ya çok geç kalıyorum yahut da epey erken gitmiş oluyorum. Oysa bence öğleden sonra 3 her şey için mükemmel bir zaman, ben hep bu zamanda kalmak istiyorum. Zaman denilen şeyle ne kadar büyük bir husumetim olduğunu bir türlü anlamayıp beni kendi zamanına ayarlamaya çalıştığın için de senden ayrılmak istiyorum Osman, olmuyor, ben çok yıprandım. Şimdi tutup da beni çok üzüyorsun falan filan demeyeceğim. Üzülmek mesele değil çünkü, üzüntülerle nasıl baş edeceğimi biliyorum. Ama bu kadar çok öfkeyi ne yapacağımı bir türlü bulamıyorum. Kavga etsek belki biraz rahatlarım. Ancak kavga belli bir samimiyet gerektirir. Seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Halbuki ben gerektiğinde başımı omzuna koyabileceğim birini değil sinirlendiğimde direktoman kafayı koyabileceğim birini arıyorum. Sana kafa göz dalamadığım için bir türlü sakinleşemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Geceleri uykumdan uyanıp da yanımda kendimi görünce korkudan aklım çıkıyor. Onca yıllık kendimim, hala kendime alışamadım. Yani ben henüz kendimle ilgili oryantasyon sürecimi tamamlayamamışken bir başkasına alışmamı beklemek delilik olur Osman, delirme, ben ayrılmak istiyorum. Şu sıralar her şeyi kabullenmenin getirdiği bir rahatlık yaşıyorum. Gördüğüm kadarıyla sende de pek bir şey değişmemiş. Orospu çocukluğu müessesesindeki bu istikrarından dolayı seni çok tebrik ediyorum, ama ben ayrılmak istiyorum Osman. Bir süredir aklımda ciğerlerime bir kıyak geçmek adına sigarayı bırakmak ve tekrar yüzmeye başlamak vardı. Hatta bunun için sarhoş kafayla gidip bir havuza bile yazıldım. İşte bu tarihi başlangıç için bugünü belirlemiştim. Havuz için bone kullanmam gerekiyormuş. Çıkıp bir bone aldım. Hemen yanındaki büfeden de bir karton sigara. Şu anda yeni bonemi nereme soksam diye düşünüp sigara içiyorum. Sana bu satırları ebemin tenasül uzvundan yazıyorum, her şeye rağmen seni seviyorum, ama ben ayrılmak istiyorum Osman.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2614387566510989760?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2614387566510989760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2614387566510989760&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2614387566510989760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2614387566510989760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/02/ayrlalm-osman-2.html' title='Ayrılalım Osman #2'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3149193713551921629</id><published>2011-02-11T23:29:00.005+02:00</published><updated>2011-02-12T03:13:06.255+02:00</updated><title type='text'>11.02.2011</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Artık uyan, kardeşim, sana çok kuş topladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3149193713551921629?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3149193713551921629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3149193713551921629&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3149193713551921629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3149193713551921629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/02/11022011.html' title='11.02.2011'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-678087482471685147</id><published>2011-02-08T02:41:00.011+02:00</published><updated>2011-02-08T14:44:47.248+02:00</updated><title type='text'>Bu Biçim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TVCY5UGA0hI/AAAAAAAAAPg/pVY7VCoKFFw/s1600/cemkaraca.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 262px; height: 192px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TVCY5UGA0hI/AAAAAAAAAPg/pVY7VCoKFFw/s400/cemkaraca.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571120849471197714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ankara'dayız. Sevgilimin doğum günü dangadungası. 8-10 kişi filan doluştuk bir mekana. Müzisyenleri de tanıyoruz. Müzisyenleri tanımanın her türlü istek şarkının çalınması gibi şekilli bir tarafı var. İçiyoruz, içtikçe gevşiyoruz, gevşedikçe sevgilimi daha çok seviyoruz ve hep beraber onu sevdikçe şarkılara daha yürekten ve daha yüksek desibelden eşlik ediyoruz. Eğlencenin doruklarındayız anlayacağınız. Sonra solist “Az önce Cem Karaca’yı kaybettiğimizin haberini aldık, başımız sağolsun.” gibicesine bir şeyler söyledi ve ardından Islak Islak’ın müziği girdi. Benim kafam otuzbeş milyon olduğu için idrak edemedim başta. “Nasıl kaybettiniz olum,” diyorum, “ne demek kaybetmek?” Sevgilim, Cem Karaca’ya ne kadar düşkün olduğumu bildiği için bir delilik yapmamdan korkuyor, sarılıyor filan. Lan bi çekil! Ne demek kaybetmek? Hani böyle yok yere bir küfür yersiniz de karşınızdakine saldırmak istersiniz ama etrafınızdakiler sizi tutmaya çalışır ya, pozisyon o. Arkadaşlar beni sakinleştirmeye çalışıyor. Ama mesele sakin olma meselesi değil benim için o an. Kafamın en tepesinden bir kaya kopmuş ve yuvarlana yuvarlana üzerime geliyor. Hissettiğim şey buydu, çok net hatırlıyorum. Çok sevdiğim birilerinin ölüm haberini aldığımda hep böyle hissederim.&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;Cem Karaca benim kişisel ve saçma sapan hayatımın her mühim dönemine mutlaka şarkılarıyla eşlik etmiştir. Neredeyse her şarkısının bana hatırlattığı çok net kareler var. Çoğu dramatik, bunları anlatmayacağım. Ama mesela küçükken o malum Ceviz Ağacı’nın bir çeşit insanağaç olduğunu sanıyordum ve bir gün Gülhane Parkı’na gidip kendisiyle tanışmayı hayal ediyordum. Filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu geçmek bilmeyen Cem Karaca hayranlığımın temelinde Aydın ağbim var tabi, birçok şeyde olduğu gibi. Ailecek seviyoruz ama içimizde Cem Karaca’nın esas ağır hastası o. (Şimdi bu ağır hastalığı döneminde de ağbime Cem Karaca şarkıları dinletiyorum sık sık. İyileşmesine fayda etmiyorsa bile mutlu olmasına sebep oluyor, bunu biliyorum. Hayat ne acayip.) Cem Karaca ömrünün son zamanlarında sık sık İzmit Yıldız Bar’da sahne aldı. Biz de sık sık onu en önden canlı canlı dinleme fırsatı bulduk. "Canlı dinlemek” ifadesi de böyle düşününce çok acıklı geliyor şimdi. Her neyse. Bir gün biz yine huysuz ihtiyarı dinlemeye gitmişiz. Garsonlar içecek servisi yaparken sürekli sahnenin önünden geçiyor. Cem Karaca sinirlendi tabi, birkaç tribal hareket yaptı. Bunun üstüne ağbim aniden kalkıp dışarı çıktı. Ben telefon geldi filan sanıyorum. Biraz sonra bir baktım motoru bağırta bağırta barın içine sokuyor. Herkes ona bakıyor, mekan sahipleri ne yapacaklarını şaşırdı. Bu kimseyi umursamadan motoru boylu boyunca sahnenin önüne çekti ve oradan tüm geçişleri engellemiş oldu. Cem Karaca’nın ağbime yaramaz bir çocuğa bakar gibi ama memnuniyetle baktığını  unutmuyorum mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın ağbim, dinlemekle kalmaz, aynı zamanda çok da güzel söylerdi o şarkıları. Bir gün yine oradayız, Cem Karaca şu anda hatırlayamadığım ve zaten çok az bilinen bir şarkısına ufak bir giriş yapıp sustu. Ağbim şarkının devam cümlesini söyledi. Cem Karaca ağbime şöyle bir yan bakıp “Enteresaağğn” dedi ve onu sahneye çağırdı. Sonra birlikte şarkı söylediler. Ağbimin Cem Karaca’yla şarkı söylemesi, benim gidip Dr. House’la ameliyat yapmam, senin gidip Angelina Jolie’nin alt dudağına asılman falan filan gibi bir şey. Çok müthiş yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir sürü hikaye var ama daha fazla uzatmayacağım.&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;O gece şarkının “Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle” kısmına gelinmişken ben duruma ancak vakıf olabildim. Olabildiğimde de indi mi benim baraj kapakları. Yaptığım eyleme ağlamak demek sanıyorum iyimser bir yaklaşım olur. Promil promil olduğum için bünyeye sözüm geçmiyor, durduramıyorum kendimi. Soliste “Ömrüüüüüğğğm” diye bağırıyorum, Ömrüm şarkısı çalıyor beni masadan zor topluyorlar. “Dadaloooğğluuu” diye hönkürüyorum şarkı çalıyor ben kederimden bardakları filan kırıyorum. Böyle böyle birkaç albümlük şarkı söyletip sulu zırtlak hadiseler çıkardım. Nazımın geçtiği bir mekan olmasa bence o gece ağzıma sıçarlardı. Sevgilim bir yerden sonra “Yani tamam anlıyorum da benim de doğum günüm hani” kabilinden bir şeyler söyledi. “Sen ne anlarsın hayvan heriiiğff” diye bir de onu azarlıyorum. Az önceki sevgi kelebeği halimden eser kalmamış. Gerçekten çok berbat bir geceydi. Bir ara kafamı azıcık toplayıp dışarı çıktım ve beni teselli etsin diye ağbimi aradım ama o da aşağı yukarı hastanelik vaziyette olduğu için 10 dakika kadar telefonda karşılıklı anırmaktan başka bir şey yapamadık. Gecenin sonunda eve nasıl gittiğimi bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 yıl olmuş. Oluyor tabi. Olanla ölene çare yok. Şimdi buraya Cem Karaca şarkılarına işaret eden linkler yerleştirmeyeceğim. En sevdiğim şarkılarının sözlerini yazmayacağım. Ölülerin arkasından halen ne diyeceğimi bilemediğim için ve bir şeyler desem de buradan göremeyecekleri için bir kısmınızın sandığı gibi yazıyı Cem Karaca’ya seslenerek de bitirmeyeceğim. Ama size şöyle bir tavsiyem var: Bugün kendinize bir kıyak geçin ve bol bol Cem Karaca dinleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-678087482471685147?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/678087482471685147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=678087482471685147&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/678087482471685147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/678087482471685147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/02/bu-bicim.html' title='Bu Biçim'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TVCY5UGA0hI/AAAAAAAAAPg/pVY7VCoKFFw/s72-c/cemkaraca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4117816986610572753</id><published>2011-01-21T00:36:00.002+02:00</published><updated>2011-01-21T01:27:08.734+02:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #SON</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bu sabah Şengül Abi beni sarsarak uyandırdı. “Kalk kalk! Umuz Bey seni çağırıyor, önemli bir şey diyecekmiş.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlendim. Uykumdan sarsılarak uyandırılmak beni sinirlendirir. Mesela 17 Ağustos gecesi beni sarsarak uyandıran depreme de çok sinirlenmiştim. Öyle ki enkaz altından 2 gün sonra çıkarılan kuzenlerimin cenazesinde bile sinirim hala geçmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarsılmayı bir kenara bırakırsak esasen sabahları uyanmayı hiç sevmem. Geceleri uyumayı sevmediğim kadar. Doktor Umuz Bey bir keresinde dünyayı böyle ters yüz yaşamaktaki ısrarımın nedenini sorduğunda “Hiçbir güne başlamak istemiyorum. Mecburen başladığım günleri de bitirmeye kıyamıyorum.” demiştim. Gülmüştü. Sanki çok komik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şengül Abi’nin topalak suratı sayesinde sinirim birkaç dakika içinde geçti. Giyinmeye başladım. Hazır giyiniyorken size biraz Şengül Abi’den bahsedeyim. Şengül Abi’nin esas ismi elbette Şengül Abi değil. Ancak şişmanlığı yüzünden gerilen derisi sebebiyle kızgınken bile yüzünde güller açıyor gibi görünen bu adama bu ismi vermemek bence ailesinin ayıbı. Gerçi bebekken bu kadar şişman mıydı bilmiyorum. Hiçbir bebeğin bu kadar şişman olacağını sanmıyorum. Bazen Şengül Abi’nin yüzünü, üstündeki deri yokmuş gibi hayal etmeye çalışıyorum. Çirkin oluyor. Şengül Abi kendisine Şengül Abi dememe kızıyor. Şengül Abi şişman biri. Şengül Abi ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Zaten giyindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Umuz oldukça kibar bir biçimde karşısındaki koltuğa oturmamı söyledi. Oturdum. Rahat bir koltuk. Ama konumuz bu değil. Konumuz ne diye sordum. Doktor, Kafa ile ilgili yazdığım yazıdan sonra beni taburcu etmeye karar verdiğini söyledi ve teşekkür bekleyen gözlerle güldü. Sanki çok komik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalarımı hazırlamak üzere odama dönerken koridorda protokolü temsilen Kral Lear, Lady Diana ve Yüzüklerin Efendisi beni karşıladı. Törenlerle kutlandım. Sokrates beni öptü. Bayram değil seyran değil Sokrates beni niye öptü? Diye düşünmeye fırsat bulamadan Aysel Gürel koluma girip bağıra çağıra şarkı söylemeye başladı. Çaresiz gözlerim Tanpınar’ı aradı. Gözlerim Tanpınar’ı buldu. Saatimi ayarladım. Valizimi hazırladım. Diğer arkadaşlarla vedalaşmaya fırsat bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki herkes beni iyileştirmek için ellerinden geleni yaptı. Doğrusunu isterseniz hepsinin Allah belasını versin. Yanlış anlaşılmasın, iyi niyete her zaman saygı duymuşumdur. Ancak bu, teşekkür edeceğim anlamına gelmiyor çünkü işe yaramadı. “Yine de” teşekkür eden insanlardan değilim. Bir teşekkürün başında “yine de” sözü geçiyorsa boşluklar çeşitli şekillerde doldurulabilir. Bir bok beceremediniz ama yine de teşekkür ederim. Bunları yaptığınıza göre mal olmalısınız ama yine de teşekkür ederim. Sizin yapacağınız işi sikiyim ama yine de teşekkür ederim. Her neyse, dediğim gibi, beni iyileştirmek istediler ama ben tedaviye cevap vermedim. Bilmediğim şeylere cevap vermem. Aklım halen tekerlekli sandalyeye mahkum. Ama bacaklarım yürüyebiliyor. Bunu yapamayanlar da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıma neler aldım, bilmiyorum. Çıkmadan önce son bir kez arkama dönüp bakmadım çünkü son bakışları da sevmem. Sevmediğim çok şey var. Yürüdüm. Birkaç metre sonra, bahçenin iki kanatlı ağır demir kapısı yavaş yavaş açılırken, yolun karşısında bir tren, bir gökdelenin tepesine çıkıp kendini boşluğa bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atkımı boynuma sardım. Kalabalığa karıştım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4117816986610572753?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4117816986610572753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4117816986610572753&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4117816986610572753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4117816986610572753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/01/tmarhane-notlar-son.html' title='Tımarhane Notları #SON'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1747675912132419830</id><published>2011-01-20T23:42:00.003+02:00</published><updated>2011-01-20T23:51:02.547+02:00</updated><title type='text'>Tımrhane Notları #17</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TTitY-BQAaI/AAAAAAAAAPI/3AegkUDtAA0/s1600/A%25C4%259Fbilili.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 246px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TTitY-BQAaI/AAAAAAAAAPI/3AegkUDtAA0/s320/A%25C4%259Fbilili.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5564387984092955042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Doktor Umuz Bey hepimizden “Kafa” temalı bir kompozisyon yazmamızı istedi. Yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar yüzmeyi bırakmamış, sigaraya başlamamış ve “Her şeye hazırlıklı olun.” cümlesini hiç duymamıştım. Şimdi yokuş çıksam nefes nefese kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün salıncaklara doğru koştum koştum koştum… Küüüt! Kafamı demire çarptım. Bayılmışım. Gözlerimi açtığımda ağbim başımda ağlıyordu. Ağbim ilk kez böyle ağlıyordu. Ben ilk kez bayılmıştım. Ne yapacağımı şaşırdım. Her şeyin ilki kafa karıştırıcı oluyor. Sonra babam gelip beni kucağına aldı ve ağbime bayılmanın ölmek olmadığını anlattı. Oğlum sana anlatıyorum kızım sen anla. Anladım. Babam konuştukça ağbim sustu. Babam konuştukça… O zamanlar babamın sesi vardı. Sonra, epey sonra, ben yüzmeyi bıraktıktan, sigaraya başladıktan ve “Her şeye hazırlıklı olun.” cümlesini ilk kez duyduktan sonra babam sustu. Bayılmamıştı. Anladım. Babamın kafasında ona ait olmayan birtakım hücreler vardı. Babamı o hücrelere tıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ama benim kafam karıştı. Ağbim kafamı öptü öptü öptü. Öyle çok öptü ki saçlarım parlak oldu. Herkes bana saçların ne kadar da parlak dedi. Onlara ağbimin kafamı öptüğünü söylemedim çünkü kıskanmasınlar. Ağbim hep bana şekerpare aldı. Sonra, bir süre sonra, ben hâlihazırda yüzmeyi bırakmış, sigaraya başlamış ve “Her şeye hazırlıklı olun.” cümlesini birçok kez duymuşken ağbim hızlandı hızlandı hızlandı… Küüüt! Kafasını çarptı. Ölmedi. Ama sustu. Anlamadım. Ağbimin kafasında ona ait olan birtakım hücreler yoktu. Ağbimi o hücrelere tıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra benim biraz kafam tutuştu. Kafayla ilgili düşüncelerim bunlardır. Saçlarımı kestim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1747675912132419830?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1747675912132419830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1747675912132419830&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1747675912132419830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1747675912132419830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/01/tmrhane-notlar-17.html' title='Tımrhane Notları #17'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TTitY-BQAaI/AAAAAAAAAPI/3AegkUDtAA0/s72-c/A%25C4%259Fbilili.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5217078951733600427</id><published>2011-01-12T00:03:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T00:53:48.519+02:00</updated><title type='text'>Son Yemek</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Koltukta uzanmış miskin miskin uyukluyordum ki içimde birden yemek yapmam gerektiğine dair duygular şelalelendi. Aniden gözlerimi açtım ve içimdeki sesin ciddi olup olmadığına kulak kesildim. Ciddiydi. Tırstım. Bu benim için ilk emirmiş gibicesine kutsal bir sesti. O sesi ciddiye almalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimdeki sesin beni kulağımdan tutup mutfağa sürüklemesi neticesinde önce korkunç manzarayla karşılaştım. Lanetler gelsin, yine bulaşıkları yıkamamıştım. Hiç yemek yapılmayan bir evde bu kadar bulaşık çıkmasını anlamaya çalışmakla zaman harcamadım. Mekanik hareketlerle bulaşıkları yıkayarak kendime tezgâhın üstünde bir yer açtım. O esnada dışımdaki sesin sayıp döktüğü küfürlerden söz etmeme gerek yok zannediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sıra yemek yapmaya gelmişti. İçimdeki ses, bir yerden başlarsam sonuca ulaşabileceğime dair sempatik cümleler kuruyordu. Gerçekten çok şeker bir sesti, yerdim ben onu. Hazır vejetaryen değilken etli bir yemek yapayım dedim ben tamam mı. Buzluktan et çıkardım fakat kazık gibiydi. Hayvancağız adeta donarak ölmüştü. Ne yapacağımı şaşırdım. Önce büyükçesinden bir bıçak çekip hayvanı bıçaklamaya kalktım ama bir sonuca ulaşamadım. Direniyordu. Kolay kolay pes edeceğe benzemiyordu. Ketılda kaynattığım suyun içine atarsam buzun çözülebileceğini düşündüm. Belki acımasız bir teknikti ama bunu yapmaya mecburdum, vahiy gelmişti. Tahmin ettiğim gibi, biraz zaman aldı ama çözüldü. Fakat o da nesiydi? Et sandığım şey kıyma çıkmasın mıydı? Kıyma sevmeyen bir bünyem olduğu için müthiş bir hayal kırıklığı yaşadım. Kaynar suyla haşlanmaktan maviye dönmüş kıymayı tezgâhın diğer ucuna fırlattım ve buzluktan başka bir parça çıkardım. Aynı teknikleri uyguladıktan sonra buzların altındaki kahraman etime ulaştım. Bu gerçekten çok güzel bir etti. Lady Gaga’nın üstündekilerden bile güzeldi. Derhal kendisini kuşbaşı büyüklüğünde doğradım. Bence işin büyük bir kısmını başarmıştım. Sıra lojistik destek için annemi aramaya gelmişti. Kısaca durumu izah ettim. Annem o etin çok olduğunu söyledi çünkü kurban bayramında kendisi poşetleyip dolabıma şeyaptığı için miktarlardan haberdardı. Yoksa benim mutfağımda yenilebilir bir malzeme ne gezer la, saçmalamayın. Her neyse, çoksa çoktu argadaş, ben hepsini pişirecektim. Annem “Böyle müsrif olursan evde kalırsın.” dedi. “Kalıyorsam kendi evimde kalıyorum, senin evinde mi kalıyorum, hayret bi şey!” dedim. Demesem eyiydi çünkü annem “Ne halin varsa gör!” diyerek telefonu kapattı. Gerçekten çok asabi bir kadındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemden iş çıkmayınca internetten filan bakınıp birtakım şeyler yaptım ben. Macera dolu anlar yaşadım, uzatmayayım. Bu yaptıklarımı değerlendirmesi için kardeşimin gelmesini bekledim. Bu arada kardeşim bir süredir benimle kalıyor. Kendisi erkek ve gayet yakışıklı bir insan evladıdır. Uysal ve eğlencelidir. Bir de ortak genler taşıdığımızı düşünecek olursak, “Entel sen erkek olsan kesin ben seninle evlenirdim.” diyen bayan okurlarıma bence gün doğmuş olmalı. Yalnız yaşıyorsanız kendisini derhal size sepetleyebilirim :: Neyse işte geldi bu, masayı hazırladım ve pişirdiklerimi ağzına ağzına sokmaya başladım. Bir iki kaşıktan sonra ayakta yemeye başladı bu. Niye öyle yaptığını sorduğumdaysa ıkına sıkına “Ablacım oturunca kusacak gibi oluyorum da :/” dedi. Ben onca uğraşayım adipislikgötün bana dediği lafa bak! Evden kovdum ibineyi. Gitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu olanlar beni birtakım çıkarımsamalara götürdü sevgili okurlarım. Şimdi bu engin tecrübelerimden sizleri de nasiplendireceğim. Şöyle ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-    Yemek denilen şey kaynamadan pişmiyormuş. Ocağı kapatmakta acele etmeyin.&lt;br /&gt;-    Pilav, dibi tutabilen bir şeydir. Pirinçler tencereye yapışıp kristalleşiyor filan, acayip.&lt;br /&gt;-    Salça küflü olabilir. Kullanmadan önce incelemekte yarar var.&lt;br /&gt;-    Dondurulmuş doğranmış soğanın son kullanma tarihi varmış. Buzlukta sonsuza dek yaşayacakmış gibi görünmesine aldanmayın.&lt;br /&gt;-    Bir tane bıçak kaybettim. Şeytan alıp götürmüş olabilir.&lt;br /&gt;-    Mutfağı kimin toparlayacağını tayin etmeden yemek yapmaya girişmeyin.&lt;br /&gt;-    İçinizdeki sesi dinlemeyin.&lt;br /&gt;-    Annelerinize atarlanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I love mom ::&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5217078951733600427?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5217078951733600427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5217078951733600427&amp;isPopup=true' title='24 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5217078951733600427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5217078951733600427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/01/son-yemek.html' title='Son Yemek'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>24</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4483726102402265067</id><published>2011-01-06T21:33:00.001+02:00</published><updated>2011-01-06T21:45:00.356+02:00</updated><title type='text'>Tımrhane Notları #16</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Doktor Umuz Bey, “Gözlerinizi kapatın ve bana neler gördüğünüzü anlatın.” dedi. Anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi kapadığımda gözlerini açmaya üşenen filler görüyorum. Otlamaya üşenen filler. Birkaç yüzyıl önce ölmüş olmalarına rağmen mezarlarına gitmeye üşenen filler. Bu kadar üşendikleri için filleri çok seviyorum. “Üşenen Filler” adında bir şarkı yazmak istiyorum. Şarkıma bir sürü üşenen fil arasında klip çekmek istiyorum. Tabi tüm bunları yapmaya üşeniyorum. Keşke bir filim olsaydı. Neyse, filleri geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi kapadığımda kendilerini kıyıya vurmuş balinalar görüyorum. Denize dönmek istemeyen balinalar. Bıkmış balinalar. Gidip aralarına uzanıyorum. “İyiymiş böyle” diyorum. “İyidir” diyorlar. “Peki niye?” diye soruyorum. “Yüz yüz nereye kadar” diyorlar. Nereye kadar diye düşünüyorum. Deniz bitiyor. Balinalar çok konuşmayı sevmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi kapadığımda toplanıp bir nehir kenarında intihar eden kelebekler görüyorum. Kelebek gördüğüm için kendime kızıyorum. Fazla romantik. Yanlarına gidip “Kelebek halinizle karşıma çıkmaya utanmıyor musunuz?” diyorum. Utanmıyorlar. Çünkü onlar meğer sinekmiş. Bilim adamları öyle söyledi. İçim rahatlıyor. Bilime inanıyorum. Sineklere Allah’tan rahmet diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynu tutulmuş zürafalar… Giyinmeyi unutmuş zebralar… Kırmızı pipili yılanlar… Metroseksüel aslanlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye devam ediyordum ki Doktor sözümü “Çok fazla belgesel izliyorsunuz.” diyerek kesti. Yakalandım. Kırmızı pipiyi hiç karıştırmayacaktım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4483726102402265067?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4483726102402265067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4483726102402265067&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4483726102402265067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4483726102402265067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2011/01/tmrhane-notlar-16.html' title='Tımrhane Notları #16'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4255608599074924626</id><published>2010-12-29T22:43:00.002+02:00</published><updated>2010-12-29T22:53:29.648+02:00</updated><title type='text'>Telgraf</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Evlatlarım! Ben. Havva Ananız. Sizi doğuracağıma taş doğuraydım diye feryat ettim yüzyıllardır. Bu gün taş doğurdum. stop.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4255608599074924626?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4255608599074924626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4255608599074924626&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4255608599074924626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4255608599074924626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/12/telgraf.html' title='Telgraf'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5420081384701394147</id><published>2010-12-21T20:32:00.006+02:00</published><updated>2010-12-21T23:17:33.652+02:00</updated><title type='text'>Ayrılalım Osman.</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bu ilişki beni çok yıprattı, ben ayrılmak istiyorum Osman. Zaten bugün hava güzeldi. Hava güzel olunca kafam karışıyor biliyorsun, hep köpek sevmek istiyorum. Uzun zamandır bir köpeğimin olmaması beni mutsuz ediyor, ben ayrılmak istiyorum Osman. Ağbim sırf gülmek için Tony'ye yemek vermeden önce ekmekleri ıslatıp kuma bulardı. Yavrucum da n'apsın, açlıktan ölmemek için dişleri gıcırdaya gıcırdaya yemeye çalışırdı. Acaba Tony'nin beddualarını mı aldı? Böyle şeyler düşünmekten yıldım, ben ayrılmak istiyorum Osman. Çamaşır makinem iyi sıkmıyor, halbuki daha çok yeni. Annem, makinenin ön tarafında bir kapak olması gerektiğini ve o kapağı açıp filtreyi temizlersem düzeleceğini söyledi. Çok sevindim. Çamaşır makinemi kendim tamir edecek olmamın gönenciyle  gönençlendim. Ama benim makinemin önünde kapak yokmuş, asabım bozuldu, ben ayrılmak istiyorum Osman. Şu kitaplıklarımı karşı duvara alıp aralarına televizyon ünitesi kurayım diyorum. Sağ tarafa da çalışma masasıyla rahat bir sandalye. Tebdil-i mekan hesabı. Belki o zaman bir şeyler yapmak için götümü kaldırabilirim. Yani şu anda götümü kaldıracak halim yok, çok yorgunum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Aslında biliyorsun, ev içindeki bu tip ustalık işlerini yapmak senin görevin. Cosmopolitanlar öyle diyor. Ama bunları kafaya takmadığımı anlamadığın için de senden ayrılmak istiyorum Osman, olmuyor, ben çok yıprandım. Dakikaları icat eden bağını bostanını siktiğiminin Babillilerine her dakika sövüyorum.  Zamana bağlanan her şeye sövüyorum ama çiçek saatleri hariç, ne bileyim. Mesela 13, on üçüncü saati, saatle sınırlandırılmamış nihai vahşi saati simgeliyormuş. Bu yüzden uğursuz diye anılıyormuş. Onu geç, bu gece en uzun gece. Şeb-i Yelda. Hani müneccimle muvakkıta giydirmeli dizeler var bu geceyle ilgili. Her neyse, bu kadar uzun bir gecede seni düşünmek istemiyorum, ben ayrılmak istiyorum Osman. Şu sıralar yarı zamanlı olarak İran maslahatgüzarlığı yapıyorum. Değişik bir deneyim tabi, ama zamanla alışacağımı düşünüyorum. Sana bu satırları sadrazamın sol taşağından yazıyorum, seni çok seviyorum, ama ben ayrılmak istiyorum Osman.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5420081384701394147?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5420081384701394147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5420081384701394147&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5420081384701394147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5420081384701394147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/12/ayrlalm-osman.html' title='Ayrılalım Osman.'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4681474324227994050</id><published>2010-12-16T00:52:00.000+02:00</published><updated>2010-12-16T00:53:45.466+02:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #15</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bu gece Doktor Ütü nöbetçi. Uyumadığımı görünce takılı olduğu fişten kendini kurtarıp yatağıma geldi ve “Korkmayın, düzeleceksiniz.” diyerek göğsüme dokunmaya başladı. Ben, bir ütü tarafından düzeltilme fikrinin şaşkınlığını üzerimden atamadan bir sıcaklık duymaya başladım. Sonra aniden geceliğim alev aldı. Göğsüm yanıyordu. Paniğe kapıldım, kurtulmaya çalıştım ancak ütü gitgide ağırlaşıyor ve beni eziyordu. Yardım istemek için boğazım yırtılırcasına bağırıyor ancak kimseye duyuramıyordum. Sonra bir şey oldu. Uyandım. Bir bardak su içtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünür bir hasar olup olmadığını yoklamak için geceliğimi kaldırıp baktım. Memelerim vardı. Hatta daha aşağılarda kadın olan başka yerlerim de vardı. Onların ne zamandır orada öylece durduklarını bilmiyordum. Bunu düşünmenin sırası mı? Bunu düşünmenin sırası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece Doktor Umuz nöbetçi. Cinai helezon lambasını açık unutmuş. Uyumadığımı görünce ciğerlerime botoks yaptı. Şimdi daha iyiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklım lambada kaldı.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4681474324227994050?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4681474324227994050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4681474324227994050&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4681474324227994050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4681474324227994050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/12/tmarhane-notlar-15.html' title='Tımarhane Notları #15'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4376374484031190565</id><published>2010-11-25T23:22:00.004+02:00</published><updated>2010-11-25T23:57:07.220+02:00</updated><title type='text'>İşin içi</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bazen işin içinden çıkamadığım doğru. Üstesinden gelemediğim de. Üstesi diye kelime olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç saat önce, geçmiş zamanlardan biri bugünüme canlı bağlandı. Belki farkında değilsiniz ama zaman makinesi denilen şey bize bir telefon kadar yakın. Her neyse, aradı işte. Benim için tüm gemilerini yakmaktan filan söz etti. Halbuki gemi nimettir, yakılmaz. Bir gemim olsa 3 kere öper başımın üstüne koyardım. Böyle dedim. Böyle dememek lazım tabi, daha insancıl cevaplar vermek gerek. Sorun sende değil bende demek örneğin. Çünkü sorun bende. Benimkinin üstüne sorun tanımam. Bugün kedim öldü. Bir kedim olduğunu bilmiyordum. Oldu ile öldü kelimeleri de tabiat kanunları kadar birbirine yakınmış bak, yazarken fark ettim. Yazarken kelimelere takılmaktan vazgeçmeliyim. Birçok şeyden vazgeçmeliyim. Aslında hiç benim olmamış olan ve şaşı olduğu için ismini Zekeriya koyduğum kedimin, yoldan geçen bir kamyonun sebebiyet verdiği talihsiz bir kaza sonucu iç kanama geçirerek hakkın rahmetine kavuşmasına üzülmekten vazgeçmeliyim. Geçtim gitti. Zaten kedi annemindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum, bazen üstesinden gelemediğim doğru. Altısından kalkamadığım da. Altısı diye kelime olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş çıkışı biraz yürümek bana iyi gelir diye düşündüm çünkü yürümeyi hiç sevmem. Yürümeyi sevmem ama sevmediğim şeyleri yapmayı severim. Çünkü sevdiğiniz şeyleri yaparken zaman hiç geçmesin istersiniz. Oysa ben geçsin istiyorum. Mantık bu, çok alengirli bir tarafı yok yani. Neyse işte, yürüdüm, iyi gelmedi. O halde üstüme başıma bir şeyler alayım dedim, burada az evvel bahsettiğim formülle doğru orantılı bir durum var tabi. Aldım, aynı sonuç. Teorisyenlerini siktiğiminin matematiği yanılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gündür etrafımda konuşmaya kalkan herkesin ağzına odun sokasım geliyor. Her ağzı olana odunla yetişemiyorum tabi. Burası biraz sıkıntılı. Bir de az evvel talihsiz kaza dedim, yanlış o. Kaza denilen şey talihli olmaz çünkü. Hiç kimse, geçenlerde bir kaza yaptım kolum koptu gözüm çıktı bir iyi geldi bir iyi geldi ki sormayın demez, saçmalamayın. Bir de mesela kafası patlamış biriyle empati kurmak için kafanızın patladığını hayal etmekle kafa patlamıyor. Yani patlıyor da aynı biçimde değil. Denemeyin derim. Son olarak dişi kedilere Zekeriya ismini vermeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen işin içinden çıkamadığım doğru. Şu ara işin içindeyim. Birkaç güne kadar çıkmazsam Doktor Umuz'a haber verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4376374484031190565?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4376374484031190565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4376374484031190565&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4376374484031190565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4376374484031190565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/11/isin-ici.html' title='İşin içi'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6608993438071818908</id><published>2010-11-10T20:05:00.002+02:00</published><updated>2010-11-10T20:30:38.603+02:00</updated><title type='text'>Pisikolocilerim bozuldu aneyyy!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Kahramanımız iş yerinden bir arkadaş. Her boşlukta çocuğuna telefon ediyor. Ben ne güzel aney sevgisi diye düşünürken, bugün yanımda konuştu evladıyla ve ben küçük dilime göz koyacak kadar büyük bir açlığın kollarında buldum kendimi. Kadın çocuğuna her şeye dair komutlar veriyordu. Şimdi yemek yiyebilirsin, şimdi elini yıkayabilirsin, evet bebeğim şimdi su içebilirsin, canım şimdi koltuğa oturabilirsin, höt zöt diye devam ediyor bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı boyunca kimseden komut almamış, vermeye kalkanları da estetik hareketlerle karşıya şutlamış biri olarak, zavallıcık çocukceğizin psikolocisini düşündüm. Neden böyle yaptım peki? Çünkü psikoloci çok mühimdi. Her eyleme şık bir kılıf idi. Aslında hiç kimse kötü değildi, olsa olsa psikolocileri bozuk idi. Yarın öbür gün bu çocuk manyak olduğunda hepimiz onu anlayışla karşılayacak idik. Karşılarız, orası mevzu değil de ben asıl bu kadının psikolocilerini düşünmeye doğru inceden yol aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Marakeşli hemşehrilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu geçmişi boklu dünyada, bildiğimiz en samimi sevgi biçimi aney babey sevgisi değil midir?&lt;br /&gt;O mübarekler ki hiçbir çıkar gözetmeden, kayıtsız şartsız severler bizi. Samimiyet dediğimiz meret nedir peki? İçinden geldiği gibi davranmak, içi dışı bir olmak, rol kesmemek, artistlik yapmamak ve saire. Ve fakat böyle manzaralar neticesinde bu konuda da artık bütünüyle kuşkudayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce bi kere bu kadın dünyaya kazık çakmış, zinhar ölmez! Hadi ölümü geçtim, ‘herhangi bir sebeple evladımın yanında olamazsam’ ihtimalini düşünmüyor bile.&lt;br /&gt;Oysa kendisinin olmaması durumunda o çocuk sürahiyi bulamaz, bulsa suyu bardağa koyamaz, koysa ağzına götüremez, götürse yutamaz! Ne oldu şimdi?&lt;br /&gt;Susuzluktan öldü yavrucak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de olayın sevgi arsızlığı boyutu var. Kadın tarafında tabii. Çocuğun hayatını kolaylaştırmak adı altında, onun eli, ayağı, böbreği ve dalağı olarak kendisine muhtaç bir sakata dönüştürüyor, karşılığında da minnet dolu bir sevgiden nasipleniyor böylece. Çocuğun beynine doğuştan yerleştirilmiş olan karar verme mekanizması ise, “kullanılmayan organlar zaman içinde küçülür” tezine göre, beynin diğer işlevleriyle beraber kişisel tarihin tozlu sayfalarına gömülmeye mahkum oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben biliyorum bunların sebebini. Hepsi, o 100 maddede hayatın katakullilerini öğretelim kitapları yüzünden oluyor. 100 maddede aşık oluyoruz, 100 maddede sevgilimizin bizi sevip sevmediğini, aldatıp aldatmadığını anlıyoruz, 100 maddede kariyer yapıyoruz ve 100 maddede daha neler neler yapıyoruz. Bu kadın da kuvvetle muhtemel 100 maddede çocuk yetiştirmeye kalkıyor. “Mantar bile yetişmez hanııımm” diyorum lakin anlaşamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardak su uzatıyorum:&lt;br /&gt;-Susamışsındır, yutmayı unutma! diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endişeli bir tebessümle bana bakarken ben olay mahallini hızlıca terk ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte sevgili Bolivyalı din kardeşlerim. Bunları düşündükçe içim dışıma çıkıyor. Çok samimiyim anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklınıza mukayyed olun lan :/&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6608993438071818908?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6608993438071818908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6608993438071818908&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6608993438071818908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6608993438071818908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/11/pisikolocilerim-bozuldu-aneyyy.html' title='Pisikolocilerim bozuldu aneyyy!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5159966790575106326</id><published>2010-11-05T20:42:00.001+02:00</published><updated>2010-11-05T21:11:08.044+02:00</updated><title type='text'>Osman</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bu sabah Osman beni öperek uyandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki gibi gecikmiş ve birkaç dakikanın bile önemli olduğu bir sabahın köründe merdivenleri koşarak inmeme rağmen metroyu kaçırmıştım. İçimden küfürler savura savura bir banka oturup diğerinin gelmesini beklemeye başladım. “Yine geç kaldın” dedi biri. Boş gözlerle sesin geldiği tarafa baktım. Gülümsüyordu. Yanıma ne zaman oturduğunun farkında değildim. “Yine” kelimesini neye istinaden kullandığını anlamış değildim. “Kıl payı” diye devam etti. Kıl payı, benim için önemli bir sözdü. Hayatım, kıl payı yetişmek ve kıl payı kaçırmak üzerine kuruluydu. Son dakika insanıydım. Kader denilen şeyle köşe kapmaca oynuyordum sürekli. Her şey o kıl payı yüzünden değişip duruyordu. Ve yine o kıl payı yüzünden hiçbir şey olması gerektiği gibi olmuyordu. Bu sözü söylemesi garipti. Yok canım, nereden bilecekti. Herhangi bir şey söylemedim. Ama etkilenmiştim. O ara metro geldi. Ben önden bindim ancak kalabalıkta onu gözden kaybettim. Toplam 4 dakika kadar süren bu süre zarfının içine, sadece “seni özleyeceğim” yazan bir mektup yerleştirip kafamın içinde bilinmeyen bir adrese gönderdim. Hayatımın aşkını da kıl payı kaçırdığımı düşünerek saçma sapan bir günü daha, kişisel tarihimin tozlu yaprakları arasına, kaydetmeye değer bir şey bulamadan gömmek üzere işe gittim. Ama itiraf etmeliyim ki gün içerisinde birkaç kez kendimi onu düşünürken yakaladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam eve dönerken, bizim sokağın köşesinden aniden karşıma çıktı. Tedirgin oldum. “Korkma” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. En içime bakıyordu sanki. Kendimi çırılçıplak hissediyordum. İkimiz de hiç kıpırdamıyorduk. Bu durum ne kadar böyle sürdü bilmiyorum. Sessizliği bozan o oldu. “Hadi gel benimle” dedi, “şurada güzel bir yer biliyorum, biraz konuşalım.” Gitmemem gerekiyordu, artık kimseye güvenmemem gerekiyordu. Ama gittim. Biraz konuştuk. Sonraki günlerde, birazdan biraz daha fazla konuşur olduk.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittiğimiz her yerde insanlar bize bakıyordu. Hiçbir bakışı umursamıyorduk. Sürekli konuşuyorduk. Onun anlattığı şeyleri çok seviyordum. İlişkimiz başlayalı sadece birkaç ay olmasına rağmen sanki doğduğumdan beri onu tanıyormuş gibi hissediyorum. Aynı şeyleri seviyor, aynı şeylere sövüyorduk. Üstelik hiç de sıkıcı olmuyordu bu aynılık. Çünkü benim anlattıklarım onu, onun anlattıkları da beni fişekliyordu adeta. Daha önce hiç geçmediğim yollardan havalı kornaya basa basa geçiyordum sanki. Aklımın içinde binlerce otoban... Zemin kaygan. Kayıp duruyordum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon kullanmıyordu ama istediğim her zaman ulaşabiliyordum ona. İki eli kanda da olsa geliyordu. Gel dediğimde geliyordu. İki elim kanlı olduğunda da gidiyordu. Git dediğimde gidiyordu. Hiç sitem etmiyor, hiç ikiletmiyordu. Bir keresinde “Hadi birlikte faili meçhul bir cinayet olalım.” dedim. “Katil kim olacak?” dedi. “Ben ölürüm, sen ol.” dedim. “Sen ölürsen ben olamam.” dedi. Kafam karıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıyorum bu bitmeyen kafa karışıklığımın başlangıcı o konuşma oldu. Ondan sonra her şey garip bir hal almaya başladı çünkü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman bu sabah beni öperek uyandırdı ve ben uyku sersemliğimi üstümden atamadan da gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda hep telaşlı, bir şeylerden kaçıyor gibi. Ailemin, bir süre burada kalmamı uygun görmesi canını çok sıkıyor. İşin aslı bundan ben de hoşlanmıyorum. Çünkü bu doktoru hiç sevmiyorum. Çünkü doktor ısrarla “Osman diye biri yok!” diyor ve verdiği ilaçları kullanmazsam her şeyin çok daha kötü olacağını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 gündür buradayım. Tırnaklarımı kesmiyorum. Saçlarımı taramıyorum. Yıkanmıyorum. Yeteri kadar kötü kokarsam beni burada tutmazlar diye düşünüyorum. Çünkü bu duvarlardan çok korkuyorum. Çünkü olan biteni bir türlü anlayamıyorum. Çünkü bazen gizlice…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım…&lt;br /&gt;Lütfen bugün yağmur yağmasın.&lt;br /&gt;“Ve eksilsin artık odamdan doktorun getirdiği Osman’sız sabahlar…”&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5159966790575106326?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5159966790575106326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5159966790575106326&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5159966790575106326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5159966790575106326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/11/osman.html' title='Osman'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2967420275932759684</id><published>2010-10-27T21:02:00.002+03:00</published><updated>2010-10-27T21:17:38.969+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TMhqRdNCyLI/AAAAAAAAAOc/VNRh96NKHJ8/s1600/cigaramolas%C4%B1.htm"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 357px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TMhqRdNCyLI/AAAAAAAAAOc/VNRh96NKHJ8/s400/cigaramolas%C4%B1.htm" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532788990354311346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TMhp1UFj_WI/AAAAAAAAAOU/D2lURyr-Xv4/s1600/yanl%C4%B1syolamigirdik.htm"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TMhp1UFj_WI/AAAAAAAAAOU/D2lURyr-Xv4/s400/yanl%C4%B1syolamigirdik.htm" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532788506870676834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bilhassa bunları çok sevdiğim için siz de görün istedim. Dahası &lt;a href="http://derinhakikatler.blogspot.com/"&gt;Derin Hakikatler&lt;/a&gt; isimli sitede. Bakmakta yarar var.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2967420275932759684?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2967420275932759684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2967420275932759684&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2967420275932759684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2967420275932759684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/10/bilhassa-bunlar-cok-sevdigim-icin-siz.html' title=''/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TMhqRdNCyLI/AAAAAAAAAOc/VNRh96NKHJ8/s72-c/cigaramolas%C4%B1.htm' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8791908037551385315</id><published>2010-10-21T22:54:00.007+03:00</published><updated>2010-10-22T00:47:58.772+03:00</updated><title type='text'>Nöron yolları haritası</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Hikayelerde konu bütünlüğü olmalıdır diyorlar. Olaylar belirli bir sırayla akmalıymış filan. Oysa ben konudan uzaklaşmayı severim. Sıradan çıkmayı severim. Birkaç sahne önce ne olduğunu anımsamamayı severim. Birkaç sahne sonra ne olacağını umursamamayı severim. Bu sebeple birazdan çok bütünlüklü şeyler yazmayabilirim. Ama size söz veriyorum, bir daha bütünlük kelimesini kullanmayacağım. Ne biçim kelimeymiş lan, nalet gelsin böyle kelimeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar hikayeleri sever. Bu yüzden yaşadıkları aşkları başka kadınlara anlatırken olduğundan daha fazla hikayeleştirirler. Sonra hikayenin bu yeni halini daha çok severler. Yani birilerine adamı ne kadar sevdiklerini anlatmayı, adamın kendisinden daha çok severler diyorum. Belki de ne dediğimi bilmiyorum. Belki kendi durumuma bir kılıf arıyorum filan. Ama amına koyim böyle durumun. Ne sikko bir durummuş lan bu, şakülümü kaydırdı alenen :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ara zaman ile ilgili kafam karışık vaziyetlerde biliyorsunuz. Bu konuyu inceleyen bir kitap okuyorum mesela, orada diyor ki "Burundi'de zaman tarif edilir, yani saymak yerine bir özellik atfedilir. Karanlık bir geceye "sen kimsin?" gecesi denir mesela, çünkü hava biriyle karşılaştığınızda yüzünü göremeyeceğiniz kadar karanlıktır ve karşınızdakine kim olduğunu sormanız gerekir." Saymak yerine tarif etmek sizce de çok güzel değil mi la? Bayıldım valla bu fikre. Bundan sonra en sevdiğim kavim Burundililer. Çok kral insanlarmış yemin ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben böyle bazen yeni bir şey öğrendiğimde sevinçten çıldırıyorum. Gözlerim parlaya parlaya, hararetli hararetli anlatıyorum böyle ilk gördüğüm kişiye. Gözleri parlaya parlaya dinleyen insanlar buluyorum lan, ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatmayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edit: Çok karışık konuşmuşum, benim kafalar çok karışık çünkü. Ama zaten siktiredin yazıyı, gelin de az muhabbet edelim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8791908037551385315?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8791908037551385315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8791908037551385315&amp;isPopup=true' title='32 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8791908037551385315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8791908037551385315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/10/kmrasak.html' title='Nöron yolları haritası'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>32</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5719771013389976788</id><published>2010-10-18T20:54:00.001+03:00</published><updated>2010-10-18T20:55:46.209+03:00</updated><title type='text'>İzafiyet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;"Zaman'ı benim kadar iyi bilseydin, dedi Şapkacı,&lt;br /&gt;onu harcamaktan söz açmazdın."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Önce  anlamazsın. Her yerde koşuşturan insanlar vardır. Çalan telefonlar  vardır. Yetişmen gerekiyorsa mutlaka trafik vardır. Daha uzaktaysan  bilmemkaç sefer sayılı uçakta rötar vardır. Vapur çalışmaz çünkü hava  muhalefeti vardır. Gidiş yolundan puan alamazsın. Sonuca zaten  varamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra anlamazsın. Hastaneler vardır. Doktorlar  vardır. Her şeye hazırlıklı olun’lar vardır. Ameliyatlar ve yoğun  bakımlar vardır. Odaları birbirine bağlayan koridorlar vardır.  Koridorların kenarları hep duvardır. Duvar diplerinde yaralı parmağına  sürecek sidik ararsın. Olasılık ilminden medet umarsın. Köprüyü geçene  kadar Hipokrat’ı kral sayarsın. Doluya koyarsın, boşa koyarsın. Baktın  olmuyor amına koyarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik anlamazsın. Mevzu sıcakken  yanında olan insanlar vardır. Mevzu soğudukça uzaklaşan insanlar vardır.  Mutlaka onların da kendilerine göre sorunları vardır. Sıcakla soğuğu  ayıramazsın. Zaten ayırsan da işin içinden çıkamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düpedüz  anlamazsın. Mekanik sesler vardır. Ciddi yüzler vardır. Yapılan klinik  çalışmalar vardır. Gerçekler vardır. 2 kere 2’ye farklı bir sonuç  ararsın. Kendine yeni bir formül kurarsın. Pi’yi 3 alırsın. X’i yalnız  bırakırsın. Y’yi adamdan saymazsın. Limitin nereye gittiğine  aldırmazsın. Ama hesabı bir türlü tutturamazsın. Hem zaten tuttursan da  kimseyi inandıramazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresinden bakarsan bak, anlamazsın.  Olanlar ve bitenler vardır. Elinden gelmeyen şeyler vardır. Tek çare  zamandır. Kendini koltuğa bırakıp gözlerini kaparsın. Zamanı arkasından  itebilmek için tek tek saniyeleri sayarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekizbinaltıyüzyetmişiki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;                                                 Sekizbinaltıyüzyetmişüç…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;                                                                                                 Sekizbinaltıyüzyetmişdört…&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5719771013389976788?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5719771013389976788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5719771013389976788&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5719771013389976788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5719771013389976788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/10/izafiyet.html' title='İzafiyet'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2638063043823123754</id><published>2010-10-14T02:30:00.005+03:00</published><updated>2010-10-14T15:43:52.991+03:00</updated><title type='text'>Nöbet Notları</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Şu anda bir hastane odasındayım ve bekliyorum. Aslında şu ana dair olan durum sadece hastane odasında olmam. Beklemek tam 2 yıl 1 ay 21 gündür baki. Hazır bir hastane odasındayken ve tam 2 yıl 1 ay 21 gündür bekliyorken size biraz beklemekten bahsetmek istiyorum: Beklemek hiç güzel bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi içimden bir ses beni "Üstelik" diye başlayan bir cümle kurmaya zorluyor. Korkmayın, yapmayacağım. Size, hemen yanıbaşımda uyuyan, derin derin uyuyan, sanki 2 yıl 1 ay 21 gündür uyuyan o değilmiş gibi uyuyan adamdan, o adamla aynı karından doğmuş olduğumdan, aynı karından doğmuş olmanın ne demek olduğundan filan bahsetmeyeceğim. Çünkü bunlardan bahsetmek de pek güzel değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba yazının burasında, hastane diye giriş yaptığım ve yakın geçmişte bir kaza geçirmiş olduğum için bizzat kendimden bahsettiğimi düşünüp ödleri kopan, akılları çıkan, evlatlarını kesen, bayraklarını yarıya indiren okurlarıma bir izahat yapmam gerekiyor: Kendimden bahsetmiyorum. Çünkü tahmin ettiğiniz gibi sevgili okurlarım, kendimden bahsetmek de pek güzel bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen dün gece, yazma çizme işlerinde gayet hatırı sayılır biriyle yaptığım uzun sohbetin özet tavsiyesi, kendimden bahsetmem gerektiğine dairdi. Bu kadar aksiyon dolu bir hayatım varken başka şeylerden bahsetmemin lüzumu yokmuş filan. İkna olmuş değilim ama dizim ağrıyor. Dizim ağrıyorsa size biraz kendimden bahsedebilirim. Size biraz kendimden bahsetmem gerekirse dizim ağrıyor. Bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimle ilgili olan kısmı bitti diyorum, yoksa yazı bitmedi. Yani bence bitmedi çünkü daha anlatacaklarım var. Fakat ne anlatacağımı bilmiyorum. Eğer bir yazar olsaydım size birazdan nelerden bahsedeceğimi bilirdim. Derdim ki sevgili okurlar, size birazdan şunlardan bahsedeceğim. Ama bir yazar değilim. Zaten mesela bir yazar olsam çıldırmamak için yazardım. Oysa şu anda sadece uyumamak için yazıyorum. Çünkü uyumamam gerek. Sebepleri basitleştirmeye bayılıyorum. Her neyse, insan yazdıkça bir konu bulabiliyor. Birkaç cümle önce ne anlatacağımı bilmiyordum halbuki. Bence uyku harika bir konu. Şu esnada en çok uykudan bahsetmek istediğim için size biraz uykudan bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuyla ilgili söyleyebileceğim çok fazla şey var ama güzel olup olmadığını tartışmayacağım şimdi. Çünkü 2 yıl 1 ay 21 gündür uyuyan birini izliyorum. Bazen ben de onun gibi uyumak istiyorum. Yaşayanlar ve ölüler evreninin haricinde bir de uyuyanlar evreni olabilir mi? Normal insan uykusu değil kastettiğim, hep uyumak. Koskocaman bir yatakhaneden ibaret bir evren düşünün. Düşündünüz mü? Keşke düşünmeseydiniz. Düşününce kafası karışabiliyor insanın çünkü. Uyumayınca da karışıyor ister istemez. Yani kafamın karışık olduğunu kabul ediyorum. Hakkımdaki tüm suçlamaları da kabul ediyorum. İnkar etmeye halim yok. Bir de mesela şu anda o kadar çok uykum var ki uyumaya halim yok. Aslında yeri gelmişken size biraz halsizliğimden bahsetmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve içeyim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2638063043823123754?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2638063043823123754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2638063043823123754&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2638063043823123754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2638063043823123754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/10/nobet-notlar.html' title='Nöbet Notları'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4446320782995272668</id><published>2010-09-30T03:01:00.003+03:00</published><updated>2010-09-30T04:53:31.275+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları / Hastanın Seyir Defteri II</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Evet ne diyordum, aslında cama vuran yağmur damlalarıyla aram hiç iyi değildir. Ama çiçeklerim olunca sevdim şimdi. Bir tanesi çok güzel kokuyor. İnanın burnuma sokasım geliyor böyle. "İnsan kederlendikçe toprağa meyyali artarmış." Bunu bir yerden mi duydum ben mi uydurdum tam çıkaramıyorum şimdi. Ama öyle bir vaziyet hissediyorum kendimde. Kederlendikçe toprağa sarılasım geliyor böyle. Önümüzdeki bahar demo bir bahçe yapmaya karar verdim mesela. Şöyle her sebzeden iki kök. Doyumluk değil sevimlik. Başka bir yerinden okursanız bir nevi Nuh'un Gemisi. Hani belki de hiçbir şey olamamışların kralıyımdır diyorum ya kendime, aslında sebze peygamberiymişimdir belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yani diyorum ki kimse ölmemiş, kimse komalarda kalmamış olsa, ben böyle bir güzel motora binsem... Önce biraz böyle rüzgarı hissetsem... Sonra hızlansam... Hızlansam... Daha çok hızlansam... Nefes alamayacak kadar çok hızlansam... Sonra bir şey olsa... Ne olduğunu size anlatamayacak olsam... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yok aslında bunu demiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bizimkilerin bahçesinde, birkaç metrekarelik bir alana. Demo bahçeyi diyorum. Belki kiraz ağacının oraya. Hıhımm, bu güzel fikir. Niye gülümsüyorsunuz? Kirazlardan bahsedince aklıma babamın geldiğini anladınız di mi? Napolyon kirazlarıyla babamı o kadar özdeşleştirmişim ki artık Napolyon'u babam sanıyorumdur belki de. Yakında kirazın konumuzla bir ilgisi kalmayabilir yani. Napolyon'dan bahsetmeme şaşırdınız mı? Şaşırmanız şaşırtıcı. Akli melekelerimden endişelendiğiniz için burdayım bildiğim kadarıyla. Edebiyatta, akli melekelerinden endişe edilen insanlar genellikle Napolyon klişesi üzerinden tariflenir. Geçirdiğimiz onca zamandan sonra tarifinizi kolaylaştırmak boynuma borçtu, böyle düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak aslını söylemem gerekirse iyiyim. Endişelendiğiniz hususta yani. Kabul, bir tımarhanedeyim ama siz tek tarafından bakıyor olabilirsiniz duruma. Yani şöyle tam karşınıza geçip baksanız, bu sefer Doktor Umuz ben oluyorum. Neyse, çiçekler diyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya düşününce, çiçeklerden yeteri kadar bahsettim aslında. Şimdi dizime gelebiliriz. Bir şeyler olmuş işte dizime. Arka boynuz filan bir yerleri yırtılmış. Ama yani şimdi ben niye dizim böyle oldu diye bir sürü şey hatırlıyorum ki Doktor Bey? Yazık değil mi? Unutmak için canım çıkmıştı, biliyorsunuz. Yani kafasal durumum müsait olsa niye dayanmayayım ama yemin ederim benim de elimde avucumda bir şey kalmadı lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lan derken sizi kastetmedim Doktor Bey. Lambayla ilgili kısma geçecektim kafam karıştı. Şimdi hemen konuya giriyorum, şu sağ tarafımda görmüş olduğunuz lambamın artık ışık ayarı var. İstediğim gibi açıp kısabiliyorum. Bu, an itibariyle benim için dünyadaki en güzel şey. Kısıp kısıp açıyorum. Böylece, kısmakla açmak arasında geçen zamanı düşünmüyorum. Bana verilebilecek en güzel hediye türü, düşünmemi engelleyecek şeylerdir. En azından kendi hayatımı düşünmemi. Bu sebeple bu cümlede bir teşekkür var. Sahibi gelsin alsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tıbbi adıyla ifade edecek olursam klozet kapağı sendromum vardı birkaç gündür. Klozet kapağı sendromu diye bir hastalık yok demeyin Doktor Bey, ilerleyen safhalarda sıçmamaya kadar varıyor durum çok afedersiniz. Takdir edersiniz ki sıçmamak, psikiyatri çevrelerinde kendine çok boktan bir yer edinmiş mühim bir hastalıktır. Bağlantıyı dikkatlice kuracak olursanız klozet kapağı sendromunu siz keşfedip psikiyatri dünyasının amına koyabilirsiniz. Uzatmayayım. Ben böyle henüz keşfedilmemiş sendromlarla boğuşmayayım diye, hacetimi giderdiğim yerlere hiç tiksinmeden eğilip klozet kapağını değiştiren bir arkadaşım var. Bilemiyorum, belki onu da ben yazıyorumdur. Belki oturmuş bütün bu beni o yazıyordur. Ancak her iki durum için de yakınlarımızda olması gerek Doktor Bey. Bence onu da buraya yatırmalıyız. Hem hazır gelmişken bu cümledeki teşekkürü de almış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatacaklarımın tamamı bu kadar değil Doktor Bey. Fakat dizimdeki ağrıyı ancak bir ceset izah edebilir şu anda. Uyusam iyi olacak.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4446320782995272668?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4446320782995272668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4446320782995272668&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4446320782995272668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4446320782995272668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/tmarhane-notlar-hastann-seyir-defteri.html' title='Tımarhane Notları / Hastanın Seyir Defteri II'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4707432114933505757</id><published>2010-09-21T16:56:00.002+03:00</published><updated>2010-09-21T17:00:22.890+03:00</updated><title type='text'>Şu da var;</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Kardeşim, kaza yerinde ambulansı arayıp telefonun karşısındaki görevliye kendi sağlığında bir sıkıntı olmadığını fakat benim bir ambulansa ihtiyacım olduğunu anlatabilmek için, şu anda dünyanın bütün dillerini biliyor olsam bile kelimelerle anlatamayacağım bir yüz ifadesiyle, "Yaa ben iyiyim de çevrem kötü." dedi sdsgdfgsfdgjds. Gerizekalı.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4707432114933505757?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4707432114933505757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4707432114933505757&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4707432114933505757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4707432114933505757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/su-da-var.html' title='Şu da var;'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5374637815496068024</id><published>2010-09-19T18:14:00.009+03:00</published><updated>2010-09-27T03:02:25.856+03:00</updated><title type='text'>Hastanın Seyir Defteri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TJYpEUJ7cFI/AAAAAAAAAOM/R4WfARvVrm0/s1600/butto.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 422px; height: 316px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TJYpEUJ7cFI/AAAAAAAAAOM/R4WfARvVrm0/s320/butto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518643547495690322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;                                    Eski hali  - Temsili resim---------------------                                                                      Yeni hali - mnskim :/&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Takdir edersiniz ki bu bacakla salsa yapamıyorum. Eski haliyle de yapamıyordum aslında ama olsun, bence bu kısmına takılmamalıyız. Mesela şu an bacağım sağlam olsa kesin salsa yapabilirdim gibisime geliyor. Çok canım sıkılıyor lan, öyle böyle değil. Az önce sehpayı dişledim mesela. Farklı tatlar arıyor insan tabi :/ Gelen gidenler oldu elbette ama şu anda yapyalnızım mesela. Mutfaktan kokular yükselmeye başladı. Sabah ilaç içmek için su almaya gittiğimde -ki adeta Yeni Zelanda'ya yürüyerek gidip gelmişimcesine zorlu bir eylemdi benim için- ocağın üstünde, içinde çeşitli mikroorganizmaların koloni kurduğu bir çorba tenceresiyle karşılaştım. Kim yaptıysa artık... Geçenlerde "evimin anahtarı bir bende yok anasını satiyim" klişesini bire bir yaşadım mesela. Kapıda kaldım la :/ Son anahtarı da kaptırmışım. Yakında evimi ele geçiren insanlar tarafından buradan kovulabilirim. Can güvenliğim yok. Devlet buna bir şey yapsın :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada bir böyle içime bi ürperti geliyor. Ayaklarım üşüyor filan. Kanım çekiliyor sanki tövbe yarebbim :/ Ölmem di mi lan :/ Ölürsem ağzınıza sıçarım bak. Daha göreceğim şeyler var benim. Allah öyle dedi bana. Kulağımı çekti bi ufak, ondan sonra da "hadi git kerata, daha güldüğünü görücem ben senin" dedi. Mesela işte benim Allah'ım böyle sevimli biri. Bir de biz onunla öyle resmiyetli sizli bizli dönemlerimizi çoktan atlattık. Araya bir sürü felaket girdi çünkü. Felaketlerde adab-ı muaşeret denilen bir şey yoktur. Yanisi bana öyle gelip dandik dundik inanç dünyamla ilgili nasihatlerde bulunmayın. Biz Allah'la bir biçimde anlaşıyoruz. Allahım n'aber? ::&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de rica ederim artık beni motor kullanıyor olmamla ilgili eleştirmeyin. Söyleyeceğiniz her şeyi en az üç bin kere düşündüm ben zaten. Sike sike tabi, yoksa düşünmeye çok meraklı biri olduğumdan değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satırlarıma burada son verirken hepinize çok teşekkür ederim. Ama hiçbiriniz de gelip bulaşıkları yıkamadınız ya, piçsiniz olum lan :/&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5374637815496068024?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5374637815496068024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5374637815496068024&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5374637815496068024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5374637815496068024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/hastann-seyir-defteri.html' title='Hastanın Seyir Defteri'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TJYpEUJ7cFI/AAAAAAAAAOM/R4WfARvVrm0/s72-c/butto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6162279818481099256</id><published>2010-09-17T15:40:00.003+03:00</published><updated>2010-09-17T17:12:00.498+03:00</updated><title type='text'>Bana su verdi :/</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Kardeşimle aile evinden İstanbul'a dönüyorduk. 10 dakika evvel bir yerde durup ufak bir kahvaltı ve beraberinde bir sürü geyik yapmıştık. Konuştuklarımızı düşünüyordum. Bir de atla motor arasındaki organik bağı. Birkaç yüzyıl önce doğsam kesin at binen bir kadın olurdum. Her neyse. Otoban çıkışında, sol şeritte fakat trafikten mütevellit maksimum 50 km hızdayken herifin biri küt diye arabasının burnunu önümüze çıkardı. Denge bozulunca bariyerlere doğru kaydık ve yoldan çıkarak devrildik. Düşmeden hemen önce hassiktir dediğimi hatırlıyorum. Böyle olacağından eminim, yani ölmeden evvel hassiktir diyeceğimden. Neyse, ölmedim. Dizimin üstüne devrildim ve bir miktar sürüklendim. Durabildiğimde ilk düşündüğüm şey arabaların altında kalmamak için yolun kenarına çekilmem gerektiğiydi ama dizim o kadar acıyordu ki kımıldayabilmem söz konusu değildi. Kardeşim ön tarafımda yatıyordu. Buraya kadarmış dedim. Birazdan arabalar üstümüzden geçecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar değilmiş. Ben o kısımlarını hatırlamıyorum pek ama kardeş arabaların durması için hemen motoru benim arkama çekip çantaları ortaya yığmış. Sonra yanıma geldi. Yüzü allak bullak. Ama iyi, herhangi bir yerinde problem yok yani. Benim derdime düşmüş. Ablacım iyi misin diyor ağlamaklı. İyiyim diyeceğim de ağzımı açtığım anda attan düşmüş gibi bağırabiliyorum sadece. Amına koyim çok acıdı lan. Pantolon yırtılmış tabi ama cesaret edip dizime bakamıyorum ki. Kesecekler bacağı sıçtık diyorum sadece. Arkamdan kollarımın altına girip beni yolun kenarına çekiyor. İşte asıl macera bundan sonra başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın arabasını durdurup yanımıza geliyor. Panik halinde. Sanki o kaza yapmış gibi şaşkın. Bana su veriyor. Ambulansı arıyor, ben götüreyim hastaneye diyor. Diyor da benim bacağı oynatabilecek bir pozisyonum yok. Ambulansı bekleyelim diyorum. Tabi böyle cümle kurarak diyemiyorum bunu o esnada. Çeşitli anırma tonlamalarıyla ifade ediyorum. Bekliyoruz. Bu arada bizi yoldan çıkaran orospu çocuğu dönüp arkasına bakmıyor bile. Başka bir kadın arabasının camından peçete uzatıyor elimdeki kanı görüp. Bir diğeri bir şişe su daha uzatıyor. Dilenci gibiyiz. Gelen geçen bir şey veriyor. Bu arada ambulans gelmiyor. Kardeşimin yüzünün halini görünce bağırmayı kesiyorum. Sonra şu dizime bir bakayım diyorum. Görünce bir çığlık daha. Kemik görünüyor la, beyaz beyaz böyle. Tam beyaz da değil de kemik rengi işte :/ Etrafında kot ve asfalt parçaları yapışık. Olum annem ağzımıza sıçacak diyorum kardeşe. Sıçılmayacak gibi değil, akılsızlığımıza doymayalım. Ama yemin billah ederim bizim bir kabahatimiz yok. Adama zorla kaza yaptırıyorlar bu mına goduğumunun memleketinde. Kaskı bir kenara fırlattım. Üstümdeki montu böyle cımıra cımıra yerden yere vurdum. Kalkabilsem motoru da dövücem ama kalkamıyorum tabi. Sinirden gebericem. Herifin biri yerdeki debelenmemi görüp arabasının camından dalga geçer gibi "nööldü" diye bağırıyor. Ebenin amı oldu diyorum. İnse sikicem o haldeyim. Sonra bir adam geliyor. Dizime bakıyor, ayağıma bakıyor, elime bakıyor. Duruyorum çünkü belli ki o doktor. O da ambulansı arıyor. Böyle bin tane daha muhabbet yaşıyoruz. Ama ecdadını siktiğiminin ambulansı gelmiyor bir türlü. 1 saatten biraz daha fazla bir zaman yolun ortasında çeşitli komiklikler eşliğinde belkiyoruz. En son kardeşe diyorum ki yardım etmek isteyen arabalardan birine binip gidelim, asfaltta oturmaktan sıçalak olucam bu gidişle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biniyoruz birine. Bizi Göztepe Eğitim Araştırma'ya götürüyor. Beni daha doğrusu, kardeş arkada motorla geliyor yine mecbur. Orada yaşadıklarımın tamamını size anlatamam. Böyle hastane olmaz olsun. Şöyle diyeyim, bir buçuk saat kadar bana hiçbir müdahelede bulunmadılar. Murat K. diye bir doktor vardı, yemin ederim şimdi elime verseler oturduğum yerden etlerini didiveririm herifin. Hipokratlar siksin onu inşallah. Neyse sonra film sonuçları geldi, kırık çıkık yokmuş. Biz kardeşle sevinçten zıplamak istedik de benim diz haşat olduğu için mümkün olmadı. Sonra lutfedip pansuman yapmaya karar verdiler. Böyle bir pansuman olamaz. Haluk abi diye bir hasta bakıcı var, asfaltın alabildiğine zımparaladığı dizimi baticon döktüğü gazlı bezle bir temiz keseliyor. Acıdan kalp krizi geçiricem nerdeyse. Adamın koluna yapışıp kurban oliyim bırak diyorum. Bırakmıyor. Öyle gözüm dönüyor ki kanayan elimi komple sırtına sürüyorum bunun. Önlüğünün ebesini siktim. Hak etti ama. Adama dedim ki, herkesi unutucam da Haluk abi dedim, seni katiyen unutmicam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte böyle. Evde yatıyorum şimdi. Korkudan aneye söyleyemediğimiz için anne bakımı lüksünü yaşayamıyorum.  Annemin bir motor kazasını daha kaldırabilecek durumu yok, bir de çok kötü sövüyor la :/Az önce belki işe yarar diye dizimi yalamaya kalktım. Yalaya yalaya iyileştiririm belki. Bugün ağrılarım daha fazla. Öyle ki çişim gelince göz yaşlarıma hakim olamıyorum :/ Ziyaretime gelizleyin. Yemek yapın su getirin beni oyalayın ay bir şeyler yapın :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bana su veren o kadına, beni hastaneye götüren Zeki Bey'e, bana pirensesler gibi bakan Adile Naşit anaçlığındaki biloma, kendinden önce beni düşünen canım kardeşime, çikolatalı frambuazlı pastamı eksik etmeyen güzel arkadaşım Nurdan'a ve geçmiş olsun diyen ve diyecek olan herkese pek çok teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notto: Bana emeği geçen, ambulansından doktoruna, hasta bakıcısından eczacısına tüm sağlık personelinin amına koyim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6162279818481099256?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6162279818481099256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6162279818481099256&amp;isPopup=true' title='33 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6162279818481099256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6162279818481099256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/blog-post.html' title='Bana su verdi :/'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>33</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6087338087744907148</id><published>2010-09-12T00:30:00.004+03:00</published><updated>2010-09-12T00:33:16.089+03:00</updated><title type='text'>Entel'iniz bu şapkanın altındadır.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TIv1DXoh-dI/AAAAAAAAAOE/HTCUpsXP7p0/s1600/%C5%9Fapkamapka.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 287px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TIv1DXoh-dI/AAAAAAAAAOE/HTCUpsXP7p0/s320/%C5%9Fapkamapka.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515771606877731282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ne var be ne var! Benim canım sıkılamaz mı :/&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6087338087744907148?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6087338087744907148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6087338087744907148&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6087338087744907148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6087338087744907148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/enteliniz-bu-sapkann-altndadr.html' title='Entel&apos;iniz bu şapkanın altındadır.'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TIv1DXoh-dI/AAAAAAAAAOE/HTCUpsXP7p0/s72-c/%C5%9Fapkamapka.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7599535393473329283</id><published>2010-09-11T05:48:00.002+03:00</published><updated>2010-09-11T05:51:13.880+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #13</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Dr. Umuz Bey, köşkün asma balkonundan yaptığı rutin konuşmasına, her şeyin ölçülü olması gerektiğini söyleyerek başladı. Gerisini dinlemedim. Kimseye belli etmeden, ardında deniz olduğundan kuşku duymadığım duvarın önüne geçtim ve ölçüp biçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O adamı tam tamına 3 kilo sevmiştim. Benim için iyi bir rakam sayılır bu. Sonra işler sarpa sardı. Bu deyimi ilk olarak hangi durum için söylediler bilemiyorum ama gönül işleri için ziyadesiyle kullanışlı. Çünkü işin içine gönül girince işler hep sarpa sarar. Bundan sonra birini sevmek için böbreğimi kullanacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmek derken ölüp bitmekten söz etmiyorum. 3 kilonun içine pek fazla şey sığmıyor. Ama yine de mesela komaya filan girse ben ona bakardım. Komaya giren birine bakmak gerekir çünkü. Umarım hiçbir zaman komaya girmez zira etrafımız komaya giren adamlara bakmak istemeyen kadınlarla dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camilla’yı anlatmıştı bana. Camilla’yı biliyor musunuz? Keşke bilseniz. Keşke Fante’nin değil onun anlattığı gibi bilseniz. Acaba Camilla’yı anlatırken mi sevdim onu yoksa Muhteşem Kraliçe’yi izlerken mi? Kronolojik bir tespit yapabileceğimi sanmıyorum. Zaten hafızam pek iyi değildir. Ancak bir şey, başka bir şeyle mutlaka bağlantılı. Hepimiz zincirleme hayatlar yaşıyoruz. “Kederli günlerde bağlanmaya daha açık oluyor insan” diyor ya bir yazar, belki de sırf bundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O beni sevmedi, biliyorum. Belki başka birini sevdiği için belki bende sevecek bir şey bulamadığı için belki de her neyse işte. Olan bitenlere sebep aramayı çoktan bıraktım. Ama bu benim ilk sevilmeme tecrübem. Dolayısıyla ne yapacağımı bilemedim. Daha evvel geçmediğiniz bir yoldan geçiyorsanız hata yapma ihtimaliniz yüksektir. Trafik böyle diyor. Mutlaka hata yapmışımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmeye karar verdiğini telefonda söyledi, bu kısmının şık olmadığını kendisi de kabul ediyor. Dünya başıma yıkılmadı. Benim için kayda değer bir felaket haberi sayılmaz. Ama sinirlendim, o haldeyken ölçemedim tabi ama sanıyorum 5 okka kadar. Sinirlenecek bir durum olduğundan değil, yapabildiğim en iyi şey bu olduğundan. Her neyse, gecenin bir vaktiydi ve sokaktaydım. Gecenin bir vakti sokakta gördükleri kadınları bir takım evlere ya da otellere sokmak isteyen herifler var. Ancak üstümde bir ev olmaması, içimde 3 kiloluk bir boşluk ve 5 okkalık bir sinir olmadığı anlamına gelmez. Beni bir eve ya da otele davet eden o herif, sanıyorum artık hiçbir kadını bir eve ya da otele davet etmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol boyu şarkı söyledim. Şarkı söyleyerek yürümek yolun kısalmasına neden olur. Aslında yolun kısalmasını istediğim filan yoktu. Sadece aklıma daha iyi bir fikir gelmediği için. Sonra eve geldim. İlk işim banyoya gidip benimkinin yanında duran diş fırçasını çöpe atmak oldu. Benimkilerin yanında durmayan dişler için bir fırça bulundurmam gerekmez. Bunu size diş fırçasına bir anlam yüklediğim için değil dönmeyeceğinden ne kadar emin olduğumu belirtmek için anlatıyorum, yaklaşık 7 litreye denk düşüyor bu. Sonra salona geçip 9 metre düşündüm. Aklıma babaannemin ineklerinden başka bir şey gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra günler geçti. Günler siz geçmesini isteseniz de istemeseniz de geçer. Akan zaman boşluklara doğru dolar bir biçimde. Doktor Umuz hesapladı, bu sabah itibariyle ondan geriye 750 gram’lık bir boşluk kalmış. Bazen üzülüyorum elbette. Ama harici hayatımda yaşadıklarımdan dolayı tam olarak neye üzüldüğümü hiçbir zaman bilemediğim için pek üstünde durmuyorum. Yine işe gidiyorum. Yine eve dönüyorum. Yine arkadaşlarımla buluşup saçma sapan şeylere gülüyorum. Hala çok kötü fotoğraflar çekiyor, hala çok kötü yazılar yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, günler geçiyor işte.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7599535393473329283?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7599535393473329283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7599535393473329283&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7599535393473329283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7599535393473329283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/09/tmarhane-notlar-13.html' title='Tımarhane Notları #13'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8234700000065120694</id><published>2010-08-26T04:13:00.004+03:00</published><updated>2010-08-26T05:44:50.336+03:00</updated><title type='text'>Bitmeyen Koma</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Çıktım öyle. İçinden çıkamadığım zamanlarda genellikle dışına çıkarım. Bulunduğum yerin dışına yani. Böyle ne yapacağımı bilmeden dışarı çıktığımda da, şayet yakınlarındaysam mutlaka mezarlıkta bulurum kendimi. Neyseki bulurum. Onu bulamayanlar da var. Yakınlarındaydım. Mezarlığın diyorum. Meşe palamutları süper şahane şeyler gibi göründü gözüme. Benim uzandığım yerden baksanız size de öyle görünürdü muhtemelen. Babama, küçükken meşe palamutlarına neşe palamutları diyor muydum diye sordum çünkü meşe palamutları neşelenmeme neden olmuştu. Neşelenmek de ne acayip kelimeymiş, sanırım hayatımda ilk kez kullandım. Her neyse. Babam yine cevap vermedi tabi. 60 yaşından sonra konuşmayı bıraktı. Ama galiba demiyordum. Neşe palamudu demiyordum yani. Keşke deseymişim. Bazen böyle şeyler çıkıyor. Aklıma gelse yapardım dediğim şeyler. Kaçırdığım  hatıralar. Hatırası çok olanın bilmem nesi bilmem ne olur gibi bir söz yok mu? Kesin bir düşünür düşünmüştür aslında. Düşünmüştür de söyleyememiştir. Bazen bunu ben de yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş bulunup ‘İçer misin?’ diye sordum. İçmez hâlbuki. Kanserine iyi gelmiyor. Benim içmemi de istemez tabi, hangi baba ister? Ama yaktım yine de bir tane. Kızgın olduğumu anlasın istedim. Hatta neye bu kadar kızgın olduğumu anlayıp bana da söylesin istedim. Umduğum gibi olmadı. Olmayınca olmuyor işte. Hayat zaten işlerin hiç de umduğunuz gibi olmadığı yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela ben babamın doğum gününü bilmiyordum. Doğduğu bir gün olduğunu hiç düşünmemişim. Onu mumları üflerken filan hayal edemiyorum mesela. Bu da kaçırdığım hatıralardan biri. Gözlerimi kapatıp mezar taşında yazan tarihte mevsim normallerinin nasıl olduğunu hesap ettim. Güneşli çıktı. Kutlamasa da şanslı biriymiş çünkü benim doğum günümde hava hep kapalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl dönümleri var bir de. İyi ve kötü şeylerin yıl dönümleri. Aslında bu yıl dönümü meselesini kafamda halletmiştim. Yani 2 sene önce ağbimin o gün kaza yapmış olması, aynı tarihte yine kötü bir şey olacağı anlamına gelmiyor. Bilime aykırı bir kere. Ama bilimsellikten uzak bir günümdeydim. Hissettiğim şey yine kötü bir şey olacak korkusu gibi de değildi esasen, 2 yıl önce o gün ne kadar kötü bir şey olduğunu fark etmek gibi daha ziyade.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İşimiz zaten mucizelere kaldı ama 2 seneden sonra bir mucize beklemeyi de bırakın.’ demişti doktor. Bir doktor öldürmediğime hala hayret ederim mesela. Elinizde kalan son şeye bile göz koyan insanların iyi kimseler olduğunu iddia edemezsiniz sanırım. En azından benim için durum böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babama, ‘Onu özlemeyi kes artık,’ dedim, ‘ağbim bizimle kalacak.’ Babama daha önce hiç böyle sert çıkışmamıştım. Onca senedir ilk defa, konuşmayı bıraktığı için değil verecek bir cevabı olmadığı için sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanisi bu uyumak meselesi çok alengirli efendiler. Sonsuz olanı var, derin olanı var… Türlü türlü huyları var. Bir insanın hiç uyanmayacağına emin olduktan sonra kızılcık şerbeti görünümlü kanlar kusulabiliyor ama az denilemeyecek kadar yok bir ihtimal bile varsa ve o ihtimal bir türlü gerçekleşmiyorsa hiçbir şerbet vaziyeti kurtarmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sinirleniyordum. Sinirlenmek için çok sebebim var. Ağbime yani. Bütün işleri başıma bıraktı bir kere. Hem zaman geçtikçe ona anlatmam gereken daha çok şey birikiyor ama ben hepsini hafızamda taşıyamıyorum. Gerçekten kafamın içinde yer kalmadı gibi geliyor. İyice saftirik bir şey oldum. Her neyse. Diyorum ki belki de yaşamak istediği her şeyi yaşamıştır ağbim… Belki de mutludur böyle. Bilemeyiz ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık uyanmıyor diye kızmıyorum ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızmıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8234700000065120694?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8234700000065120694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8234700000065120694&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8234700000065120694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8234700000065120694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/08/bitmeyen-koma.html' title='Bitmeyen Koma'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1031923065990734612</id><published>2010-08-07T01:31:00.006+03:00</published><updated>2010-08-07T14:11:42.442+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #14</title><content type='html'>&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Doktor Umuz Bey, florasan lambanın ışığında büyük bir ciddiyetle beyin tomografime baktıktan sonra yakın gözlüklerini burnunun ucuna kadar itip bana döndü ve “Size 3 vakte kadar bir yol görünüyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Son Nefes Turizm, sizleri sürprizlerle dolu bir yolcuğa davet ediyor. İmamın kayığıyla öldüğünüz yerden alınıyor ve yol boyu elinizi kefeninizin cebine sokmuyorsunuz.’ türünden cümleler kafamın içinde dolaşmaya başladı. Takdir edersiniz ki, bir doktor bir yoldan bahsediyorsa kesinlikle iyi bir şey söylemiyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen Doktor Umuz da birçoğumuz gibi kritik durumlarda esprili görünmek adına saçmalayanlardan biri. Bunun bir de kontrolsüzce yapılanı var. Mesela bir arkadaşım, aşık olduğu adamdan hiç beklemediği bir anda evlilik teklifi alınca oldukça belirgin bir biçimde osurmuş. Bana kalırsa götüyle cevap vermiş. Tabi evet mi hayır mı dediğini bilemiyoruz. O dili henüz çözemedik. Neyse, şimdi mutlular ve bu utanç gecesini hiçbir ortamda anmayarak unutmaya çalışıyorlar. Oysa bir şeyi anmamak, onu unutmak anlamına gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umuz Bey, çok yaratıcı bulduğu bu esprisine gülmediğimi fark edince koridordaki görevliye 47 numarada yatan nörolog Muharrem Hanım’ı çağırmasını söyledi. Bir kadın için talihsiz bir isim. Ama Muharrem Hanım’ın talihsizlikleri bununla bitmiyor. Tıp fakültesindeyken tanışıp sevişerek evlendiği kocasını, erken biten bir iş gününün ardından döndüğü evinde yatakta biriyle yakalamış. Bir adamla. Üniversiteden hocaları olan, ismi Muharrem olan bir adamla. İnsan, isminin kaderini yaşar derken kastettikleri şey bu olmasa gerek. Muharrem Hanım’ın o gün itibariyle başlayan kahkahalarını hiçbir doktor durduramayınca ailesi çareyi buraya yatırmakta bulmuş. Benim için bir sakıncası yok, gülen insanları her zaman sevmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharrem Hanım şen kahkahalarıyla odaya girdiğinde Umuz Bey ona halen florasan lambanın önünde duran beyin tomografimi işaret ederek ne düşündüğünü sordu. Umuz Bey, bu güleç hanımefendinin tıp bilgisine sık sık başvurur. Muharrem Hanım ise filmi biraz inceledikten sonra koşarak yanıma geldi ve ellerimi sımsıkı tutarak büyük bir mutlulukla “Tebrik ederim, anne oluyorsunuz!” diye çığlık attı. Doktor Umuz masasının altındaki zile basarak içeriye çağırdığı hasta bakıcıları Muharrem Hanım’ın ilaçlarını aksatmış olmalarıyla ilgili azarlarken ben kadından ellerimi zor kurtarıp kendimi bahçeye attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tomografide ne olduğunu görmek için tıp eğitimi almış olmak gerekmiyordu. Sol frontal lobumda büyük bir boşluk vardı ve yaşadıklarım beni yanıltmıyorsa, kolay kolay dolacağa da benzemiyordu.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1031923065990734612?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1031923065990734612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1031923065990734612&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1031923065990734612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1031923065990734612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/08/tmarhane-notlar-14.html' title='Tımarhane Notları #14'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6437921926114427240</id><published>2010-07-26T04:47:00.005+03:00</published><updated>2010-07-26T04:59:27.064+03:00</updated><title type='text'>Yok bir şey...</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Fevkalade olağan bir gündü. Bir çocuk ellerinin ve burnunun kıpkırmızı kesilmesine aldırmadan basılmamış karlara basma telaşında değildi çünkü kar yağmıyordu. Yalnız bir kadın penceresine vuran yağmur damlalarının camdan aşağı kendilerince bir yol çizerek süzülmelerine bakarak akıp giden hayatı için kederlenmiyordu çünkü yağmur da yağmıyordu. İşe yetişmek için topukları sırtına değecek kadar hızlı koşmasına rağmen kaçırdığı vapur için hayıflanan genç adam, bir sonraki vapurda hayatının aşkıyla karşılaşmadı. Yaşlı kadının, her bir parçasını kör kandillerin kısık ışıkları altında işlediği çoktan sararmış dantel ve nakışlarla dolu çeyiz sandığından, rahmetli kocasının delikanlılık zamanlarından kalma bir fotoğrafı çıkmadığı için yüreği burkulmadı. Karnı burnunda olmasına rağmen tarlada çalışan, beceriksizce bağlanmış yazmasının altından siyah zülüfleri görünen pazen şalvarlı taze gelinin ansızın doğum sancısı tutmadı. Hiçbir adam, çocuklarını da yanına alarak başka birine kaçan karısından ve kendisini en zor zamanlarında yüzüstü bırakan dostlarından yediği darbeyi unutmak için rutubetli bir meyhanede tek başına rakısını yudumlamadı. Gecekondu mahallesinin dar sokaklarından birinde tek kale maç yapan ve tüm eğlenceleri bundan ibaret olan, kara gözleri kirli yüzlerinin ortasında iki zeytin tanesi gibi parlayan çocukların üstüne doğru hızla gelen bir arabanın artık çok geç kalınmış acı freni duyulmadı. Erkekliğiyle ilgili alaylı söylentilerden usanan ergenliğini çoktan geride bırakmış genç, cebindeki parayı denkleştirip tüm cesaretini toplayarak yaşlı ve çirkin fahişelerle dolu bir genelevin kapısından içeri, etkisinden hayatı boyunca kurtulamayacağı bir adım atmadı. Rızası alınmadan gerçekleşen bir evliliğe mahkûm olan kadın, ihtiyar kocasının, çıplak vücudu üzerinde ileri geri giderken çıkardığı hırıltıları unutmak ve bedenindeki izlerden kurtulmak için saatlerce banyoda kalarak suyun altında ağlamadı. Meydandaki kahvede tavşankanı çaylarının yanında sarma sigaralarını tüttüren köylüler arasında kulaktan kulağa herhangi bir haber dolaşmadı. Annesinin mutlaka pazarlık yap diye tembihleyerek alış verişe yolladığı kızın elindeki poşetlerin birinden fırlayan yemyeşil bir elma, yuvarlana yuvarlana giderek daha önce oralarda hiç görmediği esmer bir delikanlının ayaklarının önünde durmadı. Kulübesinde kendi halinde yaşayan, yüzü yılların yorgunluğunu gösteren kırışıklarla dolu olan yaşlı bir balıkçının can yoldaşı olan çoban köpeği, gecenin bir vakti sessizliği yırtarcasına havlamaya başlamadı. Kimse yepyeni bir hayata başlamak için terminalden kalkan ilk otobüse atlayıp, yol boyu başını cama yaslayarak düşüncelere dalmadı. Hiç kimse eski bir radyonun başına geçip şarkılardan dilek tutmadı. Kül tablasında sigarasını söndürebileceği boş bir yer arayan yazar, saatlerdir baktığı sarı saman kağıda yazacak tek bir şey bile bulamadı. Olağanüstü sıradan bir gündü. O gün anlatılmaya değer hiçbir şey olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı, bilomun aynı isimli &lt;a href="http://olaganustusiradan.blogspot.com/2010/07/yok-bisey.html"&gt;süperkulade yazısına&lt;/a&gt; paralel olarak yazılmıştır.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6437921926114427240?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6437921926114427240/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6437921926114427240&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6437921926114427240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6437921926114427240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/07/yok-bir-sey.html' title='Yok bir şey...'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6697232673524906742</id><published>2010-07-25T01:29:00.005+03:00</published><updated>2010-07-25T02:20:14.302+03:00</updated><title type='text'>Şöhret!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TEtpb22-uoI/AAAAAAAAANk/ohP5sKm235M/s1600/%C5%9F%C3%B6hret.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 285px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TEtpb22-uoI/AAAAAAAAANk/ohP5sKm235M/s320/%C5%9F%C3%B6hret.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497603697439324802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her şey blogumla ilgili övgü dolu sözlerin ulusal gazetelerin birinde &lt;a href="http://www.stargazete.com/istanbul/yazar/esra-cengiz-ozkan-guven/coplerim-ve-ben-ayrilmaz-bir-ikiliyiz-277538.htm"&gt;sürmanşet&lt;/a&gt; yayınlanmasıyla başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü biriydim artık. Dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Tüm gözler bana çevrilmişti. Her hareketim olay olacak, her sözüm hadise yaratacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şamşırmış vaziyetteydim. Sıcaktan beynim büzüşmüştü. Bakkala gidip içecek soğuk bir şeyler alayım da şuurum açılsın dedim ama o da nesiydi? Artık öyle palas pandıras bakkala filan gidemezdim. İç organlarıma varana kadar fotoğraflarımı çekmek isteyecek gazetecilere makyajsız yakalanıp aleme madara olmaya niyetim yoktu. Derhal gidip kendime bir çift göz kaş çizeyim dedim. Zira kargaların bok yeme saatine kadar oturmuş ve henüz gözlerimi yumalı birkaç saat olmuşken apartman temizlikçisinin ısrarlı zil darbeleri neticesinde uyandırılmıştım. Bu da uykusunu alamamış canım yüzümün, üstünden dozer geçmiş gibi görünmesine yol açmıştı. Makyaj zımbırtılarının başına geçip doğaçlama bir teknikle elime geçeni yüzüme sürerken apartman temizlikçisini işten çıkarmaya karar verdim. Ne münasebetti canım. Belki ben orda Nobellik bir şey yazıyorum!! Benim konsantrasyonumu bozmaya ne hakkı var yani! Kadını kovacaktım. Hatta apartmandaki herkesi kovacaktım. Ben artık başka bir sınıfa mensuptum ve etrafımda bu sınıftan olmayan kimseyi görmek istemiyordum. Böyle söylene söylene makyajımı tamamladığımda korkunç neticeyle karşılaştım. Oha amına koyim bu ne lan! Bülent Ersoy’a benzemiştim. Hemen gidip tuz ruhuyla yüzümü kazıyana kadar yıkadım. Zaten bu sıcakta makyaj mı yapılır! Fakat bu haldeyken çıkamam. Aklıma harikulade bir fikir geldi. Güneş gözlükleri!! Dana kadar gözlükleri taktığımda makyajla ilgili bir problemim kalmadı. Kafamın tepesinde, her bir teli başka yöne savrulmuş saçlarımın bağımsızlıklarını ilan etme girişimlerini de bir şapkayla bastırınca kafa kamuflajımı tamamlamış oldum. Tam oldu bu iş çıkayım diyordum ki götümdeki şortun pıtırcıklanmaya başlayan selülitlerimi gizleyemeyecek kadar kısa olduğunu fark ettim. Ben yaşamaya üşeniyorum bir de kalkıp üstümü mü değiştiricem! Sikerim böyle işi deyip dışarı çıkmaktan vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakin sakin oturdum biraz. Yakında yağacak olan kitap teklifleri için 2 satır bir şey yazdım. Gerisini de yazarım yea n’olcak, atla deve değil sonuçta. Birazdan röportaj yapmak için telefonum çalmaya başlardı. Kim bilir ne abuk sabuk şeyler yazardı o ipneler. Ben içimdeki atlardan söz ederken onlar yatak odasını işin içine karıştırırlardı. Tüm iyi niyetimle yatak odasından uyumayı kast ettiklerini düşünüp uyku vaziyetlerimin çok randımanlı olmadığını söylerdim mesela. Sonra da “Yatağında bir at olmadan uyuyamıyor!!” diye manşet. Yuh anasını satiyim, öyle manşet mi olur lan! Hiçbir gazeteye röportaj vermemeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöhret bana gitgide ağır gelmeye başlamıştı. Hiçbir şeyden mutlu olamıyordum. Sefa pezevengi olmuştum artık. Uyuşturucuya başlarsam bu yükün biraz hafifleyeceğini düşündüm. Ancak evde bu anlamda hiçbir sikim yoktu. Ne biçim ev lan bu! Evimi de kovmayı aklıma koydum ama bu iş için bir yerlerden ödül mödül almayı beklemem gerekecekti. Fakat uyuşturucu için bekleyecek durumum yoktu. Krize girmiştim. Uyuşturucu işte böyle lanet bir şeydir. Yokluğunda çıldıracak gibi olursunuz. Buzdolabında artık hangi aklı evvel arkadaşım aldıysa bir sebzelik dolusu marul vardı. Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tükettiğinde kafa yapacağına inanan bir abimin bu tezini denemek üzere marulları yemeye başladım. Ama ikinci yaprağa geldiğimde canımdan bezdim. Böylece uyuşturucu işi de mantara bağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci korkusundan dışarı çıkamıyordum ama geçenlerde beni bi temiz döven evime de sığamıyordum bir türlü. Sıkıntım iyiden iyiye kendini gösteriyordu artık. Birkaç arkadaşımı aramayı düşündüm ama onlar benim halimi nerden anlayacaklardı sanki. Hepsi sahteydi. Sırf şöhretimden faydalanmak için yanımdaydılar. Dost bildiklerim iki dakkada yalan olmuştu. Vay yavşaklar. Arkadaşlarıma çok sinirlenip hepsini kovmaya karar verdim. Doyumsuzluktan mütevellit bir ara lezbiyen filan mı olsam diye de düşündüm fakat kadın memesi ellemeyi yüreğim kaldırmayacağı için o işten anında vazgeçtim. Herkes beni musmutlu sanıyordu ama ben o gösterişli hayatımda herkese gülücükler saçarken içimde hep ağlayan bir palyaço vardı, ya da her ne bokumsa işte. Yalnızdım. Yapyalnızdım. Kimseye güvenemiyordum. Evden çıkamıyordum. Hiçbir şeyde teselli bulamıyordum. Bu şöhreti kaldıramıyordum...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6697232673524906742?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6697232673524906742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6697232673524906742&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6697232673524906742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6697232673524906742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/07/her-sey-blogumla-ilgili-ovgu-dolu.html' title='Şöhret!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TEtpb22-uoI/AAAAAAAAANk/ohP5sKm235M/s72-c/%C5%9F%C3%B6hret.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2318153827809876504</id><published>2010-07-11T01:37:00.004+03:00</published><updated>2010-07-11T01:51:55.069+03:00</updated><title type='text'>Sütten ağzı yanan kadınla yoğurdu üfleyerek yiyen adamın maceraları!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Sıkıntıdan kendimi dişlemek üzereydim. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Günlerdir bende kalıp da sırtımdan sopayı, karnımdan sıpayı eksik etmeyen arkadaşım gitmişti. Şaka la çok iyi bakıyordu bana. Nepnefis yemekler yapıyordu. Bulaşıkları yıkıyordu. Bakkala çakkala gidiyordu. Canım arkadaşım yaa, keşke gitmeseydi :( Ama gitmişti. Herkes gitmişti. İstanbul’da bir ben bir de mahalledeki piçler kalmıştı sanki ve mına goduğumun evlatları gerçekten çok ses çıkarıyorlardı. Birkaç tanesini kessem belki biraz rahatlarım dedim ama bu kadar küçük bireyler için elimi kana bulamak istemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternetlere girip biraz dolanayım dedim. Millet Facebook’ta çoktan summer of holiday albümleri paylaşmaya başlamıştı. İpneler. Sanki ben istesem gidemem! Bastı tabi bana sinir. Tatildeki herkesi arkadaş listemden çıkardım. Sonra parmağım uyuşana kadar bicivilıd oynadım. Sıkıntım geçmek bilmiyordu. Çin’ce mi Japonca mı olduğunu anlayamadığım birkaç blog bulup onlara paylaşım için teşekkürler zart zurt şeklinde yorumlar yazdım. Ne cevap verdiler anlayamadım tabi de bir tanesi cevabının sonuna gülücük koydu. İsmi Takeru. O kadar iyi bir insan ki. Bundan sonra en kıral arkadaşım Takeru. Ama işte iletişemeyince Takeru’dan da sıkılıp bilgisayarı kapattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar yalağuz olduğumu düşünüp depresyona girmeye çalıştım önce. Olmadı. Kısmet değilmiş. Sonra midemden ses geldi. Meğer ben kahvaltı etmemişim ya la! Hemen sevgili mideme mükellef bir sofra hazırlamak için ayaklandım. Acaba börek mi yapsaydım? Ya da şöyle İtalyan usulü bir omlet? Çok şükür elimden her iş gelir sdsfs. Aman zeytin peynir gibisi var mı yea. Kendime minimalist bir tepsi hazırlayarak kahvaltımı yatağıma getirdim. Gerçekten çok romantiktim. Yedim işte bir şeyler, midem sustu en azından. Tepsi kucağımda öyle yattım bir süre. Bi zahmet kalkıp tepsiyi mutfağa götürürken ayağım kabloya takılmasın mı? Tepsi kucağımdan fırlamasın mı? Bardaklar tabaklar şangır şungur kırılmasın mı? Kırıldı. Kalçamın yerle kavuşması da oldukça törenseldi doğrusu. Ayağım dana kadar şişti. Şalterler indi tabi benim. Düştüğüm yerde, tam kırılmamış olanlarını da ben kırıp her şeyi öylece bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salona giderken duvara tosladım. Buzdolabının kapağına dirseğin hani tam böyle sinir olan yeri var ya, hah işte orayı çarptım. Banyo yaparken sıcak sudan haşlandım. Dışarıdaki piçlerin sesini duymamak için pencereyi kapatayım derken kafamı gömçürttüm. Tepsinin devrildiği olay mahallinden geçerken ayağıma cam battı. Onca zamandır gül gibi geçindiğim evim bugün beni dövdü :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yediğim bunca dayağın ve can sıkıntımı gidermek için yaptığım bir dünya şeyin bir hayrını görmeyince oturup bunları yazdım. Siz de okudunuz. Peki elimize ne geçti derseniz, bi sikim geçtiği yok. Tohumunuza para mı saydım lan!! Ayrıca başlığın konuyla ilgisi olmayabilir ama şu haldeyken benden mucizeler beklemiyorsunuz herhalde. Adiler. Hepinizden nefret ediyorum :(((((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taam be taam etmiyorum. Öbüyorum mıncırıklarınızı.&lt;br /&gt;Si yuu.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2318153827809876504?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2318153827809876504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2318153827809876504&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2318153827809876504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2318153827809876504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/07/sutten-agz-yanan-kadnla-yogurdu.html' title='Sütten ağzı yanan kadınla yoğurdu üfleyerek yiyen adamın maceraları!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2103270856902917506</id><published>2010-07-04T19:10:00.004+03:00</published><updated>2010-07-04T22:45:42.382+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #12</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Güneşli bir İstanbul sabahıydı ve Boğaz Köprüsünde geliş yönünde trafik akıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçedeydik. “Bugün Pazar” diye sevinç ve kederle bağırıyordu rahmetli Nazım Bey, “Bugün Pazar!” Heyecanı nedensiz değil, bugün onu ilk defa güneşe çıkardılar. Bay Kafka havuzun başında kucağındaki boş kafese sımsıkı sarılmış vaziyette oturuyordu. Doktor Umuz Bey onunla ilgili olarak, kafesine bir kuş mu arıyor yoksa kendine bir kafes mi arıyor asla bilemeyeceğiz diyor. Bandini için de söylemişti. Ne kuş ne de balık demişti. Bazen bilmemek en büyük özgürlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemşire Nimet, Akaki Akakiyeviç’i bu sıcakta palto giymemesi gerektiğine ikna etmeye çalışıyordu. Kâtip Bartleby kendisine ne söylenirse söylensin yapmamayı tercih ediyordu. Werther ile Raskolnikov koruluktaki ceviz ağacının altında rus ruleti oynuyor, Gregor Samsa toprağı kazıyarak kendine bir yuva yapmaya çalışıyor ve Hikmet Benol… Hikmet benim sevgilim ama kendisinin henüz bundan haberi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her tarafımdan yazarlar ve roman kahramanları fırlıyordu. Bu kalabalığın ortasında kendimi birkaç yüzyıl geç doğmuş gibi hissediyordum. Dünyanın bütün lokomotifleri aynı anda düdük çalsalar belki... Neresinden bakarsam bakayım zor bir gündü ve ben arkasından itmediğim sürece geçeceğe benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Umuz, yanıma gelip neden saatlerdir yapayalnız oturduğumu sordu. Dağ gibi adam gözümün önünde gözleri olmayan üniformalı bir klozete dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşli bir İstanbul sabahıydı ve Boğaz Köprüsünde gidiş yönünde trafik yıkıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sifonu çektim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2103270856902917506?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2103270856902917506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2103270856902917506&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2103270856902917506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2103270856902917506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/07/tmarhane-notlar-12.html' title='Tımarhane Notları #12'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7324228923408357851</id><published>2010-07-01T02:24:00.001+03:00</published><updated>2010-07-01T02:27:18.068+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #11</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Koridora çıktığımda karşımda Kaşgarlı Mahmut, Banu Alkan, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Aristoteles ve bana göre arkadaşlar, Umuz Bey'e göre hastalar vardı. Ferruh, hararetli hararetli iç açılarını hesaplamaya çalışıyordu. Açıölçer yerine akımölçer kullanıyordu ama ses etmedim. Zaten kim bilir içinden neler akıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim iç acılarımın toplamı ise 180 derece hız sınırını çoktan aşmıştı.&lt;br /&gt;Bir daha alkollüyken kendimi sürmemeye karar verdim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7324228923408357851?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7324228923408357851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7324228923408357851&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7324228923408357851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7324228923408357851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/07/tmarhane-notlar-11.html' title='Tımarhane Notları #11'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5348927291589362019</id><published>2010-06-21T00:09:00.002+03:00</published><updated>2010-06-21T00:12:05.416+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #10</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Doktor Umuz Bey, “Çok klasik olacak ama başka çarem kalmadı, bana çocukluğunuzdan bahseder misiniz?” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk cinnetim doğumumdan öncesine dayanır. Benim bir ikiz kardeşim vardı aslında. Daha annemin karnındayken onu yedim. Yer darlığı bana iyi gelmiyor, klostrofobi marazı da tuz biber. Pek lezzetli olduğunu söyleyemem, insan eti sonuçta. Bu yüzden bir türlü sindiremedim zaten. Rahmimde ve hala yaşıyor, biliyorum. Yani ben rahmimde kendi kardeşimi taşıyorum. Doğurmayı düşünüyor musunuz? Hayır düşünmüyorum. Şu lanet dünyaya bir kardeş getirmek istemiyorum da diyebiliriz. Ailem bu gerçeği başından beri reddediyor. Onlara göre bu tamamen benim hayal gücümün abuk bir mahsulü. Kimse evladının böyle bir şey yaptığını kabullenmek istemez tabi, onları da anlıyorum. Ama inkâr neyi değiştirir ki, ben onun orada olduğunu biliyorum. İşte bakın, yine tekmeledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 aylıkken diş çıkardım, belki bilmiyorsunuz ama diş çıkarmak için erken bir dönem. Annem “Dişli olacağın o zamandan belliydi” diyor. Annem her zaman böyle kötü espriler yapmaz. Yoğun baskılara dayanamayıp 9 aylıkken konuştum. Konuşmak, bebeklik örgütüne ilk ihanettir. Çözülmektir yani. O andan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Aslında hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını anladığım gün tam olarak 22 yaşımın 9 Eylül’üne denk gelir ama çocukluğumdan bahsediyoruz, geçiyorum. Babam, ilk olarak “baba” dediğimi iddia ediyor. Oysa ben “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” dedim. Ama içimden. Ebeveynlerin her şeyi bilmesi gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar boyu periyodik olmayan aralıklarla sokakta bulduğum bütün hayvanları eve getirdim. Bizimkiler, bakımlarını üstlendiğim sürece böyle şeylere hiç ses çıkarmaz. Çıkarmazdılar yani. O ineği niye istemediler anlamıyorum. Bu olay biraz hırçınlaşmama neden olmuş olabilir. Doktor olan sizsiniz, psikanalizinize karışmak istemem. İnek vakasından yaklaşık 2 ay sonra erkek kaçırdım. Şöyle oldu; bir gün kampa bir çocuk geldi, ailesiyle tabi. 5 yaşlarında filanım. Çocuk da olsun olsun 6. Ama nasıl yakışıklı, nasıl yeşil gözlü anlatamam. Aşık oldum ben buna, tuttum eve getirdim. Baba peki bu bizimle kalabilir mi? Babam kısa süreli bir kilitlenme sendromu yaşadı. O ara çocuğun ailesi kapıya dayandı, olay büyüklerin yargısına intikal etti. Hukuk her yerde işte. Akabinde çocuk ailesine teslim edildi. Sevenleri ayırdılar. Böyle bir başlangıçtan sonra aşk hayatımın bok gibi olmasına şaşmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 yaşımdayken askere gitmeye karar verdim. Vatan borcu namus borcu nihayetinde. Okul başlamadan ödeyeyim de kurtulayım istedim, geciktikçe faize girer neme lazım. Çantama birkaç donla babamın traş takımlarını yerleştirip ben gidiyorum dedim. İşin aslı traş takımlarını ne yapacağımı bilmiyordum. Neyse işte annemle babamın elini öpüp helallik istedim ben. Nereye gidiyorsun dediler. Şimdilik en yakın askeriyeye dedim, dağıtım olunca ben size haber veririm. Annem dehşete kapıldı, babam yine kilitlendi, abilerim gülme krizine girdi, ablam ağlamaya başladı, kardeşim hiç oralı olmadı filan. Aile fertlerimin olaylar karşısındaki duygu durumları biraz enteresan, herkes farklı tepki veriyor. Bu yüzden neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. Herkesin aynı tepkiyi verdiği durumlar da yaşadık sonrasında, defalarca. Ama çocukluğumdan bahsettiğimiz için geçiyorum. Nihayetinde beni askere göndermediler, kız olmamı mı yoksa yaşımı mı bu kadar sorun ettiler bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kez evden kaçtım ama akşam olunca sıkılıp geri döndüm. Şimdi de sıkıldım Doktor. Çocukluğumda aranacak bir şey yok. Bir gün uyandım ve hayatım bombok oldu, hepsi bu.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5348927291589362019?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5348927291589362019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5348927291589362019&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5348927291589362019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5348927291589362019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/06/tmarhane-notlar-10.html' title='Tımarhane Notları #10'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5110271632700100108</id><published>2010-06-08T02:45:00.007+03:00</published><updated>2010-06-08T04:00:53.388+03:00</updated><title type='text'>Düğün!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TA2PHWZz5YI/AAAAAAAAANc/93SLsM5dPLQ/s1600/entel+gelin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TA2PHWZz5YI/AAAAAAAAANc/93SLsM5dPLQ/s320/entel+gelin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480193678015456642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Canım hayırlı olsun, 2 ay sonra da seni evlendiriyormuşuz?” dedi. Anaç ruhlu iş arkadaşlarımdan biriydi bu. Başka bir arkadaşımın düğün müsameresindeydik. Normalde bu şekil organizasyonlara iştirak etmem ama o esnada damat traşını sergilemekle meşgul olan arkadaşım, davetiyeyi verirken “Gelmezsen ölümü ye” diyerek iğrençleştiği için karşı koyamamıştım. Ölü yemek tarzım değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim anaç, söylediği şeyi onaylamamı bekleyen gözlerle bana bakıyordu. Cümlesi havada asılı kalmıştı ve ben bir cevap vermediğim sürece o cümle öylece kalacağa benziyordu. Benimse şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Evlilik gibi bir kelimeyi, üstelik 2 ay gibi belirgin bir süreyle karşıma çıkaran bu kadının muazzam kurgusu karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum. Zaten halay çekenleri izlemekten kafam yanmıştı. Tam “Ya yok” diyerek söze girmiştim ki başka bir arkadaş “Hadi hadiiiii” diye i’leri alabildiğine uzatarak ve ağzını alabildiğine yamuşturarak omzuma vurdu. Ben tam omzumla temas etme cüretinde bulunan o eli nasıl yapsam da kendisinin münasip bir yerine soksam diye düşünürken başka bir tanesi yanaşıp “Aaa, aşk olsun ama, bizden de mi saklıyorsun?” dedi. Olum n’oluyordu lan! Tezgah mı açıyordu bunlar bana? Nasıl bir komplonun içine düşmüştüm böyle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben masadaki bu heyecanlı kalabalığı teskin ve ikna etmeye çalışırken az evvel halayda muhtemelen kurtlarıyla birlikte bir takım akli melekelerini de döken kalabalık üstüme üşüşmeye başladı. Çorap söküğü gibiydiler. Halaydan kopan yanımda bitiyordu. Hepsinin yüzünde manasız bir sırıtış vardı. Etrafım kuşatılmıştı. Koltuk altları terden ıslanmış erkeklerle, makyajları birbirine karışmış kadınlar, “ooooo” diye diye alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp duruyorlardı. Hepsinden aynı eksen etrafında farklı sesler çıkıyordu. Düğünü nerde yapacaktım, ayakkabımın altına kimlerin isimlerini yazacaktım, onları damat beyle ne zaman tanıştıracaktım, kınayı nereme yakacaktım gibi sorularla saldırıyorlardı. Terminolojik ve psikolojik bir baskıya maruzdum. Ağzımı açacak fırsat bulamıyordum. Adımdan gayrısını bilmiyordum. :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ara gözüm kararmış. Kafa bi gitti-geldi yani. Tekrar mevzuya döndüğümde şuurum yerinde değildi. Etrafımdakiler aynı meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Tabi ya, evleniyordum! Bu kadar kişi söylediğine göre bir bildikleri vardı herhalde. Onları yalancı mı çıkaracaktım! 2 ay içinde kesin görkemli bir düğün yapacaktım. Bir an önce hazırlıklara başlamalıydım. Mesela geçenlerde hayvan gibi bir çamaşır makinesi almıştım. Demek bilinçlerimin altında hep bu fikir vardı. Zaten oldum olası evimin kadını olmak isterdim. Evlilik tam bana göre bir şeydi. Şimdiye kadar evlenmemiş olmam delilikti. Reçel yapabilirdim, turşu kurabilirdim, evdeki malzemelerle sofrada harikalar yaratabilirdim. Tamam yapamazdım belki ama öğrenirdim lan n’olcak, atla deve değil sonuçta. Kimse anasının karnından evli çıkmıyordu ya! Hem bazı özellikler insana evlendikten sonra otomatik olarak yükleniyordu bence. Ver.0.2 gibi bir şey. Evet evet, nikahta bir “evet” diyerek bastıracaktım kodu. Biri bana hasbelkader asılacak olsa “Üzgünüm ben kodluyum” diyecektim. Hem belki memelerim de büyürdü. Bir de adet sancılarının azalması var tabi. Allahım daha önce niye düşünememiştim! "Evlenince anlarsın" denilen her şeyi anlayacaktım işte. Kocam beyle saadet dolu bir yuva kuracak, ona milyonlarca çocuk yavrulayacaktım. Sıfatının başında “kayın” olan yeni akrabalarım olacaktı. Hafta sonları alış veriş merkezlerine gidecektik. Hava güzel olursa belki piknik bile olurdu. Komşularımız olacaktı. Her dakka birileri evimizde belirecekti. Onlara çeşit çeşit ikramlarda bulunacaktım. Çok değişecektim, böyle teptemiz bi sayfa açacaktım kendime. Artık öyle fazla düşünmeyecektim, her şeyin en iyisini ve en güzelini kocam düşünürdü nasılsa. Canım kocam yea, şimdiden sevmiştim keratayı. Kocam beyin iş seyahatlerine gıkımı çıkarmayacaktım. Aldatırsa zaten hak etmişimdir. Öyle gezmece tozmaca işlerini de bitirecektim artık, dizimi kırıp evimde oturacaktım. Aile gelirine katkıda bulunmak için ev ekonomisi filan öğrenecektim. Evde iki çatal varsa birini kıracak, diğerini de kocamın götüne sokacaktım! Olmaz olsun lan öyle koca! Hayatımın içine sıçtı! :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Desibeli biraz fazla yüksek bir tondan "Evlenmiyorum!" dedim. Herkesin şaşkın bakışları arasında, benzerlerine çok uzun bir zaman uğramamaya ant içerek düğün salonunu terk ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı, beni cebren ve hile ile yazmaya zorlayan dostum Godsy'ye gelsin.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5110271632700100108?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5110271632700100108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5110271632700100108&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5110271632700100108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5110271632700100108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/06/dugun.html' title='Düğün!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/TA2PHWZz5YI/AAAAAAAAANc/93SLsM5dPLQ/s72-c/entel+gelin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-254799863154900647</id><published>2010-06-04T01:06:00.002+03:00</published><updated>2010-06-04T01:21:11.050+03:00</updated><title type='text'>Anılarım! Vol 1</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bir gün Olimpos sahildeyim, su görmüş malak misali yayılmışım böyle. Bir yandan da doğa kafası var tabi. "Abi aslında şehir hayatı çok ziyan bir şey, şurda küçük bir yer alıp domadiz filan yetiştirsem benden kralı olmaz aslında" demeye başlamışım düşünün. Oksijen çarpması :/ Tam böyle belgesel atmosferini yakalamışken kadının teki geldi plaj şemsiyesini garç diye soktu kuma. Ben bir celallen, bir delir, fırladım yerimden hemen. O şemsiyeyi aldığım gibi kadının... Yok lan saçmalamayın, medeni medeni konuştum. Bak deyze dedim, orda dedim, caretta carettalar yumurta yavruladılar dedim. Yazık değil mi dedim, ne biçim insansın lan sen dedim, vicdansız orospu dedim, şimdi sigdirgit gözüm görmesin seni dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra arkadaşlar suya soktular beni işte. Bu şekil.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-254799863154900647?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/254799863154900647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=254799863154900647&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/254799863154900647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/254799863154900647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/06/anlarm-vol-1.html' title='Anılarım! Vol 1'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1251072423897974461</id><published>2010-06-02T00:36:00.007+03:00</published><updated>2010-06-02T01:45:26.814+03:00</updated><title type='text'>Babalar, oğullar ve gemiler</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Günlerdir, olan biten yüzünden birçoğunuz gibi sinir harpleri yaşıyorum. Ağzımdan açık denizler akıyor, aklımdan “insani” yardım taşıyan gemiler geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şu koltuğa oturun, size başka bir şey anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilenleriniz bilir, Ramazan ayında yurdumuzun birçok yerinin bir takım kahvehanelerinde illegal olarak tombala oynatılır. Kumar yani, para karşılığı. İşte zamanlardan bir zaman, benim güzel ağbim bu kahvehanelerden birine 30 günlük kombine almış gibi dadanmış, bu işi para için değil zevk için yapma kıvamına ulaşmış, varını yoğunu çinkolara gömmeye başlamıştı. Sabaha karşı eve geliyor ve gelir gelmez de odasına çekiliyordu. Kumar marazı günden güne eriyip gitmesine neden olmuştu. Evlatceğizinin istikbalinden endişelenen çilekeş annem, durumu derhal ailemizin ekipler amiri babama iletti. Oysa annem genelde endişelenmez, babam da hiçbirimize müdahale etmezdi. Bu olağanüstü bir durumdu yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağbimin yine tombalaya gidip dalgasına baktığı bir gece, evde hararetli hararetli bu mesele konuşuldu. Annemin fantastik kafası, o gece ağbimi önce mafyaların eline düşürdü, sonra mecburen birkaç mafyacıyı vurdurdu, sonra bir süre kaçak hayatı yaşattı, o ara ona yardım ve yataklık eden babamı da mapus damlarında çürüttü filan. Hikâye daha uzardı da küçük kardeşim ağlamaya başlayınca babam birden celallenip yumruğu masaya vurdu. "Sen hiç merak etme hanım" diye başladığı cümle, ortamın havasından olacak, olaylı bitti. Babam coşmuştu. Ailemizde böyle şeylerin olmasına göz yumamazdı. Zaten şimdiye kadar onu yeteri kadar hoş görmüş ve iyice tepesine çıkmasına sebep olmuştu. Şımarıklığın ve ahmaklığın lüzumu yoktu. Gerekirse sert yapacak ve oğluna haddini bildirecekti filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam, gergin bir biçimde, sabaha kadar uyumayıp ağbimin gelmesini bekleyeceğini söyledi ve hepimizi odalarımıza gönderdi. Olabileceklerden korkmuştum o gece. Korkmak değil de tedirgin bir bekleyiş diyelim. Çünkü o zamana kadar babamı hiç öyle sinirli görmemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah, annem sordu. Babam gazetesinden kafasını kaldırmadan "ben o işi hallettim" dedi. Bununla ilgili başka da bir şey konuşulmadı. Mevzunun şahit olamadığım kısmını ağbimden dinledim. Sabaha karşı eve girmiş, babam salonda televizyon izliyor. Diyalog şu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aaa baba n'aber yea? Niye yatmadın bu saate kadar?&lt;br /&gt;-Nerdeydin oğlum?&lt;br /&gt;-(Çok normal bir şekilde) Tombalada.&lt;br /&gt;-İyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kalkıp yatmış babam. Ağbime haddini bildirmiş yani. Biz onca tatavanın üstüne büyük bir kıyamet kopacağını düşünürken, babam sadece "iyi" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağbim, o geceden sonra bir daha tombalaya gitmedi.&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın konuşmasını dinledim bugün. Esti gürledi biliyorsunuz. Alkışları duydukça daha da coştu falan filan. Her şey bir tarafa, sağlam konuşmaydı. RTE konuşurken ben ömrümün şu anlattığım gecesine doğru gittim kafamın içindeki otobanlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi duruşum bellidir, izaha gerek yok. Zaten burada siyasi duruşun bir önemi de yok. Bu, hepimizi ilgilendiren bir mesele. Bizim hikâyede, babam bütün sinirine rağmen oğluna sadece cılız bir “iyi” diyerek sorunu halletmişti. RTE benim babam değil ve İsrail devleti de katiyen ağbim değil. Bu yüzden, ben, dünyada sadece bir çimento torbası kadar yer kaplayan bedenimle İsrail devletine karşı meydan okumaya hazırken, işin bizim görmediğimiz kısmında siyasilerin bir takım çıkarlar uğruna geri vites yapıp “iyi” diyerek geçmesi ihtimali tüylerimi diken diken ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş sadece böyle esip gürlemekle olmaz abiler. Lafla gemiler yol almaz! Bu sözler, asıl muhataplarına lazım gelen dille anlatılmadıkça ve gerekli diplomatik ve demokratik tepkiler koyulmadıkça meseleler hallolmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak; dün gece internet üzerinden İsrailli dostum Ariel’le konuştum. O, yaşananlarla ilgili, bu zorbalığı yapan devletin vatandaşı olduğu için benden daha fazla mustarip. Bir boka yarayacağını sanmıyorum ama bu vesileyle mevzuya İsrailliler ve Yahudiler genellemesinden bakan ve hazır yeri gelmişken içlerindeki Hitler’i serbest bırakanlara da akıl sağlığı diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi ırka mensup olursa olsun vicdan sahibi tüm insanlar kardeşimdir, İsrailliler hariç değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: İsrail devletini, Afili Filintalar'ın suçladığı yerden suçluyorum ve tüm afisiz filintaları &lt;a href="http://www.afilifilintalar.com/index.php/sucluyoruz"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;buraya&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; davet ediyorum.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1251072423897974461?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1251072423897974461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1251072423897974461&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1251072423897974461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1251072423897974461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/06/babalar-ogullar-ve-gemiler.html' title='Babalar, oğullar ve gemiler'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3139437262750076363</id><published>2010-05-28T02:41:00.006+03:00</published><updated>2010-05-28T05:08:40.566+03:00</updated><title type='text'>Houston, bir sorunumuz var!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S_8lfwqzvgI/AAAAAAAAANU/p6ip3lZ0IrI/s1600/yer%C3%A7ekimsizz.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S_8lfwqzvgI/AAAAAAAAANU/p6ip3lZ0IrI/s320/yer%C3%A7ekimsizz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476136899476438530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;O sıralar, yarı zamanlı olarak astronotluk yapıyordum. Kolay iş değil. Her gün binlerce fit yol git gel, ssk yok bir şey yok.  Kıyafet desen kıyafet değil. Çişin gelse hayatın bitik. Hele bir de regl olduğunda... Yaşattığı Sabiha Gökçen gönenci de olmasa çekilecek kahır değildi. Ama iyi kötü idare ediyordum işte. Mekiğim kız gibiydi. Bazen teybe bir Cengiz Kurdoğlu kaseti koyup galaksiler arasında slalom yapıyor, bazen de Ankaralı Namık'la neşemi buluyordum. Uzayda trafik olmaması büyük avantaj ama karanlık insanı çok efkarlandırıyor. Başını camdan uzatsan zaten anında sarhoşsun. Uzay kafası çok acayip. "Adaletin bu mu ulan dünya!" sözünü dünyaya karşı söylemişliğim var mesela. Bir gün kafam yine güzel, dedim "durdurun dünyayı binecek var" Kimse gülmedi. Kimse yok ki amına koyim kim gülecek! Zaten komik değil. Ama işte kuyruklu yıldızlardı asteroitlerdi yok efendim süpernovalardı filan derken yanıyor devreler tabi. Bana diyorlar ki işte git orda Drake denklemini çöz. Kolaysa gel sen çöz it!! Zaten uzaylıyla karşılaşıcam diye aklımın yarısı çıkmış! Neyse işte çözmedim ben tabi. Yevmiyeli iş zaten, mesaimi doldurur ekmeğime bakarım ben hacı. Gel zaman git zaman girmediğim karadelik kalmadı. Uzayın kompedanı oldum adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya ben bunu daha şekilli ve uzun yazardım ama çok işim var ulanlar. Beni bir süre mazur görün. Ya da görmezseniz görmeyin lan! Tohumunuza para mı saydım sanki!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. gezegendeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Entel.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3139437262750076363?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3139437262750076363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3139437262750076363&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3139437262750076363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3139437262750076363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/05/houston-bir-sorunumuz-var.html' title='Houston, bir sorunumuz var!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S_8lfwqzvgI/AAAAAAAAANU/p6ip3lZ0IrI/s72-c/yer%C3%A7ekimsizz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2334974472172495610</id><published>2010-05-16T02:03:00.007+03:00</published><updated>2010-05-22T02:54:33.329+03:00</updated><title type='text'>İçim ürperiyor, ya evde yoksam?</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Alarm çalıyordu. Alarm sesi, şu hayatta duymaktan nefret ettiğim seslerin en başında gelir. Kafamı yastığın altına gömüp ses giriş ünitelerimi kapatmaya çalıştım. Devekuşlarını düşünün. Çok düşünülecek tarafları yok kabul, şimdi tekrar konuya dönün. Alarm diyorduk. Nasılsa birazdan kapatır ve osura osura uyumaya devam ederdi, hep yaptığı şey. Ama alarm ısrarla çalıyor ve beklediğim hamle bir türlü gelmiyordu. Sinirle dönüp yatağın diğer tarafına baktım. Zaten bütün dönüşlerim sinirledir ancak konumuz bu değil. Sabahın köründe yerimden fişek gibi kalkmama neden olan şey başkaydı. Kendimi bildim bileli aynı yastığa baş koyduğum, her gece koynuna girip her sabah kollarında uyandığım kendim, bu sabah yanımda değildim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce derin derin nefes alıp sakin olmaya çalıştım. Kim bilir, belki de henüz uyanmamıştım. Bütün gün saçma sapan ve karmakarışık şeyler düşünmekten bitap düşen zihnim, böylesi korkunç bir rüyayla benden intikam alıyordu belki de. Korkunç rüyalara kâbus denir diyecek olanlar, rica ederim çenenizi kapatın. Kâbuslar gerçektir. Yazı yazıyorum şurada, sizinle tartışamam. Neyse işte uyanmamış olma ihtimalim üzerinde biraz daha düşündüm ve bunu test etmeye karar verdim. Saçmalamayın lan sayın okurlar, elbette filmlerdeki gibi kendimi tokatlayacak değildim. Hemen işimi düşündüm ve akabinde koca bir hassiktir çektim. İşim aklıma geldiğinde sövüyorsam her şey normal ve aklım açık demekti. Ama hayır, her şey normal değildi. Ben yoktum lan! Kaşla göz arasında dana kadar kadını kaybetmiştim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba tuvalete filan mı gitmiştim? Tabi ya, kim çişine karşı koyabilir ki? Hemen yerimden fırladım ancak tuvaletin kapısı ardına kadar açık ve içi sonuna kadar boştu. Salona baktım ama nafile. Zaten evde mutfak dışında bakılabilecek bir yer de kalmamıştı  ama orada olmam söz konusu bile değildi. Ev ararken 'Nasıl bir şey bakmıştınız' diye soran emlakçıya, 'Mutfak olmasa da olur' demiş bir insandım nihayetinde. Kendimi koltuğa bırakıp bir sigara yaktım ve kafamı toparlamaya çalıştım. Acaba polisi mi arasaydım? Zaten nicedir eşkâlimi veresim vardı. Gerçi geçenlerde bunu anneme söylediğimde terliğini çıkarıp 'Orospu mu olacaksın başıma' diye başlayıp devamında bir kamyon sövmüştü. Allah var, iyi söver. Kadıncağız ne anladıysa artık… Ana yüreği tabi bi yerde. Her neyse işte, sonuç olarak anam aklıma gelince polisi bu meseleye bulaştırmamaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, bütün akşamdan kalmalığımla kendimi nerde kaybetmiş olabileceğimi düşünürken telefon çaldı. İş yerinden bir arkadaş. Normalde kimse beni hafta sonu erken bir saatte aramaya cesaret edemez. Yani belli ki bir şey olmuş. Panikle ‘Nerdesin?’ diye sordu. Kara haber nasıl da tez yayılıyordu. Ağzım çemçük bir vaziyette ‘Bilmiyorum’ dedim. ‘Uyanamadın yine di mi?’ dedi. O ‘yine’ kelimesindeki kinayeyi normalde uç uca ekleyip kendisinin götüne sokardım ama neyse ki acım vardı. ‘Çabuk gel, çalışıyoruz bugün unuttun mu?’ dedi. Ya ben kendimi unutmuşum adamın bana dediği lafa bak! Tam söylenmeye hazırlanırken benden önce işe gitmiş olabilme ihtimalim beni tarifsiz sevinçlere sürükledi. ‘Tamam be tamam öf!’ diyerek telefonu kapatıp hemen giyindim. Ha yeri gelmişken, sapık olanlarınızı şenlendirecekse söyleyeyim, bütün bunlar olurken son derece soyunuk vaziyetteydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yerinde beni tam bir hezimet bekliyordu. Hezimet kelimesini burada sırf artistlik olsun diye kullanıyorum. Yoktum yani, işe de gelmemiştim. Zaten mesai saatlerinde bile işe gitmeyen biri için bu şaşılacak şey değildi ama bir umuttu yaşatan insanı işte, n’apıcaksın. Hazır ordayken hayvan gibi çalıştırdılar beni. ‘Kendimi kaybettim, bırakın gideyim’ dedim ama dinletemedim. Anıra anıra güldüler bana. Aman da çok komik!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıktığımda gün akşama dönmüş, ağaçlar yapraklarını dökmüş, kuşlar gökyüzüne küsmüştü. Havada bulut vardı ve bu da dumanın sebebini açıklıyordu. Sonra birden vakitsiz bir yağmur başladı. Arkamdan tüm şehir ağlıyordu adeta. Meteorolojik durumu yeteri kadar dramatize edebildiysem geçiyorum. Sokaklarda başıboş dolaştım öyle. Her köşe başından karşıma çıkacakmışım gibi umutla baktım dünyaya. Sonra canım dondurma çekti, hep hüzünden oluyor bunlar. Aldım yedim tabi, hayat devam ediyor sonuçta. Dondurmamı yerken bile gözüm hep kendimi arıyordu. Ama sokaklar zalım, sokaklar hayındı. Hiçbir yerde yoktum. Zaten yorulmuştum. Bunlar da insan bacağı sonuçta, o kadar yürünür mü! Sikerim böyle işi deyip bir taksiye atladığım gibi eve geldim. Arama kurtarma çalışmalarıma sonra devam edecektim...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2334974472172495610?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2334974472172495610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2334974472172495610&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2334974472172495610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2334974472172495610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/05/icim-urperiyor-ya-evde-yoksam.html' title='İçim ürperiyor, ya evde yoksam?'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-183091385817840186</id><published>2010-05-05T02:19:00.003+03:00</published><updated>2010-05-05T02:38:54.643+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #9</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Doktor Umuz Bey, önündeki sürahiden bardağa bir miktar su doldurduktan sonra masaya koydu ve "Dikkatlice bakın, bardağın neresini görüyorsunuz?" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatlice baktım. İtiraf etmeliyim, suyun renginin olmaması ilk bakışta biraz kafa karışıklığına neden oluyor. Kokla deseydi de aynı gerilimi yaşardım çünkü su kokmaz. Bir de mesela Hidrojen çok delikanlı bir elementtir. Sırf su olsun diye her zaman kendinden 2 verir de 1 veren Oksijene gıkını  çıkarmaz. O değil de 2'nin 1 olduğu her yerde kutsal bir şey vardır. Bu mühim. Ama mevzu bu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaannem çok sert mizaçlı bir kadındı ve meşhur klişenin aksine içinde pamuk gibi bir kalp filan da yoktu. Yüzündeki çizgiler sanki doğduğundan beri oradaymış gibi görünürdü. Ona bakan bir bilim adamı, Kızılderililerin aslen Karadenizli olduğunun ateşli savunucularından biri olabilirdi, hem de içinden. Bel kemiğinde, dedemin onu bırakıp eşkıyalığa heves ettiği 10 sene boyunca taşıdığı 14’lünün izi vardı. Belki de o silah onu böyle kötüleştirdi, bilemiyorum. Her neyse işte. Bir gün bahçede maaile oturuyoruz. Babaannemin yetiştirdiği süt mısırlar kocaman bir tencerede kaynıyor, büyükler muhabbet ediyor, biz kardeşler kuzenler sağa sola koşup duruyoruz filan. Çocukların vazifesi budur, büyükler muhabbet ederken salak salak koşarlar. Vazifemizi en iyi biçimde ifa ediyoruz yani. Sonra mısırlar pişti, hepimiz aldık birer tane yiyoruz. Sonra babaannem yüzünü ekşitip elini ağzına götürdü ve az ısırılmış bir arı çıkardı. Sonra öldü. İnsanın bir şeye karşı alerjisi olup olmadığını öğrenmesinin bedelinin canı olması enteresan. Kaldı ki bunu öğrendiğinde yaşının 80 olması da ayrıca enteresan. Ölüm, kendini gerçekleştirmek için bazen ciddi bahane sıkıntısı çekiyor. İşte biz o zaman, ölü babaannemin arı sokmasına karşı alerjisi olduğu bilgisini nereye koyacağımızı bilemedik. Dikkatlice baktım, babam daha çok bilemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 naaşla 2 naaş arasında matematiksel olarak ifade edilemeyecek farklar vardır. Toplu ölümler şehadet hissi verir. Kapınızın önündeki bir tabut, çoğu zaman sadece bir ölüye yardım ve yataklık ederken, 2 tabut adeta bir kahramanlık hikâyesinin beşiği gibi görünür. Ağbimin eşiyle oğlu şehit düşmüş gibi hissetmiştim bu yüzden. Oysa sadece pazardan dönüyorlardı. Domateslere karşı verdikleri onurlu mücadeleyi kaybettiler demeyi tercih ederim. Kaza yerinde, ezilmiş sebzeleri gördüğümde biraz rahatlamıştım. Biz yenilmiştik ama karşı tarafın da kaybı büyüktü. Genç ölümleri insanda ilk olarak, acıdan ziyade şaşkınlığa ve dolayısıyla saçmalamaya sebep olur. 24 yaşıma geldiğimde yengem gibi ölebilirim sandım. 3 buçuk yaşında ölmeyi öğrenen yeğenimi ise hiç anlayamadım. Dikkatlice baktım, ağbim daha çok anlayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halam öldüğünde kızına dikkatlice baktım. Amcam öldüğünde oğluna dikkatlice baktım. Depremin ertesi günü dünyaya dikkatlice baktım. Sevgilimi terk ederken yüzüne dikkatlice baktım. Ağbim komaya girdiğinde herkese dikkatlice baktım. Babam ölürken bana dikkatlice baktılar… Her zaman dikkatlice bakacak bir şeyler oldu. Peki ne gördün, derseniz, bunu anlatabilmem zor. Ama dikkatlice bakmanın ne demek olduğunu biliyorum. Bu yüzden insanlar gözlerini üstüme sapladıklarında ters giden bir şeyler olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor sorusunu yineledi. Bardağın neresini görüyormuşum. Eğer hâlâ bir bardak varsa, dolu ya da boş olması kimin umurunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendisini" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyu içtim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-183091385817840186?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/183091385817840186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=183091385817840186&amp;isPopup=true' title='40 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/183091385817840186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/183091385817840186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/05/tmarhane-notlar-9.html' title='Tımarhane Notları #9'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>40</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6933830848288779586</id><published>2010-04-27T01:29:00.008+03:00</published><updated>2010-04-27T13:09:54.222+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları / Atlarla Dans!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S9YV3eCFcAI/AAAAAAAAANM/vAuPA_gOunI/s1600/at+s%C3%BCr%C3%BCs%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 236px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S9YV3eCFcAI/AAAAAAAAANM/vAuPA_gOunI/s400/at+s%C3%BCr%C3%BCs%C3%BC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464579240559472642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Koşuyorum. 4 ayağım var ve ikisi nalsız. Nalsız ayaklarım koşarken çok acıyor çünkü çünkü taşlar battıkça ah.. Bilemezsin. Ayak seslerimin, koşarkenki ayak seslerimin bir ritmi var ve bazen bir ritmi yok. Eğer seslerin bir ritmi yoksa yani her şey birbirine karışıyorsa yani mesela koşuyorsan ama sanki kayık gıcırdıyor gibi oluyorsa ve bazen de motor sesi ama boğulan motor sesi yani birazdan duracak ama bir türlü durmuyor ve keşke dursa Allah kahretsin dursa! Ve eğer durmuyorsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala koşuyorsan, nallarının ikisi yoksa ama beri yandan da iki nalın varsa ve etrafın hiç nalı olan insanlarla doluysa… Koşuyorsan… Nalları olmayan insanlara nalların yokmuş gibi davranıyorsan ama bazen umumi bir tuvalete girip nallarından özür diliyorsan ve böyle olsun istemezdim diyorsan çünkü sahiden böyle olsun istemiyorsan... Koşuyorsan… Gövdenin içinde hangi organlarının kaldığını bilmiyorsan ve aslında bunu bilmediğini bile bilmiyorsan ama sonra biri gelip sana bir kalbin olduğunu hatırlatıyorsa ve hatırladığın anda kalbin çarpıyorsa ve o öyle çarpıyor diye sen korkuyorsan… Korkmuyorsan! Başka şeylerden çok fazla korkmuşsan ve artık sadece bundan korkmak istiyorsan yani korkmamak gibi bir lüksünün olmadığının farkındaysan ama artık korkularının ismi değişsin diye yalvarıyorsan ve kime yalvardığını bile bilmiyorsan ve bunu umursamıyorsan çünkü hiçbir yalvarışın işe yaramadığını görmüşsen ve görmez olsaydım demişsen ve artık gözlerinden vazgeçmişsen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnatla koşuyorsan… Hiçbir sesin sana yetişemeyeceği hızda koşmaya çalışıyorsan ama sesler de koşuyorsa ve sesler çok hızlıysa ve sen ışığın sesten daha hızlı olduğu bilgisine sahipsen ama ışık değilsen! Işık değilsen çünkü kulakların varsa ve kulakların koşarken de duyuyorsa ve kulakların keşke ayaklarının altında olsa ve böylece aklından en uzakta tutulsa! Ama tutulmuyorsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani sesler bu kadar yakınsa ve sen duymamak için daha da hızlı koşuyorsan ve koştukça ağırlaşıp kendini taşıyamıyorsan ama durmuyorsan çünkü durursan ne olacağını bilmiyorsan ve bilmemek karanlıksa… Ve bilmemek karanlıksa ve etrafın karanlıksa ve sen körsen ve kör gözlerinle ve karanlıkta ve aslında orda olmayan kapkara bir atı arıyorsan… Elbette bulamıyorsan ama ya bulursan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani ya bulursan diye ısrarla koşuyorsan… Koşmaya devam edebilmek için kendi kendini kamçılıyorsan ve kamçıların yalandansa ve artık daha fazla yalana ihtiyacın varsa ve aslında hiçbir yalan seni ikna etmiyorsa! Hiçbir yalan seni ikna etmiyorsa ve seni ikna edecek bir yalan bulmak için canını vermeye hazırsan ve yani sen de bir can taşıyorsan ama bunu bir türlü ispatlayamıyorsan ve zaten artık ispatlamaya da çalışmıyorsan çünkü yorulmuşsan ve faydası olmadığını anlamışsan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de bile bile koşuyorsan… İçinde atlar varsa... Yeleleri boynuna dolanıyorsa ve o yeleler dolandığı yeri alabildiğine sıkıyorsa ve ayaklarının altından tozlar yükseliyorsa ve göz gözü görmüyorsa ve ağzın köpürüyor ve nefesin kesilecek gibi oluyorsa… Ve nefesin kesilecek gibi oluyorsa ve bacakların titriyorsa ve karnın çatlıyorsa ve kanın damarlarına sığmıyorsa ve ellerin yoksa çünkü 4 ayağın varsa ve patlayacak kadar şişen damarların o yelelerin dolandığı boynundaysa ve dişlerin boynunun yakınlarındaysa ve koşman lazımsa ve sen artık koşamayacaksan o kan o damardan akmadıkça!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynumdaki diş izleri bu yüzden Doktor.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6933830848288779586?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6933830848288779586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6933830848288779586&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6933830848288779586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6933830848288779586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/04/tmarhane-notlar-atlarla-dans.html' title='Tımarhane Notları / Atlarla Dans!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S9YV3eCFcAI/AAAAAAAAANM/vAuPA_gOunI/s72-c/at+s%C3%BCr%C3%BCs%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8311945539177354999</id><published>2010-04-16T02:08:00.005+03:00</published><updated>2010-04-16T03:17:04.102+03:00</updated><title type='text'>Bazen böyle</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Seni merak ettim, dedi. Şaşılacak şey değil. Sizi seven bir adam, sizi merak eder.  Uzun zamandır görüşmüyorduk. İzimi kaybettirmeyi becerebiliyorum hâlâ. Bu adil değil, haklısınız. İnsanları tedirgin etmek doğru değil. Ama ben yalnız ölmeyi seviyorum. Yapacak bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yiyor musun, dedi. Sizi seven bir adamla sevmeyen bir adamın soruları arasında fark vardır. Bu soruyu en son ne zaman duydum? Hatırlayamamak ne fena. İçimden ağlamak geldi ama paketimi bitirdiğim günden sonra ağlamayı bıraktığım için vazgeçtim. Yiyorum, dedim, köpek gibiyim endişelenme. Köpek gibi olduğum doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçesindeki çiçekleri anlattı bana. Benim için diktiği armut ağacının nasıl serpildiğini filan. “Armut biraz ironik değil mi?” dedim. Öyle düşünmediğini söyledi. Öyle düşünmez zaten. Ben olsam düşünürüm belki ama o düşünmez. Onunla aramızda şöyle bir fark var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, iyi biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, kötü biri değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormasa anlatmam. Sordu, yine de anlatmadım. Kaybettiklerimi duyunca kendini kötü hisseder çünkü. Sizi seven bir adamın başka bir farkı da budur. Siz kaybettikçe o eksilir. Eksilmesini istemedim, gerek yok. Yakın bir zaman önce babasını kaybetmiş meğer. Duyunca eksilmedim.  Baş etmenin bir yolunu bulacak nasılsa, herkes bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni özlediğini söyledi. Biri bana bunu söylediğinde taş kesiliyorum, kim olursa… Çünkü ben kimseyi özlemiyorum. Hayatta veya kendinde olmayanlar hariç. Böyle olduğu için üzülmeli miyim? Böyle olduğu için üzülmedim. Ama “Üzgünüm” dedim. Bu beni kötü bir yalancı yapmaz. Üzgündüm çünkü beni özlüyordu. Aslında üzgün de değildim. Belki de bu beni kötü bir yalancı yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saçların uzadı mı?” dedi. Sizi seven bir adam saçlarınızı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarım uzadı. O elbiseyi yine giyiyorum bazen. Hâlâ bağıra çağıra şarkı söylüyorum, sabah kalkmamak için yüzlerce bahane buluyorum, yeri gelince ağız dolusu küfrediyorum filan. Artık kimsede eskisi kadar iz bırakmıyorum ama. Bırakırsam kaybettiriyorum. Kaybettiremediysem cinayet mahalline dönüp yaptığım şeye bakıyorum. Eserimle gurur duymuyorum ama başka bir şey de hissetmiyorum. Bir sigara yakıp yürümeye devam ediyorum. Çünkü umurumda değil. Çünkü üzgünüm, ama umurumda değil.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8311945539177354999?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8311945539177354999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8311945539177354999&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8311945539177354999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8311945539177354999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/04/bazen-boyle.html' title='Bazen böyle'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8496163020644794553</id><published>2010-04-12T00:38:00.006+03:00</published><updated>2010-04-15T01:58:53.145+03:00</updated><title type='text'>Yedik bir bok!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Şimdi şöyle oldu. Biri benim na şu yan tarafta gördüğünüz mail adresime "2010 Blog Ödülleri" zımbırtısına katılmam falan filanla ilgili bir davet gönderdi. Gördüğünüz gibi aranızda insan olanlar da var. O mail adresini haybeden vermedik size di mi!! Bir günden bir güne de gelip Entel'im moralmanların nasıl, bir şeye ihtiyacın var mı, istersen gelip ütü yapalım, evi temizleyelim ya da ne bileyim, yemek filan yapalım, hadi bunları da geçtim, tanıdığım çok yakışıklı arkadaşlar var filan diyeniniz yok! "ahuahauhauha" diye mail atmış geçen biri. "ahuahauhauha" diye mail mi olur lan! Siz hayvan gibi gülesiniz diye mi yazıyorum ben bunları!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse işte. Biri mail atmış ve o kişinin ismi D.T. değil. Çünkü neden? Çünkü D.T. azılı bir hırsız ve bilomun, benim bir de T&amp;amp;T Durden biraderlerin bloglardan araklayıp Facebook'ta şurda burda dana kadar reklamlarını yapıp kendi yazmış gibi artizlik yapıyor. D.T.'ye karşı çok kinliyim. D.T.'nin ağzını burnunu gömçürtesim geliyor. Kendisini 6 ay içinde aleme rezil rüsva etmeyi düşünüyorum. Bilom 1 yıl içinde hallederim ben o işi dedi. Çünkü o tembel. "Sen çok tez canlısın bilom" dedi bana. Bence haklı. Hülasası maili D.T. göndermedi. Siz şimdi bu maili R.Ç. gönderdi filan da sanırsınız hee, çok safsınız olum. R.Ç. gönderir mi hiç? R.Ç. gönderse kendisini ifşa etmiş olur. Nasıl desin insancık? "Entel hanım blog ödüllerine aday olun, hayır siz olmazsanız ben olucam çünkü sizin blogun aynısından bi tane de ben yaptım" mı desin? Diyemez. O yüzden başka biri dedi ve onun kim olduğundan size ne kahrolasıcalar!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvama geldiyseniz sonuca bağlıyorum. Nihayetinde ben bu blog ödülleri işine aday oldum, yedim bi bok yani. Oysa şimdi çok pişmanım. Zaten bence hakem taraf tutuyordur kesin. O değilse politik molitik bi durumlar vardır. O da değilse hamili kart yakinidir birilerinin. O da değilse siz ibnesinizdir ve bana oy vermemişsinizdir!! Niye oy vermiyorsunuz olum bana! Okurken iyi ama di mi!! İnsan değil misiniz!! Böyle mi olduk şimdi! :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın buraya yazıyorum, eğer o dangadungadan ödül alamazsam blogu yakarım! Komple yok ederim buraları. Bir daha da ok, pls, tsk, kib dışında bir şey yazmam!! Şaka la yazarım. Ama olsun, siz yine de oy verin. Beynime kan sıçratmayın benim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aha da adres şu: &lt;a href="http://2010.blogodulleri.com/frame/show/insan-okusun-diye-yaziyoruz-bunlari-1930"&gt;İnsan okusun diye yazıyoruz bunları!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbüyorum parmak uçlarınızı. Ya saçmalamayın niye öbeyim sizin pis parmak uçlarınızı! Canlarım :)))))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul hanfendisiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Entel&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8496163020644794553?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8496163020644794553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8496163020644794553&amp;isPopup=true' title='51 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8496163020644794553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8496163020644794553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/04/yedik-bir-bok.html' title='Yedik bir bok!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>51</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-229885068233446551</id><published>2010-04-09T02:15:00.002+03:00</published><updated>2010-04-09T13:22:05.170+03:00</updated><title type='text'>Nasılsın?</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Nasıl mıyım? İyiyim galiba. Bu konu hakkında çok düşünmüyorum. Aslında hiçbir şey hakkında çok düşünmüyorum. Düşününce delirebilir insan. Akıl sağlığını korumak lazım, bunu biliyorum. Çalışıyorum işte. Çalışmaktan nefret ediyorum ama ne kadar çok çalışırsam o kadar uzaklaşıyorum. Uzak kalmak iyi. Yaklaşınca delirebilir insan. Ne diyorduk? Akıl sağlığını korumak lazım. Bazen paralel evrende yolculuğa çıkıyorum. Başka türlü olsaydı ne olurdu? Bir sürü alternatif var. Birkaç çocuk doğurmuş olabilirdim. Çoktan intihar etmiş olabilirdim. Alıp başımı gitmiş olabilirdim. Yapabilirdim. Yapmadım! Hiçbir kutsal amaç uğruna değil. Hani bazen bir film izlersiniz, çok saçmadır, çok abartılıdır, bu kadar da olmaz bariz taşak geçiyorlar dersiniz ama sonuna kadar beklemekten de geri duramazsınız ya, öyle işte. Bekliyorum. Yönetmenin bunu ilginç bir sona bağlamasını bekliyorum. Çok umudum yok. Yani muhtemelen bi sikime benzemeyecek. Ama umudumu tamamen kaybettiğimde de çıldıracak gibi oluyorum. Ne diyorduk? Akıl sağlığını korumak lazım. Genelde duruyorum. En çok duruyorum. Durabilmek önemli. Durabilmek mühim. Ve zor. Çünkü biliyorsunuz, içimde atlar var. Atlar durmayı bilmez. Duran atlara at denmez. Ama bunlar at ve kimse inkar edemez! Onu diyorum işte, akıl sağlığını korumak lazım. Ev güvenli. Ev, insan olmaya en çok yaklaştığım yer. Manzara güzel. Birkaç fotoğraf. Birkaç kitap. Ve saat hep 9.25! Çünkü zaman acayip. Nereye doğru gittiğini kimse izah edemez. Bir yere gittiğini kimse iddia edemez! Daha önce söylemiştim, kısa namlulu bir silah gibi. Ateş ediyor ama vurmuyor. Yalan! Bazen vuruyor ama hiç öldürmüyor! Yani akıl sağlığını korumak lazım. Dedi ki “Bir türlü alışamıyorum.” Dedim “Alışırsın.” Bunu dediğime hayret ettim. Demek ki ben alışmışım. Demek alışılacağına inanmışım. Yahut yalan söylüyorum. Bazı yalanlar hayatta tutuyor insanı. Hayatta kalmak şart! Çünkü akıl sağlığı… Malum, korumak lazım. Büyüdükçe ikna olmak güçleşiyor. Bir şeyler söylüyorlar. İçimden tekrar ediyorum. Çünkü artık iki kere söylenmeyen hiçbir şeye inanmıyorum. İkiden az söylediğim şeylere kimsenin inanmasını beklemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mıyım? İyiyim iyiyim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-229885068233446551?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/229885068233446551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=229885068233446551&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/229885068233446551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/229885068233446551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/04/naslsn.html' title='Nasılsın?'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8600945479272430520</id><published>2010-04-09T00:05:00.003+03:00</published><updated>2010-04-09T00:08:40.670+03:00</updated><title type='text'>Tek soru</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S75FpIn_6oI/AAAAAAAAAMs/E9ZoKAR8-f8/s1600/bo%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S75FpIn_6oI/AAAAAAAAAMs/E9ZoKAR8-f8/s200/bo%C5%9F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457876371411823234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;-Yamak Ali kendini asmış.&lt;br /&gt;-Baharda mı?&lt;br /&gt;-Baharda.&lt;br /&gt;-...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8600945479272430520?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8600945479272430520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8600945479272430520&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8600945479272430520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8600945479272430520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/04/tek-soru.html' title='Tek soru'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S75FpIn_6oI/AAAAAAAAAMs/E9ZoKAR8-f8/s72-c/bo%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2326482307787363827</id><published>2010-03-30T23:37:00.003+03:00</published><updated>2010-03-31T09:33:07.234+03:00</updated><title type='text'>Kişisel!!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Baktım bakındım benim blogu kategorize etmeye kalktığında "kişisel"den başka bir şeye uymuyor, ben de kişisel kişisel yazıcam şimdi ve siz kahrolası pislikler bütün bunları okuyacaksınız!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştım işte bugün yine. Akşamın kör vakitlerine kadar çalıştım. Hayvanlar gibi çalıştım böyle. Mamutlar, bufalolar, dinozorlar gibi çalıştım. Sofranızdaki yerim öküzünüzden sonra gelecek şekilde çalıştım. O sebeple sinirlerim bozuk. Üstüme varmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 tane herif var, bayaa bildiğin herif bunlar. Kıl sahibi insanlar yani. Bu ara böyle bir kitleyle muhatabım ve bana tecavüz etmelerinden çok korkuyorum. Herhangi bir tahrik vaziyeti oluşmasın diye de bütün kışlıklarımı üst üste giyip gidiyorum işe :/ Zor durumdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra işte akşam dedim ki biber dolması yapayım dedim ben şimdi tamam mı. Ama evde münasip dencere yok. Neyse gittim bi dencereciye. Oha amına koyim niye o kadar pahalı lan! 90 liraya dencere mi olur!! Olmaz olsun öyle dencere! Nalet gelesi :/ Neyse işte almadım tabi. Sonra eve geldim bi baktım salçanın içinden mavi mi desem gri mi desem bi şeyler fışkırmış. Aman ya salçasız olsun n'olcak atla deve değil sonuçta dedim. Sonra işte pirinç yıkadım çünkü biber dolmasına pirinç konur. Bir süre pirinçlerle birbirimize baktık. Sonra bir de baktım meğer ben biber dolması yapmayı bilmiyormuşum ya la! İyi ki de almamışım o dencereyi hee, valla bazen kafam çok çalışıyor. Buradan, bana anamdan daha iyi bakan yemeksepeti üye iş yerlerine çok teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte geçen kuzenim geldi. Kendisi genetik menetik işler peşinde bir insan. Başladık bunla kromozom muhabbetine. Kromozom deyince orada duracaksın aga! Kromozom mühim. X idi Y idi derken Demet Akalın'ın birazı erkek çıkmasın mı? Şimdi testiküler feminizasyon diyeceğim de hiçbir şey anlamayacaksınız siz cahil ipneler! Bilim bunlar hep. Açıp da bir şeyler okuyayım yok! Anca gidin Tuna Kiremitçi'yle İclal Aydın birbirlerine nasıl laf geydirmiş onları okuyun di mi!! ahuahau. O da çok bomba la. Hatun gitmiş Jaklin'den kıskanmış herifi. Jaklin dediğim de gayet rahmetli bir insan. Yazık. Ülkemiz işte hep bu yüzden şey oluyor :/Durun la konudan uzaklaştım. Demet Akalın!!! Neyse işte bu insancağızda testiküler feminizasyon sendromu varmış. Yani kromozom dizilimi XXY mi neymiş işte öyle bir şey. Ya işte içinde taşakları varmış kadının ulan! Seviyesiz pislikler :((( Beni nasıl konuşturduğunuza bir bakın, mutlu musunuz şimdi!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam sakin. Bugün iş yerinden bir arkadaşın metresini aldım. Ne deniliyor ona lan? Hani böyle ölçmeye yarayan şey işte. Yemin olsun az önce yazdığım şeyi metres olarak okuyanlarınız vardır hee, bak şimdi farkettim. Ne pislik okurlarsınız olum siz!! Sapık mısınız nesiniz anlamadım ki! Neyse işte aldım ben metreyi. Çünkü neden? Çünkü eve kitaplık yaptırıcam ve onun için mobilyacıya ölçü vermem gerek. Çünkü o kadar çok kitabım var ki sığmıyorlar hiçbir yere :( Bunun ne kadar acı bir şey olduğunu tahmin bile edemezsiniz :( Ya öf tamam saçmalamayın. Alamadım işte ölçü filan, onu diyecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir de taşındığımdan beri ütülenmeyi bekleyen bir takım tayyörler ve döpiyesler var. Şu çağda insan evlatlarının hala ütü yapmak zorunda kalması kabullenilecek gibi değil. :/ Ülkemizin kalkınabilmesi için kendi kendine ütü yapan bir makinenin geliştirilmesi şart. Benim kalkınabilmem için de çok şart. Ütü yapmamak için sürekli yeni bir şeyler almak zorunda kalıyorum :/ Sevgili arkadaşlarım, bu mesajım size. Hayır yani elinize mi yapışacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Offf. Canım çok sıkılıyor tam da şu vakit. Sigaradan da boğazım acıdı zaten. Erkek gibi hönkürdüyorum. O değil de dün akşam bir arkadaşımla oturup televizyon izlerken pornolar konusundaki eksiğimizi farkettik. Niye öyle birdenbire farkettik onu hatırlamıyorum ama epey açığımız var yani. Sonra birkaç siteye girdik işte, olum çok acayip şeyler var lan. Valla. İzleyemedik ama, üyelik müyelik istiyo ipneler. Korkarım ben üye filan olamam öyle yerlere de zaten cevher başka yerdeymiş; videolara buldukları isimler. Ben böyle yaratıcılık görmedim arkadaş! Birkaç örnek yazardım buraya ama osbircileri bu elit mekana doluşturmak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de diyorum ki saçlarımı mı boyatsam? Şöyle fışılı fışılı bi şeyler. Sağ tarafa saçlarımı ne renge boyatayım diye bir anket koyayım bari, hıhııımm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedi!! Yok la bitti galiba. Kişiselmiş. Alın size kişisel!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de, ütü yapsam iyiydi.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2326482307787363827?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2326482307787363827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2326482307787363827&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2326482307787363827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2326482307787363827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/03/kisisel.html' title='Kişisel!!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7602948838842463807</id><published>2010-03-28T21:27:00.002+03:00</published><updated>2010-03-28T22:29:06.762+03:00</updated><title type='text'>İfade!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Onu diyorum işte hakim bey. Yaptığım bir şey yok halbuki, kimsenin öküzüne höst dememişim. Ama sürekli tehdit felaketleri alıyorum. Ulan bu ne! Deme öyle diyorlar. Sabır diyorlar… Sabırsa sabır, amenna. Meydana çıkmışız bir kere, dövüşe soyunmuşuz. Yalnız fena dövüyorlar hakim bey. Na şu gözümü açamadım senelerdir. Benim surat evvelden böyle değildi, öyle bir giriştiler ki ne olduğunu anlamadım. Çok afedersin götümden kan getirdiler. Yauv bir yere gittiğimiz yok, az vicdanlı vurun di mi? Ama yok, Allah ne verdiyse vermedi demiyorlar. Azrail’e bir osuruk borcumuz var altı üstü, onu da sike sike alacaklar bu gidişle. Merhamete ihtiyacımız var hakim bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de tevekkül diyorlar, iyi eyvallah. Zaten başka hal çare de kalmamış. Kurbanlık sığır gibi bağlamışlar kolumuzu bacağımızı, yatırmışlar boylu boyunca. Ama bilemezsin hakim bey! O bıçağı sürekli boynunun dibinde hissetmenin ne demek olduğunu bilemezsin. Keseceksen kes ulan diye bağırasım geliyor anam avradım olsun. Sus diyorlar, Allah diyorlar, inan diyorlar. Yauv inanırız inanmak mevzu değil ki. Ne dedilerse inanmışım ben zaten şimdiye kadar. Hem onca insan, bir bildikleri vardır di mi? Ama nasıl güveneyim artık hakim bey? Vaziyet ortada. Kaç kere aynı yerde çelme yemişiz. Herkes gözümün içine bakıyor, ulan ben nereye bakayım? Bir çiçeğin rengine, bir kelebeğin kanadına mı bakıp ikna olayım? Geçsinler bu işleri hakim bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın gerçekleri diyorlar… Herkes hikmet sıçıyor anasını satiyim. Bilmiyor muyum! Düşünmekten aklım rutubetlendi. Ama sikiyim ben o gerçekleri çok afedersin. Hiçbir işe yaramıyor. Bizim inanabileceğimiz yalanlara ihtiyacımız var hakim bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytan diyor al bıçağı çık sokağa önüne geleni doğra! Uymuyorum şeytana hakim bey, herif mantıklı konuşmuyor zaten. Niye doğrayayım milleti di mi? Ama içiyorum bazen. Çünkü içmeyince buzlarım çözülmüyor artık. Öyle kazık gibi duruyorum. Birileri gelip bir şeyler anlatıyor, he diyorum, hı diyorum. Ne diyeyim? Kafam sürekli su alan bin tonluk bir gemi gibi. Batsa kurtulucam. Ama batmıyor dinine yandığım. Ya onu diyorum işte, delirmeye ihtiyacımız var hakim bey.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7602948838842463807?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7602948838842463807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7602948838842463807&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7602948838842463807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7602948838842463807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/03/ifade.html' title='İfade!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-782251008895483391</id><published>2010-03-27T04:52:00.008+02:00</published><updated>2010-03-27T05:42:56.117+02:00</updated><title type='text'>Çiş</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Çişim geldi. O haberi alır almaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı hareket etmeliydim. Öyle olur çünkü, hızlı hareket etmek gerekir. Oturduğum yerden kalkmalı ve sanıyorum önce hastaneye gitmeliydim. Ama bacaklarım odun gibi olmuştu ve çişim vardı. Durmadan telefon çalıyordu. Kara haber telekomünikasyonu. Bilenler bilmeyenlere anlatsın hali. Biliyordum. Olmadan önce de biliyordum aslında ama olana kadar olacağına ihtimal vermiyor insan yine de. Her neyse. Açmadım telefonları. Çişim vardı. İdrak ile idrar arasında bu kadar organik bir bağ olabileceğini o zamana kadar düşünmemişim. Belki de düşünmüşümdür, unutuyor insan tabi. İş yerindeydim. Biri gelip “İyi misin?” dedi. “İyiyim” dedim, “çok çişim var.” Garip garip baktı suratıma. Biri çay getirdi, başka biri sigara. Normalde sigara içilen bir alan değil. Ama çişi gelenlere karşı duyulan enteresan bir merhamet anlayışı var galiba. Bir de şey var tabi, bu tip durumlarda, sizin için bir şeyler yapmak isteyen insanların sizin için bir şeyler yapmasına izin vermelisinizdir. Aksi şımarıklık olur çünkü ve şımarıklığa sadece ilk tecrübenizde hakkınız vardır. İlk tecrübem değil nihayetinde. Kafamdaki vidalar daha önce aynı yerden defalarca söküldüğü için bir çeşit yalama durumu oluşmuş. Yaktım sigarayı, şımarıklık etmedim. Yarım ağız söylenen şeyler var ya, bir de yarım göz bakmak var mesela. Bakmıyorlar gibi ama bakıyorlar da bir yandan. Olası bir cinnete karşı tetikte bulunma bakışı bu. Ortada cinnet filan yok. Çiş var sadece, o da mesanemde. Ortalığı dağıtmıyorum yani. Bir yandan da telefon çalmaya devam ediyor. Denk gele açıyorum. Bir arkadaşım. “İyi misin, geleyim mi?” diyor. “Yok”, diyorum, “gelme iyiyim. Çişim var sadece.” Benim için endişelendiğini söylüyor. Endişelenecek bir şey yok hâlbuki. Çişimi yapsam geçecek. Fakat bacaklar odun olmuş. Kalkıp tuvalete gidemiyorum. O ara etrafım kalabalıklaşıyor. Suratlardaki ifade aynı. Soru aynı: “İyi misin?” Cevabım da belli: “İyiyim işte, çişim var.” Dünyadaki herkesin çişimden haberdar olmasını istiyorum. Kal-u beladan beri çişim varmış gibi hissediyorum. Böbreğimin, sair bütün organlarımı ele geçirdiğini düşünüyorum. Kuzenim arıyor sonra. Açmam gerek. Ona iyi bir şeyler söylemem gerek. Çünkü bu durum en çok onu ilgilendiriyor. Motorları maviliklere filan. Sikeyim. Bunu kimse yemiyor artık. Öyle bir şey yok çünkü. “Aylin” diyor, “n’apıcaz biz şimdi?” Bilmiyorum ki. Keşke bilsem. İşeyeceğiz desem olmaz. Ama çişim var. Ağlıyor tabi, ağlamaz mı insan… “Hastaneye mi geleyim?” diyorum. “Yok” diyor, “çıkarıyoruz şimdi, sen direkt eve gel.” Birinin bana ne yapacağımı söylemesi iyi. Yoksa hareket edemem o şartlarda. Bir panik çıkıp otobüse atlıyorum. Odunlarımın hareket edebilmesine şaşıyorum. Çişimi yapmayı unutuyorum. Neyse diyorum, varınca artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol zor. Kafamı pencereye yaslayıp dalıyorum öyle, ambiyans olması gerektiği gibi yani. İçimden hüzünlü bir şarkı da tutturursam tam olacak. Ama olmuyor, çişim var zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geçen demişti ki&lt;/span&gt;… Ah bir işesem. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Öyle bakmıştı yüzüme&lt;/span&gt;… Çişten zehirlenir mi insan acaba? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tıpkı onun gibi&lt;/span&gt;… Bacaklarımı şöyle yapınca daha mı az hissediyorum ne? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hele o balkonda oturduğumuz gün&lt;/span&gt;… Elimle bastırsam gören olur mu ki? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şimdi yani gittiğimde&lt;/span&gt;… O çayı içmeseydim keşke. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yani aynı bahçeden kaçıncıya?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumuşum biraz. Aklım uykuya kaçmaya bayılıyor. Rüyamda hep tuvaletler filan. İnsanız sonuçta. Sonra eve yakın bir yerde indim. Bulduğum ilk tuvalete girdim tabi, dayanacak takatim kalmamış. İşedim işte, malum hal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yürüdüm biraz. Sonra evin önüne geldim. Sonra bir sürü insan… Sonra… Ya neyse işte.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-782251008895483391?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/782251008895483391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=782251008895483391&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/782251008895483391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/782251008895483391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/03/cis.html' title='Çiş'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5268373123608702940</id><published>2010-03-15T03:10:00.001+02:00</published><updated>2010-03-15T03:11:23.062+02:00</updated><title type='text'>Sonra...</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Sonra öyle durdum biraz. Bir süre Afrika kıtası yokmuş gibi davrandım. Tekerlek icat edilmemiş, ıspanak bir sebze değilmiş gibi… Yok sayınca yok oluyor çok şey, her şey değil. Gözümü kapatınca kör olabiliyorum aslında. Ama karanlığı gördüğümü varsayıyorum bu sefer de, görmemeyi gururuma yediremiyorum. Tuhaf yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durdum sonra biraz öyle. Komik şeyler düşünmeye çalıştım. Düşününce buluyor insan. Güldüm biraz işte. Kendi kendine gülenlere deli diyenler insan değiller. Belki de insandırlar, emin değilim. Ama gülmeyen insanlardan çok korkuyorum. Bu gerçek. “Hayata katlanamadığımız için espri yapıyoruz” demiş… Kim demiş? Mühim değil, doğru demiş nihayetinde. Bu yüzden mi bu kadar gülüyorum yoksa güldüğüm için mi bu yüze varıyorum kuşkuluyum. Kaotik bir sebep-sonuç sarmalı bu. Yanisi gülünecek hiçbir durumu boş geçmiyorum. Böylece katlanıyorum. Görseniz, her tarafım kat izi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz durdum sonra öyle. İçimdeki bu anlatma isteğiyle kavga ettim. İsteğim beni dövdü. Bu aralar çok asabi. Asabiyetinden aldığı bir gücü var. Fazla ilişmemeye özen gösteriyorum. Ama birinin ona, anlatacaklarının hiçbir işe yaramayacağını söylemesi gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra durdum öyle biraz. Kırmızı koltuk eskiyene kadar oturdum. Ademoğlu ahir ömründe en çok oturuyor galiba. İnsanların hafızamdaki fotoğrafları genelde otururken çekilmiş. “Oturmaya da kalsaydı” dediklerim de var “keşke biraz daha öyle otursaydı” dediklerim de… En çok da bunlar oturmuş içime. Oturmak da ne acayip kelime…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz öyle durdum sonra. Sekerat denilen bir şey var. İnsanın ağzı köpürüyor böyle, nefes alamıyor. Bir şeyler söylemek istiyor ama söyleyemiyor. Ona demek istiyorum ki “son nefesini benim için harcama, ben buna değmem.” Diyemiyorum. Kalas yutmuş gibi oluyorum çünkü. Tam yutamamışım da boğazımda kalmış gibi daha doğrusu…  Hep aynı şey. Birine benziyor. Allahım nasıl da ona benziyor! Zaman, zeminden çekiliyor. En başa gidiyorum. Onu buluyorum. Dönerken kaç yere daha uğruyorum? Sayabilsem de bereketi kaçsa. Ama sayamıyorum. Hepsi ona benziyor. Hepsi öyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle durdum sonra biraz. Orta Asya’da kutsal sayılan bitkiler ve hayvanlara dair bir şeyler okudum. Bir ağacı kesmeden evvel ondan özür dileyen adamlara dair konuşmak istemiyorum, çok duygusal olduğum düşünülüyor sonra. Sırf bu yüzden vücudumda kırılmadık kemik kalmadığını da anlatmıyorum kimseye. Bir film vardı. Kadının teki bir binanın en yüksek yerine… Her neyse.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5268373123608702940?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5268373123608702940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5268373123608702940&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5268373123608702940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5268373123608702940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/03/sonra.html' title='Sonra...'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7961531179260420673</id><published>2010-03-04T14:52:00.003+02:00</published><updated>2010-03-04T16:06:33.348+02:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #8</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Yüzmeye havuzda başladım, sonra göl, sonra deniz... Su mu büyüdü ben mi küçüldüm emin değilim. Çünkü annem biraz ağladı. Annem genelde ağlamaz. Bir köpeğim uluya uluya öldü, biri hiç ses çıkarmadan. Arkadaki kulübenin dibine gömdük onları, farklı farklı zamanlarda tabi. Her şey bir anda olmadı. O zamanlar öyle olmazdı zaten. Birkaç kez fişimi çektiler. İçimde elektrikler kesildi yani, küt diye! O kısımlar karanlık. Sonra kalkıp sigara filan içtim galiba, tam hatırlamıyorum. Bir civcivim vardı. Koynuma sokup yattım bir gece. Sabah ölüsünü bulduk. Abim geldi. Katilsin artık sen dedi. Katil oldum. İnsan sadece ilk cinayetinde katil olur. Sonrakiler sıfatta bir değişikliğe neden olmaz. Bu yüzden kimi öldürsem civcivim gelir aklıma. Sonra geçer. Geçiyor çünkü. Yerine başka şeyler geliyor. Kafamın iki kenarında iki yarık var. Her şey onların arasından geçiyor. Ben duruyorum. Ben öyle duruyorum. Mesela bir kere salıncaktan düşmüştüm, sırtım çatlamıştı. Yelek gibi bir alçıyla sarmaladılar beni. Kıştı. Üşümemem lazımdı. Üşürsem yine boğmaca olurdum. Boğmaca olursam bazen mosmor olurdum. Belki biraz ölürdüm. Ölürsem babam ağlardı. Babalar ağlayınca zaten hep kış gelir. Ama çocuktum. Çocuklar alçılarının üstünü örtmek istemez. Çocuklar kürekle toprak atmayı da bilmez. Zamanı gelince öğrenirler sadece. İçlerinde elektrikler kesilir. Küt diye! Sonra belki çıkıp yürümeyi öğrenirler, o kısmı karanlık. Bizim bir Fatma teyze vardı, hafiften terelelli. Kulakları duymazdı. Ne zaman yola çıkacak olsam beni görürdü. İnsanlar genelde beni gideceğim zamanlarda görür. “Yine mi gidiyorsun kafir?” derdi. Yine gidiyorum Fatma teyze. Çünkü ben giderim. Yine olsa yine giderim. Başka türlüsünü bilmiyorum. Sonra kendi gitti gerçi. Artık durakta karşılaşmıyoruz. Her neyse işte.  Bazen de telefon çalar. Çünkü dediğim gibi, ben hep uzaktayımdır. Birileri bir şeyler söyler. Sonra yine elektrikler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazdıklarımı siktiret Doktor, üstünde kılıç çekmeye değmez. Bir insan akciğeri üzerinde çıplak ayakla yürüdüğünü düşün.&lt;br /&gt;Bu kadar.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7961531179260420673?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7961531179260420673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7961531179260420673&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7961531179260420673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7961531179260420673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/03/tmarhane-notlar-8.html' title='Tımarhane Notları #8'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3441824886972721023</id><published>2010-02-20T14:36:00.003+02:00</published><updated>2010-02-20T16:09:45.788+02:00</updated><title type='text'>Görükmez Canavarlar</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Uzun zamandır ilk kez bir hafta sonunu kendi evimde geçirebilme şansı bulmuştum. Paşa gönlümün istediği saatte uyanıp ayaklarımı sürüye sürüye salona geçtim. Gece hayvanlar gibi içtiğim için leş gibiydim. Ağzım mahalle çöplüğü gibi kokuyor olmalıydı. (Ampirik bilgi) Galiba taşındığımdan beri evi ilk kez gün ışığında görüyordum. Atıyor olabilirim. Bu kısmı sizi ilgilendirmez! Ama bu kafayla ilk kez gördüğüm kesindi. Gördüğüm şeyi tam olarak ifade etmem gerekirse; katlanması, kabullenmesi biraz güç ama... Ev alenen pisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltuğa gömülüp eve şöyle bir baktım. Evet evet, hazır fırsat bulmuşken temizlik yapmalıydım. Acaba önce camları mı silseydim? Çünkü cama kuş sıçmıştı. Hayvanöküzü kuş! Niye sıçıyorsun lan camıma!! Neyse işte camları sileyim dedim ben. Bu gerçekten çok iyi fikirdi. Ama ondan önce halletmem gereken daha mühim bir sorunum vardı. Halı!! Birkaç kere üst üste halı deyince kafam tekrar güzel oldu. Halının tüyleri gözümün önünde hareket etmeye başladı. Çünkü neden? Çünkü o tüylerin arasında alçak mayklar yaşıyorlardı ve ben onları bin senedir ellemediğim için orada küçük çaplı bir kabile kurmuşlardı. Halının tüylerinin hareket etmesinin nedeni de sanırım törensel bir dansa başlamış olmalarıydı, emin değilim. Sikerim lan ben onların törenini, artizler! Mayklara çok sinirlendim. Kendilerini elektrik süpürgesinin hortumuyla dövüp nesillerini tüketmeye karar verdim. Ama önce kendimi bu savaşa hazır hissetmeliydim. Mutfağa gidip dolaptaki son birayı aldım. Fakat o da nesiydi? Mutfak cinayet mahali gibiydi. Tezgahın üstünde, geçen gün gözünün yaşına bakmadan doğradığım tavuğun kemikleri sızlıyordu. Bardakların içinde çiçekler büyümüştü. Ocağın üstündeki tencerenin kapağını açtım. İçindeki makarnalar bana doğru ellerini uzatmışlardı. Tanrıya şükür, makarnalarım yaşıyordu! Onları kurtarabilirdim! Ama ne kurtarıcam ipneleri dedim. Bilakis bugün hepsinden kurtulacak, kendime temiz bir ev açacaktım! Kraliçeler gibi yaşatacaktım artık kendimi. O bulaşıklar yıkanacaktı! O kadar!! Ama aceleyle fevri hareket etmek istemediğim için planımı tekrar gözden geçirmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salona dönüp koltuğa yumuldum tekrar. Biramı yudumlarken her şeyin dört dörtlük olması için başka ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Tabi ya! Koltuklar! Koltukları silecektim. Lanet olsun dostum bu harika olacaktı. Koltuklarım tekrar eski şaşaalı günlerine dönecek, dalmaçya köpeği desenli olduklarını hatırlayacaklardı. Belki kimbilir, artık üstlerine oturduklarımda havlamaya başlarlar, ben de onların yastıklarını okşardım. Koltuklarıma karşı sevgi doldum birden, canım koltuklarım. Sonra da belki televizyonun tozunu alırdım. Hem böylece kesin daha net gösterirdi. Çünkü bir kere ablam gelip tozunu almıştı, ordan biliyorum. Bayaa şey oluyor. Neyse işte sonra çişim geldi tabi biradan mütevellit. Tuvalete gittim. Bir süre klozetle birbirimize baktık. Hayır kahrolasıcalar! Tuvalet boklu değildi. Sifon denilen bir şey var sonuçta! Ama kimbilir gözle görülmeyen ne çeşit hayvanlar vardı içinde. Reklamlarda görmüyor musunuz olum? Bir sürü çeşit tiksinç mikro organizma yaşıyormuş içinde. Vıcık vıcık. Bunu düşününce biraz gerildim. Hacetimi yaparken götüme bakan hayvanlar olduğunu düşünmek beni çok yıprattı. Bu ihaneti hazmedemezdim. Hepsini çamaşır suyuyla katletmeye karar verdim. Bu evin kralı bendim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette yine acele etmedim. Bir kral her zaman sükunetini korumayı bilmelidir dostlarım. İşeyip koltuğa çöktüm tekrar. Hiçbir detayı atlamak istemiyordum. Mesela çamaşır yıkayabilirdim. Makineyi çalıştırmayı geçen gün annem öğretmişti. Gerçi onun makinesiyle benimki aynı değildi ama benzerdi herhalde. Atla deve değil sonuçta. Üstelik mühendislik harikası bir kafam vardı benim hohooo. Her türlü çözerdim yani. Kendime verdiğim bu gaz sayesinde bunu da başarabileceğime ikna oldum. Önce siyahları, sonra beyazları yıkayacaktım. Yumuşatıcı filan katacaktım. Anam süper olacaktı lan! Çok sevinçlendim. Teoride evim tertemiz olmuştu işte. Keyfim yerine geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kan şekerim düşer gibi oldu ajlıktan. Sehpanın üstündeki nutellayı alıp yerine bacaklarımı uzattım. Televizyonu açıp nutellayı kaşıklamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3441824886972721023?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3441824886972721023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3441824886972721023&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3441824886972721023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3441824886972721023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/02/gorukmez-canavarlar.html' title='Görükmez Canavarlar'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4890644828525564084</id><published>2010-02-18T15:58:00.003+02:00</published><updated>2010-02-18T17:01:41.763+02:00</updated><title type='text'>Adamı hasta etmeyiniz</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bağırmaya devam ediyordu ama siniri nispeten biraz yatışmış gibiydi. Bir süredir zaten söylediklerini dinlemiyordum. Az önce okkalı bir yumrukla beni düşürdüğü yerde, tükürdüğüm dişlerime bakıyor ve hangi dişçiye gitsem daha iyi olur diye düşünüyordum. Burnumda şiddetli bir ağrı vardı. Sanırım bu sefer kırılmıştı. Yerdeki kanda kendi yanısmamı aradım. Kötü görünüyor olmalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edeceğimi sanıyorsunuz di mi? Nah devam ederim! İpneler! Niye çalıyorsunuz olum yazılarımı? Sevgili terbiyeli okurlarım, size söylemiyorum. Aslında bu hırhızlara da söylemezdim ama eşşeğin götüne su kaçıranlar olmuş. Sinirlendim. Sinirlenmemi istemezsiniz diy mi? Hıhımm.  Ben de öyle düşünmüştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ananızgillere selam ederim. İstanbul hanfendisiyim. Öbdüm.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4890644828525564084?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4890644828525564084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4890644828525564084&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4890644828525564084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4890644828525564084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/02/adam-hasta-etmeyiniz.html' title='Adamı hasta etmeyiniz'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4253188888441569395</id><published>2010-02-12T00:01:00.010+02:00</published><updated>2010-02-17T16:33:09.863+02:00</updated><title type='text'>!2 nayU</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Yılan atmıştın bir kere üstüme hayvan. Gölde yüzerken yakaladığın yılanları ceplerine koyardın. Hani Salih abilerle basketbol oynuyordun. Ben sahaya gelmiştim bıcırık bıcırık. Seni ararken arkamdan seslenmiştin. Sesine döndüğüm anda da yılanı üstüme atmıştın. Çok korkmuştum. Bilincimin altına nasıl ettiysen artık, yılan gördüm mü aklım çıkıyor hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şimdi de çok korkuyorum abi... Dönmemenden çok korkuyorum. 538 gündür sallandığın salıncaktan, bizim tarafımızda inmemenden çok korkuyorum.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;O kadar çok korkuyorum ki korkudan deliremiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle günleri sayınca da sayılar bir acayip. "0"ı öğrettiğin günü hiç unutmuyorum mesela. Ne kadar heyecanlanmıştım oğlum lan. Muazzam bir şey. Sıfır! 5-6 yaşlarındaki zekamla kurduğum matematiğin çöküşü! Sonra eksi sayılar. Üff! Bunları öğrenince dünya bana göz kırpmaya başlamıştı. "Bende daha ne numaralar var" diyen profesyonel bir orospu gibi. Ha-ha. Bak yeraltı edebiyatı yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yeri gelmişken, sen, neresi olduğunu bilmediğim bir yerdeyken ben bir şeyler yazdım abi. Senin için. Tek sen gör diye. Yani sen şimdi... Gözlerin diyorum... Hiç mi yani? Hiç mi görmüyorsun? Görmeyecek misin artık sahiden?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflarına baktım az önce. Hani Kadir abimle "Bizde de bişe yok b'olum" diye diye dravdan tevazu ayaklarıyla vücut gösterisi yaptığınız akşam çekmiştim bissürü. Çok gerizekalısınız lan. Kaslı çıksın diye o kadar sıkmışsınız ki kendinizi, sıçmadan önceki son görüntüler gibi. Epey güldüm yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Epey gülüyorum abi. Daha kaslı çıkayım diye sıkıyorum kendimi. İyi de kıvırıyorum galiba. Kaslı çıkıyorum ki çok güçlü kadınsın diyorlar bana. Öyle ya. Ama çekimler bittikten sonra çok çelimsiz bir şey oluyorum lan. Gülüyorum abi. N'apılır ki başka? Ben bilmiyorum. Soruyorum, kimse bilmiyor. Bu bilginin peşinde geçiyor günlerim işte. Ama sıkıntı yok sen rahat ol.  Ben her türlü idare ediyorum. Bir an önce iyileşmeye bak sen. Utanma bir de.. Seve seve bakıyoruz biz sana. Sıç lan n'olcak saçmalama. Lazım gelirse bokunu bile yerim senin. Bak sayende mühim bir deyimi daha yaşayarak öğrendim. "Bokunu yiyim abi kalk" diye yalvarıcam da bokunu çıkarmaktan korkuyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verdiğin bu uzun vadeli pit stop'da çok da bir şey olmadı aslında. Obama başkan seçildi işte. Michael Jackson öldü filan. Birkaç doğa olayı, birkaç diplomatik hadise. Film izledim işte biraz, kitap filan okudum. Güzel şeylerdi. Edebiyatımız ve sinemamız adına iyi şeyler de yapılıyor yani. Dandik sunucular gibi oldum böyle de. Yok yok ben bu almanak işini beceremeyeceğim. Ablam anlatır sana artık sonra. Pek bir şey kaçırmadın zaten. Bir tek kızının en tatlı zamanlarını işte... Diyor ki; "Babam uyandığında 'aaa, benim kızım ne kadar da büyümüş" diyecek". Gel de bir bak abi ne kadar da büyüdü, nasıl da mıncırmalık bir şey oldu. Ben ki biliyorsun annelik kavramıyla ne kadar uzak seviyeli bir ilişkim var, onun gibi bir çocuğum olacağını bilsem şu saatte doğururum valla. Çok özledi olum seni. Herkes çok özledi. Bu özleme işini atlıyor millet. Hani yanımızdasın ya, hayattasın ya, sanki böyle özlenmezmiş gibi. Gerçekten bazı insanların boğazına sığır bacağı sokmak istiyorum. Üstelik artık bu fantazi için aradığım nitelikler arasında, sığırın canlı olması da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya şey diyeceğim ben aslında. Hani doğum günün ya bugün, yani annemin seni doğurduğu gün, siktiret sen bu günü. Yeni bir tane gün buluruz şöyle en yakın zamanlısından, sen o gün uyanırsın işte, o zaman gerekirse çıplak çengili bir kutlama yaparız. Hiçbir masraftan kaçınmam sen o kısmı düşünme. Zaten düşünmezsin de pislik. Geçen rüyamda gördüm yine seni, iyileşmiş benden borç istiyordun. Hiç mi değişmeyeceksin olum sen? Değişme. Sakın değişme. O gün nerde kaldıysan orda bulayım seni. Arada ziyan olan zamanını en kral şekilde fazlasıyla yaşayacağız söz. Bir de şey var tabi, sen uyanıp bana komanın nasıl bir şey olduğunu tüm detaylarıyla anlatacaksın, ben de yazıcam. Kitabım sansasyon filan yaratacak böyle. Edebiyat dünyasının amına koyucam. Sen sikimde değilsin yani, projelerim var... Ehi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde mutlu yıllar olsun... Benim canım kardeşim...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4253188888441569395?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4253188888441569395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4253188888441569395&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4253188888441569395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4253188888441569395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/02/2-nayu.html' title='!2 nayU'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8179764055566748192</id><published>2010-02-02T03:51:00.007+02:00</published><updated>2010-02-02T04:06:01.494+02:00</updated><title type='text'>Anket!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;-İyi günler. Bir anket yapıyoruz da, bize biraz zaman ayırabilir misiniz?&lt;br /&gt;-Zamanın membası ben değilim. Üstelik o mesele çok karmaşık, ayaküstü anlatılacak gibi değil.&lt;br /&gt;-Nasıl yani?&lt;br /&gt;-Yani zamanın varlığı tartışılabilir bir şey. Hareket ekseni de. Senin için geçen günler benim için kazık gibi çakılmış, kımıldamıyor olabilir.&lt;br /&gt;-Anlıyorum. Ben sorularıma geçsem?&lt;br /&gt;-Anladığını sanmıyorum. Ama önemi yok, ben de anlamıyorum zaten. Başrolü oynayan ben değilim, içimdeki kadın. Ben sadece ona dublaj yapıyorum. Böyle içimdeki kadın deyince tırstın tabi sen, tırsma. Hatta korkma, ben varım. Bak o kitapta şey diyordu; “Herkesin içinde bir çocuk bir de hayvan vardır. Benim içimdeki hayvan, çocuğu yedi.” Bunun gibi bir şeydi işte, hafızam çok iyi değil. Ama içimdeki kadınınki fena değildir. Ha-ha. Kadını siktiret. İçimde bir hayvan olduğuna yemin edebilirim. Birden fazla hatta. Atlar var mesela. Ama onlar vahşi değil. Kimseyi yemiyorlar. Çocuğun akıbetini bilmiyorum yalnız. Evden kaçmış olabilir. Bir de ötekiler var.&lt;br /&gt;-Çok hoş gerçekten.&lt;br /&gt;-Saçmalama, bunun nesi hoş! İçime kamp kurmuşlar resmen, bedavadan yaşıyorlar. Onlara bakmak kolay mı sanıyorsun!!&lt;br /&gt;-Değildir eminim. Ben birkaç soru...&lt;br /&gt;-Bak, benim o olayla hiçbir ilgim yok tamam mı. Beni bulaştırmayın.&lt;br /&gt;-Hangi olayla?&lt;br /&gt;-Tanrı’nın ölümüyle. Olay mahallinde değildim. Olsam mutlaka kalp masajı yapar ya da 911’i arardım. Hem Nietzsche böyle bir basın açıklaması yaptı diye bunu olmuş sayamayız di mi? Neticede merhumu görmedik.&lt;br /&gt;-Tövbe tövbe.&lt;br /&gt;-Son pişmanlık fayda etmiyormuş. Firavun da ölmek üzereyken tövbe etmiş ama yırtamamış. Sayemde sen erkenden doğru yolu buldun.&lt;br /&gt;-Hanfendi, ben sadece birkaç soru sormak istiyorum.&lt;br /&gt;-Benim de birkaç cevabım var aslında ama hiç kimse doğru soruları sormuyor.&lt;br /&gt;-Ama işimi zorlaştırıyorsunuz. Bana yardımcı olmayı deneseniz?&lt;br /&gt;-Bak o yardım işi sakat. Kimse kimseye yardımcı olamaz. Düşeni kendisinden başka kimse kaldıramaz. Güneş balçıkla sıvanmaz ve inan bu son söylediğimin düşündüklerimle hiçbir ilgisi yok. Kötü bir çağrışım sadece.&lt;br /&gt;-Peki anladım, ben bir yerden başlayayım. Kozmetik ürünlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;-Kozmetik ürünlerle ilgili herhangi bir şey düşünmedim. Bir türlü o konuya sıra gelmedi. Geçen tam fondötenle ilgili düşünecektim ki Kierkegaard araya girdi. “Günlerini öldürme, uyku içinde geçirme, uyan ve insan ol!” dedi. Kırıldım tabii biraz, çünkü uyku çok şahane bir şey. Elbette uyuyan ben olduğum sürece. O yüzden uyumayan düşünürleri daha çok seviyorum. Misal Cioran. Çok kıral insan gerçekten. Adamım Cioran.&lt;br /&gt;-En son aldığınız kozmetik ürün neydi?&lt;br /&gt;-Mum galiba.&lt;br /&gt;-Mum mu?&lt;br /&gt;-Evet. Loş ışıkta çok seksi oluyorum da ben hihooo.&lt;br /&gt;-Dalga geçiyorsunuz.&lt;br /&gt;-Şaka takılıyom yaa üzülme tamam. Şey aldım, ımmm, far. Gay bir güzellik uzmanı ilgilendi benimle. Herif, herif diyeyim şimdi, o kadar bakımlıydı ki kadınlığımdan utandım. Kısa sürdü gerçi bu utanma. Bu ara elimi kime atsam gay çıkıyor. Sen de öyle misin?&lt;br /&gt;-Ne münasebet hanfendi. Ben KAPI GİBİ ERKEĞİM!!&lt;br /&gt;-Kapı gibi olduğundan kuşkum yok. Bakayım, gürgen mi bu? Valla iyi malzeme. Akarı kokarı yok. Sesten de belli ayrıca, maşallah kırağı görmemiş. Konu erkekliğe gelince mutlaka desibeli artar bu sürümlerin.&lt;br /&gt;-Konuyu nerden nereye getiriyorsunuz. Bu soğukta şeyim dondu burada!&lt;br /&gt;-Vuuuuu, haşin erkek. Şey derken götünü kastettin muhtemelen. Söylemekten niye çekiniyorsun ki? Nihayetinde bir organ adı. Göte göt demeyen nesle aşina değiliz.&lt;br /&gt;-Tamam hanfendi, ben artık bir an önce bu anketi bitirmek istiyorum. Bakım kremleri desem?&lt;br /&gt;-Bakım kremleri işi enteresan. Lafı Norveçli metroseksüel balıkçılara getirirdim ama o esprinin de son kullanma tarihi geçti, geçiyorum. Benim favorim Deep Clean. Derinlemesine temizlik! Reklamı her gördüğümde, iç organlarıma ve hatta nöronlarıma kadar bir temizlik vaat ediyormuş gibi geliyor. Düşünsene, harika olmaz mı? Kremi sürüyorsun ve format yemiş harddisk kadar ferah ferah, efil efil, ışıl ışıl oluyorsun. Vay be! Adamlar neler yapıyor arkadaş.&lt;br /&gt;-Öyle bir şey henüz yapılmadı.&lt;br /&gt;-Yapılırsa haber vermeyeni?&lt;br /&gt;-Öhömm. Bakın, bizim şöyle bir ürünümüz var. Rica etsem dener misiniz?&lt;br /&gt;-Denerim tabii. Ben sana Hallac-ı Mansur’dan bahsettim mi?&lt;br /&gt;-Hayır, onu da başka bir gün anlatırsınız artık. Sürün sürün.&lt;br /&gt;-Sürüyorum. Fuzuli de çok büyük şair mesela.&lt;br /&gt;-Eminim öyledir. Nasıl? Şimdiden bir sıkılaşma hissettiniz diy mi?&lt;br /&gt;-Hissetmez olur muyum? İçimdekiler içime sığmaz oldu. Öyle sıkılaştım ki hayvanlarım çıkıp üstünüze üstünüze atlayacak gibi adeta.&lt;br /&gt;-Pardon?&lt;br /&gt;-Yok yok, sen sorunu sor.&lt;br /&gt;-Peki. Kayıtlara geçmesi açısından soruyorum; tek cümleyle, ürünümüzü nasıl buldunuz?&lt;br /&gt;-Ürününüzün amına koyayım.&lt;br /&gt;-Teşekkürler.&lt;br /&gt;-İyi günler.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8179764055566748192?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8179764055566748192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8179764055566748192&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8179764055566748192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8179764055566748192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/02/anket.html' title='Anket!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8352291561118658813</id><published>2010-01-18T22:06:00.006+02:00</published><updated>2010-01-18T23:23:46.593+02:00</updated><title type='text'>Godoş'u Beklerken</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S1TAAcND9rI/AAAAAAAAAL8/wCLT11cOOx8/s1600-h/waiting_for_godo%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 299px; height: 232px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S1TAAcND9rI/AAAAAAAAAL8/wCLT11cOOx8/s320/waiting_for_godo%C5%9F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428174564691801778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Yazacak hiçbir şey yok.&lt;br /&gt;- Geçen gün yaşadığın macera dolu otobüs yolculuğunu yaz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Otobüs yolculuğu yazmaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;- O zaman, hani dün akşam Beşiktaş İskelesi’nde bağıra çağıra şarkı söylemiştin ya kendi kendine, onu yaz. Hem millet iyice kayışı kopardığına da kani olur böylece.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Ne ilgisi var! Oranın akustiği iyi diye söyledim ben! Hem onun yazılacak bir tarafı da yok.&lt;br /&gt;- Doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir süre susarlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Duvara şu ağacı çizmese miydim? Her tarafı kapladı.&lt;br /&gt;- Yok yok iyi oldu o. Altında tam Gogo ve Didi gibi olduk bu sayede.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Ama bana sürekli “beklemek” fikrini hatırlatıyor.&lt;br /&gt;- Çünkü sürekli bekliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;514 gün oldu bugün.&lt;br /&gt;- Onu yaz mesela?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Onu yazarsam düşünürüm. Düşünürsem ağlarım. Ağlamayayım şimdi.&lt;br /&gt;- Tamam. Ama günleri de sayma artık istersen. Havuç yiyelim mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Duvardaki ağacın altında, uzunca bir süre, açmadıkları televizyonu izlerler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aşk hakkında yazmadın hiç. Oysa en banko konudur aşk.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Aşk hakkında yazabileceğim bir şey olduğunu sanmıyorum.&lt;br /&gt;- Saçmalama! Herkes çatır çatır yazıyor. Hem zamanında hatırı sayılır bir aşk yaşamıştın sen de.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Yaşamıştım sahi. Bazen onu da ben yazmışım gibi hissediyorum. Başroldeki kadına kendi adımı vermişim de o yüzden yaşadığımı sanmışım gibi..&lt;br /&gt;- Kendine bu kadar dışarıdan bakmayı kes!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Kendime böyle dışarıdan bakmazsam sen olmazsın. Yoksun çünkü sen, biliyorsun di mi?&lt;br /&gt;- Ama bu seni şizofren yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Biliyorum. Çok uğraştım ama deliliğe istidadım yokmuş, onu anladım. Benim temelim zayıf.&lt;br /&gt;- Nasıl?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Ne nasıl?&lt;br /&gt;- Havuç nasıl?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Havuç işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazı yazmak için bir çağrışım yakalama umuduyla kitaplığı incelerler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Her şeyi yazmışlardır belki de. Bana yazacak bir şey kalmamıştır, olamaz mı?&lt;br /&gt;- Olamaz. Kelimelerin matematiği başka. Yazının sonsuza giden bir döngüsü var.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; İyi de ben niye bu formüle dahil olmak zorundayım ki?&lt;br /&gt;- Değilsin. Ama seviyorsun bunu, kabul et.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Böyle yazamadığım zamanlarda sevmiyorum. İlham perisi godoşluk yapıyor!&lt;br /&gt;- İlham perisine godoş denmez! Aslında ilham perisi de denmez. Çok gerizekalıca. Dünya periler ülkesi değil. Yazı da dünyanın dışında olmadığına göre?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Salak salak konuşma geçirmiyim ağzının ortasına!!&lt;br /&gt;- Oldu işte, sinirlendin. Sinirlenince damarlarına kan yürüyor senin. Hadi başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Neye başlayalım?&lt;br /&gt;- Yazmaya.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Sana n’oluyor be!&lt;br /&gt;- Aklının içine geri dönüyorum işte. Bekle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Hayatım beklemek amına koyim” diye düşünür. O ara birleşim gerçekleşir. Ses artık içinden gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir kere de küfür etmesen dişimi kırıcam yemin ederim.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Gevezelik etmeye devam edersen ben kırıcam zaten dişini rahat ol.&lt;br /&gt;- Tamam be tamam. Ee, yazalım mı?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- &lt;/span&gt;Yazalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kımıldamazlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Cerenimo, çok boktan oldu farkındayım ama geçenlerde "yazsan da okusam" dediğin için, ilhami imkansızlıklar içinde yazdım. Bu yazı senin olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8352291561118658813?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8352291561118658813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8352291561118658813&amp;isPopup=true' title='24 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8352291561118658813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8352291561118658813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/01/blog-post.html' title='Godoş&apos;u Beklerken'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/S1TAAcND9rI/AAAAAAAAAL8/wCLT11cOOx8/s72-c/waiting_for_godo%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>24</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6710360905452031795</id><published>2010-01-08T03:56:00.006+02:00</published><updated>2010-01-11T17:19:07.677+02:00</updated><title type='text'>Cangıl</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Her zamanki gibi işe geç kalmıştım ancak bu sefer o kadar geç kalmıştım ki çok geç kalmıştım yani. Bilim aşkıyla yanıp tutuşan biri olduğum için üstümü değiştirmekle zaman harcamadım. Kamuflaj niteliğinde uzun bir mont giyip çıktım. Yürüyerek 15 dakikada gidilecek yol için taksiye binmemden mütevellit taksiciyle kısa süreli bir hır-gür yaşadım. Bu duruma artık alışmıştım, üstünde durmadım. Şansım yaver gider de çalıştığım kata kimseyle karşılaşmadan ulaşabilirsem sorun yaşamayacaktım. Ama tahmin ettiğiniz gibi sayın okurlar, sorun yaşamasam şaşardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdür kapıda Gandalf gibi dikiliyordu. Ben geç kalmıştım. Üstelik aşortmanlarımlaydım. Durumu kurtarmak için “ehemehe günaydın” gibi bir şeyler zırvaladım. “Ne günaydını Entel hanım! Öğlen oldu” diye gürledi bu önce. Anlaşılan bu sefer sevimlilik yaparak yırtamayacaktım. “Ya işte alarm çalmamış” filan dedim. Bir yere varamadım. “Hayır yani” dedi, “bu kadar geç kalıyorsunuz madem” dedi, “bari” dedi, “insan gibi giyinseydiniz” dedi. Kemleri ve kümleri toparlayıp da doğru düzgün bir savunma cümlesi kuramadım. Henüz ilk sigaramı içmediğim için dilim uyuşuk uyuşuktu böyle. Şey dedi bu sonra, “zaten” dedi, “sizin bu kılık kıyafetinize bir çeki düzen vermeniz gerekiyor” dedi, “ben söylemeyeyim kendisi anlasın diyorum ama” dedi, “sizin anlayacağınız yok” dedi. Bugün heyheyleri üstündeydi. Ben zaten heyheylerle doğmuş biriydim. Şimdi cevap versem, ikimizin heyheyleri bir olup ortalık yerde halay çekmeye başlayacak, ben de belki işimden olacaktım. “Haklısınız” dedi biri. Dönüp arkama baktım ama kimse yoktu. Bendim. Ben demiştim. Bunu dediğime hayret etmiştim. Müdür de hayret etmişti. Elinde tuttuğu zafer meşalesini kolay kolay bırakmaya niyeti yoktu. “Yarın” dedi, “kontrol edeceğim.” “Senin ağzını yüzünü sikerim yavşak! Sen kim oluyorsun da beni kontrol ediyorsun! Kılık kıyafetimle mi iş yapıyorum burada! Sen böyle bir kafayı nerde bulacaksın suhufsuz!!” demedim. “Peki” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdür haklıydı. Gardırobumu iş hayatına bir türlü entegre edememiştim. En düzgün giyindiğim günlerde bile mutlaka bir yerden falso veriyordum. Takım elbise giysem altına spor ayakkabı giyiyordum. Ciddi görünüşlü bir entari giysem üstüne bir deri ceket geçiriyordum. Kural delmek için elimden geleni yapıyordum. Göze batıyordum. Göze batınca böyle sıkıntılar yaşıyordum. Böyle sıkıntılar yaşamak istemiyordum. Kimseyle muhatab olmak istemiyordum. Artık işe giderken insan gibi giyinmeye karar verdim. Çünkü müdür haklıydı. Ama döpiyes filan da insan haklarına aykırıydı. Abartmasındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş kadını imajı için alış-verişe gittim. Hayatımda temiz bir sayfa açmak istiyordum. Ama bu alış-veriş işlerinden yılın %90’ı gibi bir oranda sıkılıyordum. Söylene söylene mağazaları gezmeye başladım. Son derece kararsızdım. Biraz beğenir gibi olduğum bir eteğe “etiketini sikiyim” dedim. Daha az beğenir gibi olduğum bir elbiseye “kemerine sokayım” dedim. Yaldır yaldır parlayan bir pantolona, boncuk boncuk ağlayan bir gömleğe ve topuk topuk yükselen bir ayakkabıya da muhtelif küfürler etmeyi ihmal etmedim. Girdiğim mağazalarda gördüklerine vurulan, bayılan, biten ve hasta olan kadınlar vardı. Beğendikleri bir şey için gerekirse birbirleriyle kavga ediyorlardı. Giyinme kabini önlerinde “çok yakıştııığ, sanki senin için yapılmış buuğ, manken gibi olduğğn” jargonuyla konuşuyorlardı. Dilimizde bu kadar çok yumuşak g olduğunu bilmiyordum. Nasıl ayak uyduracağımı bilmiyordum. Almam gereken hiçbir şeyi almak istemiyordum. Yorulmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasbelkader bir çantacıya girdim. Çanta kullanmayı sevmiyordum. Çantaları sevmiyordum. Boş boş bakınırken bir çantayı elime alıp etiketine baktım. 559 TL yazıyordu. “Oha amına koyim” dedim. “Efendim?” dedi. Tezgahtar elemandı bu. “Çok güzelmiş de onu şeyaptım” dedim. “O” dedi, “çok harika bir modeldir, hakiki deri”. Bu son kısmı söylerken hayretler içerisinde kalmamı ve o anda “bayılmamı” bekler bir ifadeyle hutbesine kısa bir ara verdi. Sığırların, sığırken bu kadar itibar görmeyip de ölünce derilerinin bu denli saygıyla anılmasının haksızlık olduğunu düşünüyordum. Kolumda ölü bir hayvanla gezmenin çok cazip bir şeymiş gibi gösterilmesini anlayamıyordum. Devam etti. O modelin büyük bir özenle tasarlandığından, hem şık hem avangard olan çift yönlü havasından, ellerindeki son ürün olduğundan filan bahsetti. Söyledikleri zerrece ilgimi çekmiyordu. Çantaya ihtiyacım yoktu. Bir an önce bu lavuktan paçayı kurtarıp gidip kendime tayyör almalıydım, ya da her ne boksa işte. Eleman, benim alıcı olmadığımı yüz ifademden anlamıştı ancak her şeye rağmen son kozunu da oynadı. “Üstelik %50 indirimde!”. İşte bu noktada “vurulmam” gerekiyordu. Oysa hala sağ salimdim. “Eee?” dedim. Gerçekten çok uyuz bir müşteriydim. “Yani” dedi ağzını yüzünü yamuşturup, “ihtiyacınız varsa kaçırmayın”. Tam “Yok!” diyecektim ki bir kadın, “O çantayı almıyorsanız bakabilir miyim? “diye seslendi. İşte tam da o anda biri, sanki içimdeki kablo bağlantılarının yerini değiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne münasebetti! Ben bakıyordum. Alıcı alıcı bakıyordum. Hayatımda gördüğüm en güzel çantaydı bu. Derisi hakiki sığır derisiydi. Sığırlara sonsuz saygı duyan biriydim. Böyle özel bir tasarımı kaçıracak kadar deli değildim. Üstelik bu çanta hem şık hem avangarddı. Çift yönlü bir havası vardı. Adeta benim için yapılmıştı. Hem Allah’ın ne sevgili kuluymuşum ki ellerindeki son ürüne yetişmiştim. Bu şaheser, benim gibi biri varken o yelloza mı kalacaktı! Bir de %50 indirimdeyken.. İşe geç kalmam, müdürden fırça yemem filan hep bu çantaya ulaşmam için vesileydi aslında. Şerdeki hayırdı bu. Hayatımda hiçbir çantaya bu kadar ihtiyacım olmamıştı. O çanta olmadan yaşayamazdım. Vurulmuştum, bayılmıştım, bitmiştim. Hastasıydım o çantanın. O çanta benim olmazsa çıldırırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Alıyorum” dedim. Kadın hayata küstü. Tezgahtar yaşama sevinciyle doldu. Ben zaten mala bağlamıştım. Parayı öderken şuurum yerinde değildi. Çantayı alıp omzuma astım. Kasiyer kız “çok yakıştıığğ” dedi. Yumuşak g’ler benim de hayatıma girmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarken aynaya baktım. Sığır omzumda mö’lüyordu. “Kızım Entel, manken gibi olduuuğn” dedi. Gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6710360905452031795?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6710360905452031795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6710360905452031795&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6710360905452031795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6710360905452031795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/01/cangl.html' title='Cangıl'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5674052878265518883</id><published>2010-01-03T22:32:00.007+02:00</published><updated>2010-01-11T17:18:36.968+02:00</updated><title type='text'>Beyaz atlı şimdi geçti buradan</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Elimde olmayan sebeplerle ahbaplaşmak zorunda kaldığım kalabalık bir grupla beraber bir eğlence mekânındaydım. Upuzun bir masanın ortalarında bir yerde, tanımadığım iki herifin arasında sıkışıp kalmıştım. Ortamda evvelden tanıdığım birkaç kişi parti organizasyonunda herhangi bir aksaklık çıkmasın diye mütemadiyen sağa sola koşturuyordu. Herkes birbirine ne kadar sıcakkanlı olduklarını belli etmek adına sempatik gülücükler gönderirken ben “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kalabalıklar içinde yalnızlık&lt;/span&gt;” klişesinin göbeğinden zeytin yiyordum. Yanımdakilerden biri, sessizliğimi utangaçlığıma yormuş olacak ki, bir muhabbet başlatmak adına ismimi sordu. “Esra” diyerek kafamı çevirdim. Kafamı çevirince diğeriyle göz göze geldim. O da aynı iyi niyetin mahsulü olduğunu belli eder bir biçimde ismimi sordu. “Ceren” dedim. O anda kafamı nereye çevireceğimi bilemedim. Esra ya da Ceren değildim. İki herife de ayrı ayrı dönüp selam verdikten sonra tuvaleti bahane ederek ayağa kalktım. Bu upuzun masa eğlencesine karşı ibadetimi tamamlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve dönmek istemediğim için, upuzun masayı görüş açısı dışında tutacak bir kuytuya geçip kendi halimde içmeye başladım. Birazdan ya şair, ya filozof olacaktım. Yalnızlığıma kadeh kaldırıp, kendi geçimsizliğimi örtmek için insanları yapay davranmakla suçlayacaktım. Onlar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sanrılar içinde yüzerken&lt;/span&gt;, ben idealar âleminden hepsine pandik atacaktım. Sigaramı herkesi aşağılar bir edayla içip, suratlarına “Ben sizin gibi değilim!” dumanları savuracaktım. Bunları düşünürken iyiden iyiye keyiflenmişken biri “Çakmağınızı alabilir miyim?” dedi. Tüm artizliğimle “Alamazsın” demek için kendisine döndüm ki oha.. O da nesiydi. Herif “yakışıklı” kelimesinin eksiksiz sözlük karşılığı gibiydi. Dilimin ucundaki tersliği muhteşem bir manevrayla “Elbette” olarak çevirip gülümsedim. Sigarasını yakarken içimden “ beni yak kendini yak her şeyi yak” şarkısı çalmaya başlamıştı. Kıvama gelmiştim. Çakmağı teslim ederken gülümseyip teşekkür etti. “Ne demek”ti, ondan kıymetli miydi sanki. İsterse kendisinde kalabilirdi. Hatta isterse çakmağı tutan elimi bile kesip verirdim. Çabuk çürürdü ama mühim değildi.&lt;br /&gt;“Ben de sıkıldım, çok kalabalık” dedi. Muhabbet etmeye çalışıyordu işte, ah canım benimdi. Cümlesini havada yakalayıp hemen karşılık verdim. Öküz değildim. Upuzun masada yanımdaki heriflere kaba davranmış olabilirdim ama değişebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah Canım Benim’le bir şeyler konuşuyorduk ama içeriğe takılmıyordum. Söylediği her şeye karşılık en güzel kelimelerden buketler yapıp kendisine sunuyordum. Gülümsüyordu. Allahım ne güzel gülümsüyordu. Daha çok gülümsesin de izleyeyim diye atmosferi iyice komikli bir hale getirdim. “Sen” dedi, “çok değişik bir kadınsın.” Bu sözü bir iltifat olarak aldım. Belli ki erkekim, kendisini güldüren kadınlardan hoşlanıyordu. İşler yolunda gidiyordu. Bu noktada bir es verebilirdim. Çişe gitmek için ayaklandım. Hem böylece bana aşık olduğunu anlaması için ona zaman bırakmış olacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki insan cinsi tuvaletleri yan yanaydı ve ikisinin önünde de sıra vardı. Kuyrukta beklerken biri “Eğleniyor musun bari” dedi. Kim olduğuna bakmak için kafamı kaldırdım. Oha bu da hayvan gibi yakışıklıydı. Bir mekâna bu kadar yakışıklı iki adam fazlaydı. Ama artık benim başım bağlıydı. “Hıhım” diyerek gülümsedim. Bu ikinciyi, başka bir Beyoğlu mekânında eğlenen kız arkadaşlarımın yanına göndereyim de nasiplensinler diye düşündüm ama sonra vazgeçtim. İşimi görüp Ah Canım Benim’in yanına gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni gülümseyerek karşıladı. Sanki birazdan duvağımı açacaktı. Danrım çok mutluydum. Mutluluğumu görmeleri için ortamda tanıdığım o birkaç arkadaşı aradı gözlerim. Ama onun yerine tuvalet kuyruğundaki Hayvan Gibi Yakışıklı’yla göz göze geldim. Uzaktan beni izliyordu. Emin olmak için Ah Canım Benim’le kurduğum iletişimin her boşluğunda onun olduğu tarafa baktım ve her seferinde gözleriyle karşılaştım. Sinirli sinirli bakıyordu. Diğeriyle cilveleşmemden rahatsız oluyor gibi bakıyordu. Olum n’oluyordu lan! Aynı gecede iki tane beyaz atlının arasında kalmak reva mıydı?  Başka zaman armut toplatan makûs talihimin ecdadını sikmeyeydim de n’apaydım ben şimdi. Dikkatim dağıldı. Zaten Ah Canım Benim burç murç işlerine girmişti. Götümden bir burç salladım. O, uyduruk burcumun özelliklerini sayarken ben de hayatı sorgulamaya başladım. Acaba acele mi ediyordum? Bu konuşan eleman iyiydi hoştu da sohbeti çok bayıktı lan. Yok saçımın kimi yerlerine parlak kızıllar attırsaymışım, yok elbisemin üstüne janjanlı bir kemer taksaymışım filan.. Böyle ömür geçer miydi? Kendimi tanıyorsam, 2. gün siktiri çekerdim ben buna. Ama belki de diğeri okumuş etmiş yemiş yutmuş bir herifti? Kesin öyleydi. Artık aklım iyice diğerine kaymıştı. Zira mevzuda, bilinmeyenin gizemi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yolunu bulup Ah Canım Benim’le sosyal ve siyasi ilişkilerimi kesip diğerine yeşil ışık yakmalıydım. Ama nasıl yapacaktım? Konuşup duruyordu. Arada gülüyordu. Gülünce iyiydi de konuşunca sıçıyordu. Hem bir gülüş karın doyurmuyordu. Ben bu çaresizlik içinde debelenirken Hayvan Gibi Yakışıklı, bize doğru yürümeye başladı. İşte oluyordu. Yeni aşkım, atının üstüne binip yavaş çekimle beni kurtarmaya geliyordu. Birazdan kılıcını çekip haşin haşin“Bırak ulan kızı!” diyecekti. Ben, elbette erimin sözü üstüne söz söylemeyip onunla gidecektim. Nefesimi tutup perdenin kapanış repliğini bekledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burnundan soluyarak geldi. Gözlerimin içine içine bakıp “Sevgilim, hadi gidelim artık” dedi. Bu kadarını da beklemiyordum doğrusu ama iyi taktikti. Çantama uzanıp tam kalkmaya hazırlanıyordum ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini Ah Canım Benim’in omzuna atıp burnunun ucunu öptü. Ben elimde çantam ve kamyon garajı gibi açılmış ağzımla onları izlerken, kol kola mekândan çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;:/&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5674052878265518883?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5674052878265518883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5674052878265518883&amp;isPopup=true' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5674052878265518883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5674052878265518883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2010/01/beyaz-atl-simdi-gecti-buradan.html' title='Beyaz atlı şimdi geçti buradan'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8022861801485620538</id><published>2009-12-27T21:26:00.015+02:00</published><updated>2010-06-05T02:38:44.183+03:00</updated><title type='text'>Bana bunu neden yaptın Savaş?</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Evin sessizliğine sokağın ani gürültüsü doldu birden. Sesler birbirine karışıyordu. Pencereyi açtım. “Mahalle kavgası” adlı oyun sahnedeydi. Başrollerde iki kişi, birinin elinde levye, diğerininkinde kan. Onları ayırmaya çalışan birkaç figüran. Belli ki biri anne, hangisinin elinden aldığını kestiremediğim bir bıçağı neresinden tutacağını şaşırmış, ağlıyordu sadece. Başroldekilerden biri, “Bana bunu neden yaptın Savaş?” dedi. Savaş cevap verdi, duymadım ne dediğini. Muhatabı, yaşadığı hayal kırıklığını aynı sorunun her kelimesine ince ince işleyip tekrar sordu. Savaş tekrar cevap verdi. Defalarca tekrarlandı bu.  Ama Savaş ne söylerse söylesin, diğeri o soruyu sormaktan vazgeçmedi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Bana bunu neden yaptın Savaş?”&lt;/span&gt; Yaklaşık 1 saat süren bu kavgada, o adam, Savaş’ın yakasından ellerini kimsenin koparmasına izin vermeden, bundan başka tek bir söz söylemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O adam için üzülebilirdim. Hiç beklemediği bir yerden, beklemediği bir darbe aldığı belliydi. Ve Savaş’ın mahcubiyetine bakılırsa, esasen bunu hak etmediği de. Ama üzülmedim. Çünkü öfkesinin bir muhatabı, kavgasının bir yüzü ve düşmanının bir ismi vardı. Aldığı hiçbir cevap onu ikna etmeyecek olsa da, başına gelen her ne boksa artık, hesabını soracağı biri vardı. Onu kıskandım. Onun yanında ben, dolunaya doğru havlayan bir köpekten farksızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktım. Düşünmekten aklımı aşındıran o soruyu sormak için, ben de kendime bir Savaş bulacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir büfeye uğradım önce. Bir paket kısa Savaş box. Savaş’lardan birini çıkarıp intikam ateşiyle yaktım. İçim Savaş doldu. İçim çoktur Savaş doluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksi durdurdum sonra. “Savaş’a çek abi.” Hangi yoldan gidelim? Savaş’a giden her yol mubahtır. Gittik. Savaş meydanında indim. Cebimdeki 19 Savaş’tan birini daha yakıp içime çektim. Bu gece bu Savaş’ı bitirecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş caddesi ana baba günü gibiydi yine. Görebildiğim her yüze ayrı ayrı baktım. Vitrinler yeni yıl Savaş’ı için özel olarak hazırlanmıştı. Milli Savaş biletçileri, yeni Savaş’ın herkese şans getirmesini dileyerek biletlerini satmaya çalışıyorlardı. Önlerinde umutlu kuyruklar. Benim umudum yok. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bana bunu neden yaptın Savaş?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş’an kalabalığın içinden herkese çarpa çarpa yürüdüm. Mutlu görünen insanlara sataştım. Orospu çocukları! Biri de çıkıp bana vursun istedim. Adı Savaş olsun istedim. Elimi kana bulamak istedim. Annem o bıçağı benden almasın istedim. Artık ağlamasın istedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haybeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Savaş’a girdim. En kuytu köşede, sırtımı olası bir sikiş uğruna rüsva olan topluluğa çevirip üst üste 5 şişe Savaş içtim. Savaş orada değildi. Yanıma biri yanaştı. “Kolundaki dövme ne anlama geliyor?” dedi. Yüzüne baktım. Savaş o değildi. “Siktir git anlamına geliyor” dedim. Siktirdi gitti. Savaş gelmedi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bana bunu neden yaptın Savaş? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıktım. Kanıma karışan Savaş’ın etkisiyle sendeleyerek yürümeye başladım. Artık herkes Savaş’tı ve kimse Savaş değildi. Savaş orada bir yerdeydi ve hiçbir yerde değildi. İçim Savaş meydanı gibiydi ama Savaş meydanda değildi. Aklım, damperli bir kamyondan dökülür gibi olduğu yere yığıldı. Savaş'ı arayacak, savaşacak halim kalmamıştı. Cinnetime fon niteliğinde bir yağmur başladı. Yüzümü gökyüzüne kaldırıp son gücümle bağırdım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bunu bana neden yaptın Savaş?&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8022861801485620538?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8022861801485620538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8022861801485620538&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8022861801485620538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8022861801485620538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/bana-bunu-neden-yaptn-savas.html' title='Bana bunu neden yaptın Savaş?'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5012344301793138804</id><published>2009-12-23T02:12:00.002+02:00</published><updated>2009-12-23T02:54:44.399+02:00</updated><title type='text'>Anlatacaklarım var!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Da işte anlatasım yok pek. Bu ara ne yazmaya kalksam depresyon kokuyor. Güzel bir koku değil. Notaları bi acayip. Kokunun notasının olması da ayrıca acayip. Neyse işte, ortalığı pek kokutmamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen şöylelemesine bir hastalanır gibi olunca doktora gittim. Tıbba inanmıyorum ama işten yırtmaya yarayan rapor diye bir gerçeklik var. Onu alayım dedim. Adam muayene edeyim dedi. Et dedim. Her zaman bu kadar itaatkar olmam. Ama itiraza halim kalmamış. Hep bu depresyon işte. Enivey. Doktor önce ağzımı açmamı istedi. Ağzımı açtığımda genelde konuşurum. Konuşmadan ağız açmak çok zor bir şeymiş. Çoğunuz sapıksınız. İpneler. Burada bir izah gereği duymadan geçiyorum, sapık olanlarınız anladı nasılsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor ağzımdan sıkılınca boynuma geçti. Lenf bezi fetişisti miydi neydi bilmiyorum ama orada epey oyalandı. İşin uzaması beni biraz kıllandırdıysa da istikbalim söz konusu olduğu için hadise çıkarmadım. Akabinde, sırtımla baş başa geçirdiği dakikalarda da doktoru ve sırtımı rahatsız etmedim.  Sonra iş ilerledi tabi. Göğsümü açmamı istedi bu. Hasta ve çaresizdim.. Off.. Çok utanıyorum peder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanisi muayene adı altında gerçekleştirilen bu ön sevişmeden sonra emeklerimin karşılığı olan raporu alıp 3 gün evden çıkmadım. Ne diyorduk, depresyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon, gebertmek istediğim kelimeler listemde her zaman ilk 10 içindeki yerini korumuştur. Kullandığıma bakmayın, ironi yapıyorum orada, şuursuz musunuz lan! İroniyi anlamayan nesle aşina değiliz. Açıklanamayan fiziksel ve ruhsal tepkilere depresyon diyorlar. Sözlük anlamı bu değildir mutlaka da bu şekil bir şey işte karşılığı. Böylece açıklanmış oluyor. Her şey açıklanmalı çünkü. Ne sikime yarayacaksa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 gün evden çıkmadım. Sonra çıktım. İşe gittim. Çalıştım. Geldim. Uyudum. Uyandım. İşe gittim. Geldim... Arada bir şeyler yedim. Aile evine gittim. Bekledim. Beklememe kaldığım yerden devam ettim. Geldim. Uyudum. Uyand...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5012344301793138804?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5012344301793138804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5012344301793138804&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5012344301793138804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5012344301793138804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/anlatacaklarm-var.html' title='Anlatacaklarım var!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8404370158381921099</id><published>2009-12-09T05:58:00.011+02:00</published><updated>2009-12-09T06:45:59.195+02:00</updated><title type='text'>Katalepsi</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Herkes için herhangi bir sabaha karşı... Tüm gece onu zaptetmeye çalışmaktan yorgun düşmüşüm. O da yorgun artık. Birkaç saat önce çamaşır makinesiyle kavga edip onu defterden sildi. Yeni kankası ayakkabılık. Kesici, delici, yakıcı ne varsa ortadan kaldırdım. İnsan kendini öldürmekte kararlı olunca her şey öldürücü olabiliyormuş, onu anladım. Kanepeye yatırıyorum. Durmadan akan sümüklerini siliyorum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saçlarımın&lt;/span&gt;, diyor, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;her telinin ayrı ayrı ağrıdığını hissediyorum&lt;/span&gt;. Saçlarıma gidiyor ellerim, sanki her teli ayrı ayrı ağarıyor. Türk filmlerinde saçları bir gecede beyazlayan kadınlar geliyor aklıma. Ama hiçbir şeyi uzun uzadıya düşünecek durumda değilim. Kendim için üzülmeye zamanım yok. Yüzünün rengini ancak kör bir ressam tarif edebilir. O rengi daha fazla görmemek için kör kalmayı  dileyecekken, kör kaldığı için saçlarımın her telini ayrı ayrı ağrıtan diğeri geliyor aklıma. Vazgeçiyorum. Falsosuz gören gözlerimle, ne halim varsa görmeye devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ölüm&lt;/span&gt;, diyor, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu kadar mı güzel gelir bir insana&lt;/span&gt;.. Bana sormuyor. Kime sorduğunu bilmiyor. Zaten bir cevap da istemiyor. Öylece bakıyor sade. Ayın çekim gücüyle yerin çekim gücünün eşit olduğu yerde sanki. Sabaha çıkacağını ispat etmek için en az iki şahit gerek. Kendimi ikiye bölüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdan saksağan sesleri geldiğini söylüyor. Dışarıdan saksağan sesleri gelmiyor. Onun kulaklarını ödünç alıp dinlemeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçükken kar yağdığında kuş yakalardık birlikte. Mavi bir leğeni, ip bağlı küçük bir sopayla aralık tutmayı sağlayıp, leğenin altına ekmek parçaları koyardık. İpin ucu evimize çıkardı. Evimiz sobanın üstünde kuruyan çamaşır kokardı. Pencereye tüner, kuş beklerdik. Kuş gelince ipi çekerdik. Sopa düşer, leğen kapanırdı. Kuşa bir şey olmazdı. Koşa koşa gider kuşu bana getirirdi. Avuçlarım kupkuş olurdu. Biz o anda kardeş olurduk... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Keşke&lt;/span&gt;, diyor, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;saksağan olsaydım&lt;/span&gt;... İçimden kuşlar dökülüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O mavi leğeni bulsam... Kar yağsa... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bak&lt;/span&gt; desem &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bak&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tanrı melekleri rendeliyor!  Hadi kuş tutalım... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terliyor, bütün bedeni kasılıyor. Üstünü çıkarıyorum. Kolları, bacakları, kasıkları... İnsan vücudunda uç uca eklendiğinde 19.200 metre damar olduğunu hatırlıyorum. Morarmış iğne deliklerine bakarak kendi içinde kaç metre yolculuk yaptığını anlamaya çalışıyorum. Sebeplerini anlamaya çalışıyorum. Anlıyorum. Anlayınca affediyorum. Noktaları birleştirdiğimde "ukde" yazıyor çünkü... O ukdeyi biliyorum. Bildiğimin yanına bir tane daha "düğüm"lüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nerdeyiz şimdi&lt;/span&gt;, diyor başka bir dünyadanmış gibi gelen sesiyle. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dönülmez akşamın ufkundayız&lt;/span&gt;, diyorum. Gülümsüyor. Bu, prensipte anlaştığımızın fotoğrafı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tanrıdan bonservisimi almam gerekecek&lt;/span&gt; der gibi bakıyor. Gülümsüyorum. Saçlarını öpüp &lt;span style="font-style: italic;"&gt;korkma&lt;/span&gt;, diyorum, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;daha motorları maviliklere süreceğiz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediğim şeye inanmasını istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediğim şeye inanmak istiyorum.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8404370158381921099?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8404370158381921099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8404370158381921099&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8404370158381921099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8404370158381921099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/katalepsi.html' title='Katalepsi'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2961119827876612616</id><published>2009-12-06T06:26:00.002+02:00</published><updated>2009-12-06T06:32:25.916+02:00</updated><title type='text'>Yazsam Çıldıracaktım!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Belki de Sait, Faik'i öldürmese çıldıracaktı. Belki öldürünce çıldırdı, çıldırınca yazdı. Bilemiyoruz. Esasen Habil'le Kabil arasında ne geçtiğini de bilemiyoruz. Yani belki de ilk taşı hiç günahı olmayan attı.. Bildiğimiz tek şey, hiçbir şey bilmediğimiz mi acaba? Bak bundan bile kuşkuluyuz. Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz bir bok olmadığı açık. Düşünüyoruz diye varolduğumuzu iddia etmek ise, şu çağda, en iyimser ifadeyle ahmaklık olur. Belki de o kapıdan, harbiden geometri bilmediğimiz için giremiyoruz. Belki o kapı artık orada değil. Belki o kapı yok. Kapıyla aramızda Platon'ik bir ilişki kurmanın lüzumu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu şekil konularda her türlü Aristo'cuyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ding dong. Elbette ki bakmıyoruz. Kapı meselesini birkaç cümle evvel halletmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zırrr. Telefon sesi bu. Graham Bell'le bir husumetimiz yok. Bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Alo götüm n'apıyosun?&lt;br /&gt;-Hiiiiç.&lt;br /&gt;-Bana nihilist nihilist konuşma lan gider borusu! Çaaat!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzuhal: Hazır şiddetin yeri gelmişken, çok kişinin boğazına sığır bacağı sokmak yönündeki bastırılmaz isteğimi ilgilerinize arz ederim. Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimdeki çaçaronla yağmur arasındaki paranormal ilişkiden daha önce bahsetmiştim. Yerinin gelmesine bir cümle kala "güherçile" demek istiyorum. Dedim. Arada bir cümleyi zayi ettim ama benim bol fosforlu okurlarım boşluğu tamamlamışlardır muhakkak. Bazen insanın bir cümleye dahi tahammülü olmuyor işte. "Güherçile" demesem çıldıracaktım. Bir an önce "güherçile"den bahsetmeliyim.  Fonetik olarak bakarsak "güherçile" çok romantik bir kelimeymiş gibi tınlasa da bu bağını bostanını siktiğiminin rutubet mahsulü, aynı zamanda barut hammaddesi.  Mağara ve kayaçlarda doğal olarak oluşabildiği gibi, laboratuar ortamında da geliştirelebilir. Mesela eroin de laboratuar ortamında 1874 yılında geliştirilmiştir ama ondan barut yapmıyoruz. Bi dakka!! Lan!! Yoksa? Tamam la heyecan yapmayın, burada sizi ilgilendiren bir aydınlanma yok. Geçelim. Ne demiştik, kayaç. &lt;span style="visibility: visible;" id="main"&gt;&lt;span style="visibility: visible;" id="search"&gt;Dünya'nın katı dış katmanı olan litosfer, &lt;em&gt;kayaçlardan&lt;/em&gt; oluşmaktadır. Genel olarak &lt;em&gt;kayaçlar&lt;/em&gt; üç tiptir. Bunlar püskürük, tortul ve başkalaşım &lt;b&gt;...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;cite&gt;tr.wikipedia.org/wiki/&lt;b&gt;Kayaç&lt;/b&gt;&lt;/cite&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güherçileden sıkıldım. Tırnak içine almayacak kadar önemsiz bir kelime benim için artık. Geçici bir hevesmiş, kısmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün sözü: Cinayet, benim için bir ölüm-kalım meselesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu araya bir sürü şey yazasım var ama malum, çıldırmam mevzu bahis. Siktiredelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.00 : İlaç saati. Verelim.&lt;br /&gt;16.40 : Uçak saati. Bindirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte esas mesele: Ben bütün bunların altından nasıl kalkıcam? Kabartma tozu pastayı nasıl böyle kabartır? Kullanılmayan organlar küçülüyorsa ağzım niye kocaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sizi daha iyi yiyebilmek için yavrum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili amına koduğumunun okurlarına not: Depresyona kadar girdim, gelicem.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2961119827876612616?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2961119827876612616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2961119827876612616&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2961119827876612616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2961119827876612616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/yazsam-cldracaktm.html' title='Yazsam Çıldıracaktım!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5335934254147466757</id><published>2009-12-01T03:27:00.000+02:00</published><updated>2009-12-01T03:28:00.398+02:00</updated><title type='text'>Sonradan Körlük</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Gördüğün en son şeyin, gördüğün en son şey olması.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5335934254147466757?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5335934254147466757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5335934254147466757&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5335934254147466757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5335934254147466757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/12/sonradan-korluk.html' title='Sonradan Körlük'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-9018253068653317085</id><published>2009-11-24T02:44:00.002+02:00</published><updated>2009-11-24T02:49:50.282+02:00</updated><title type='text'>Yeri gelmişken yeniden: Think Different Örtmenim!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SwstAYNDnNI/AAAAAAAAAK4/-Z3Jinzk0vo/s1600/my+favorite+fuck+off.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 278px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SwstAYNDnNI/AAAAAAAAAK4/-Z3Jinzk0vo/s320/my+favorite+fuck+off.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407465262108875986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu benim ilk nefs-i müdaafa denemem, kusuruma bakmazsınız umarım örtmenim.&lt;br /&gt;Ne güzel konuşuyorsunuz, ninni gibi...&lt;br /&gt;Az biraz kıssa kesseniz de hissemizi alsak ya örtmenim.&lt;br /&gt;Anlattıklarınızı yersem kilo alır mıyım örtmenim?&lt;br /&gt;Nüfus kâğıdı suretim, sahiden aslı gibi midir örtmenim?&lt;br /&gt;Yedi ceddimin kızlık soyadını ezberledim, işlerim kolaylaşır mı örtmenim?&lt;br /&gt;Periyodik cetvel de cennetten mi çıkmıştır örtmenim?&lt;br /&gt;Vurduğunuz yerde gül bitmiyor, mâlum küresel ısınma örtmenim.&lt;br /&gt;Beni gözümün yaşına bakmadan biçtiniz,&lt;br /&gt;eliniz değmişken hani bir de dikiverseniz diyorum örtmenim.&lt;br /&gt;Bu şerefsiz müdür, müdür müdür örtmenim?&lt;br /&gt;Boynuma Kolombiya Kravatı taksam yakışır mı örtmenim?&lt;br /&gt;Beri beri hastalığını her duyduğumda halay çekmek istemem beni ruh hastası mı yapar örtmenim?&lt;br /&gt;Sirke sineğinde 8 kromozom olduğunu bilmem ne işime yarayacak örtmenim?&lt;br /&gt;Çarpım tablosuna başlarken besmele çekmezsek çarpılır mıyız örtmenim?&lt;br /&gt;Elde var bir’i eve götürebilir miyim örtmenim?&lt;br /&gt;Bir gün bir gün bir çocuk, eve de gelip kimseyi bulamadığı günden sonra hapçı oldu örtmenim.&lt;br /&gt;“Alem göt olmuş”, “Batsın bu dünya”, “Sen de mi Leyla?” gibi fişler daha kullanışlı olmaz mı örtmenim?&lt;br /&gt;Zira Ömer mısır yemeyecek, Ali de artık gelmeyecekmiş örtmenim.&lt;br /&gt;Bizi yoklayacağınıza kendinizi bi yoklasanız ya örtmenim.&lt;br /&gt;Bezirgân başı kapıyı açmıyor örtmenim.&lt;br /&gt;Ali Baba’nın bir çiftliği, 2 alışverişi merkezi, İstanbul’un göbeğinde 3 katlı otoparkı, 23 apartman dairesi ve antika araba koleksiyonu var artık örtmenim.&lt;br /&gt;Sesimizi yer gök su dinlemiyor, sert adımlarla hiçbir yer inlemiyor örtmenim.&lt;br /&gt;Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar kalasa dönüyor yurdumda örtmenim.&lt;br /&gt;Kolaysa gel sen burda derdi unut, orman ne güzel ne güzel di mi örtmenim.&lt;br /&gt;Bana mutluluğun resmini satırlardan taşırmadan çizebilir misiniz örtmenim?&lt;br /&gt;Şu yıldızı kızıla boyasam suç olur mu örtmenim?&lt;br /&gt;Ortasından delip boynuma astığım kokulu silgimle dünyadaki bokluğu silebilir miyim örtmenim?&lt;br /&gt;Size İzafiyet Teorisini anlatsam, elmamı kimyasal kullanmadan kırmızıya boyayabilir misiniz örtmenim?&lt;br /&gt;Çekirdeğimi çitlediniz, sitoplazmam işinize yarar mı örtmenim?&lt;br /&gt;Yıllar sonra sınıf arkadaşlarıma feysbuktan poke göndereceğime and içerim örtmenim.&lt;br /&gt;Karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola derken milletçek nereye bakacağımızı şaşırdık örtmenim.&lt;br /&gt;Milletvekillerini vergi numaralarından arıyorum, telesekreter çıkıyor örtmenim.&lt;br /&gt;Yerli malı haftasında politikacı getirsek afiyet olur mu örtmenim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum sönecek bu şafak&lt;br /&gt;Larda yüzen al sancak örtmenim!&lt;br /&gt;Türküm-doğruyum-çalışkanım&lt;br /&gt;Görmedim-duymadım-bilmiyorum örtmenim.&lt;br /&gt;Küçüklerimi korudum, büyüklerimi saydım,&lt;br /&gt;Şimdi izninizle size sövebilir miyim örtmenim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahçı, öğlenci bizi kesmedi.&lt;br /&gt;Top yekûn akşamcı olsak ya örtmenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir&lt;br /&gt;di mi di mi di mi örtmenim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldırdığım parmaklar götünüze uydu mu örtmenim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manî oluyor hâlimi tasvire hicabım&lt;br /&gt;Yeni nesil sizin esiriniz oldu&lt;br /&gt;memnun musunuz örtmenim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi akıllı olduk, sınıfları doldurduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kötü kakam geldi, çıkabilir miyim örtmenim?&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-9018253068653317085?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/9018253068653317085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=9018253068653317085&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/9018253068653317085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/9018253068653317085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/11/yeri-gelmisken-yeniden-think-different.html' title='Yeri gelmişken yeniden: Think Different Örtmenim!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SwstAYNDnNI/AAAAAAAAAK4/-Z3Jinzk0vo/s72-c/my+favorite+fuck+off.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6945767111135808073</id><published>2009-11-15T05:55:00.005+02:00</published><updated>2009-11-16T02:02:28.586+02:00</updated><title type='text'>Oto-büs!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;“Kızım kayar mısın?” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gömüldüğüm romanın arasında hangi gezegende yaşadığımı bile unutmuşken böyle bir soruyu anlamlandırmam güç oldu. “Kaymam” dedim. Adam belli ki bu cevabı beklemiyordu. “Şunu uzatır mısınız?”dan sonraki en normal toplu taşıma repliği olan bu soru, çoğu zaman bir cevap bile gerektirmeden söylenene riayet etmekle noktalanırdı. İtirazıma bir gerekçe göstermeliydim. “Ben daha önce inicem” dedim. Böylece, adamın nerede ineceğini bilmememe rağmen iddialı tavrım sayesinde oturduğum koltuğu hak etmiş oldum. Aslında koltukla duygusal bir bağım yoktu, sadece adamın onca boş yer varken yanıma oturmak istemesine uyuz olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmak uçlarına basarak yürüyünce uzayda daha az yer kaplandığına dair yaygın inanışın temsili sofistike hareketlerle yan tarafıma geçen bu adam bir amcaydı ve götü koltuğa kavuşur kavuşmaz bana dönüp bir şeyler anlatmaya başladı. “Her türlü iletişime kapalıyım” mesajı vermek için elimde tuttuğum kalkan niteliğindeki kitap, amcanın hiç sikinde değildi. Kısa bir girizgahtan sonra, “Alacaklılarımdan alacaklarımı alabilsem alacaklarımı alıcam ama alamıyorum ki” gibisinden bir cümle kurdu. Daha önce “almak” kökünden türetilen bu kadar çok kelimeyle aynı cümle içinde karşılaşmamıştım. Bunların “almak” kökünden geldiğine de emin değildim. Belki de amca böyle bir cümleyi hiç kurmamıştı. Ama kesin olan bir şey vardı, o da amcanın dertli olduğuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre önce, kendim üzerinde yapılan deneylerin de etkisiyle dert paratoneri olduğumu keşfetmiştim. Etrafımdaki insanlar, tanıdık olsun olmasın, çenelerini açar açmaz bütün sıkıntılarını üzerime boca ediyor ve her şeyi düzeltecek cümleler kurmamı bekliyorlardı. Elimde bir sihirli değnek tuttuğum izlenimini nasıl oluşturduğumu bilmiyordum. O dertleri topraklayacak bir mekanizmaya sahip değildim. Ve Allah biliyor ya, bir değneğim olsa o değneği alır…… Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amca, her yeni durakta paragraf başı yapıp başka bir alacaklısından bahsediyordu. Yol uzadıkça dolandırılma miktarı ve dolayısıyla dert artıyor, çare azalıyordu. Ben, nereye varacağını bilmediğim bu grafikteki koordinat düzlemiydim. X’ler ve Y’ler, ellerini kollarını sallaya sallaya yanımdan geçerken amcanın yüz ifadesi daha da dokunaklı bir hal alıyor, bu sebeple de inanmayacaksınız ama içim kıyılıyordu. Yaşlı ve çaresiz insanlara karşı oldum olası bir zaafım vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben amcacığımın anlattıklarına “hı-hı”, “tabi”, “hayat..” gibi gayet sikko tepkiler verirken amca birden Keynes’in tüketim teorisinden bahsetmeye başladı. Onca anlatılandan sonra kafamdaki vantilatör kayışının* yandığına karar verip hayal gördüğümü sandım. Çünkü kullandığı terimler bir amca için fazla bilimseldi. Ama amcam konuşmasını makro ve mikro iktisat politikalarıyla taçlandırıp Say Kanunu’yla iyi bir orta yaptıktan sonra Kardinal Fayda ile topu ağlara gönderince “nasıl bir senaryonun ortasına düştüm lan” diye endişelenmeye başladım. Az önceki dertli amca gitmiş, yerine adeta bir ekonomi gurusu gelmişti. Bu arada civardaki birkaç yolcu sık sık bize bakıp aralarında fısıldaşıyorlardı. Amca, onlara da acayip görünüyor olmalıydı. Neyse ki birkaç durak sonra tüm bu saçmalıktan kurtulacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kızım kayar mısın?” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüse yeni binmiş bir teyzeydi bu. Bana diyor olamazdı. Arkama baktım. Arkama da diyor olamazdı çünkü oradaki koltuklar da doluydu. Kadın bakışlarını üstüme saplayıp “kaysana oturucam!” diye sert yaptı. Aklım yerinden çıkmak üzereydi. Yanımda bir amca olduğunu görmüyor muydu? Yoksa görmüyor muydu? Lan yoksa yanımda kimse yok muydu!!! İçimden olduğunu sandığım ama dışıma da taştığını anladığım koca bir “hassiktiiir” çektim. Demek kaderde şizoya bağlamak da vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladığım kadarıyla asabi teyzenin yakını olan başka bir teyze kadının koluna girip onu başka bir yere oturttu ama benim için onların rolü bitmişti zaten. Ben yanımdaki amcaya dehşetengiz gözlerle bakıyor ve onun yokluğuna kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Onca boş yer varken yanıma oturmasından işi uyanmasam da iktisat miktisat işlerine girince onun gerçek olmadığını anlamalıydım. İyi de hayal arkadaşım niye bir amcaydı ve nasıl bu kadar bilmediğim şeylerden bahsedebiliyordu ve yani aslında ben bunları nerden biliyordum? Bekleme salonu televizyonlarında açık kalan ekonomi kanallarından fark etmeden mi öğrenmiştim bunları acaba? Ne biçim amına koduğumunun bilinçaltıydı lan bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni akıl hastalığımı hazmetmem kolay olmayacaktı ve ben artık bir an önce evime varmak istiyordum. İnmem gerekenden bir durak evvel kalktım ve kapıya yöneldim. Belki biraz yürümek bana iyi gelirdi. Böylelikle durumu daha iyi değerlendirebilirdim. Amcam arkamdan “memnun oldum kızım” diye seslendi. Dışımdan bir cevap vererek fısıldaşanlara kendimi daha fazla rezil etmek istemedim ama içimden “seni bulacağm olum” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam kapıdan inerken asabi teyzenin yakını olan teyze omzumdan tutup “kusura bakma evladım, ablamın sinirleri bozuk bu ara, bazen böyle saçmalıyor işte, o yanınızdaki adama da çok ayıp oldu ama hoş görün artık” diyerek özürler diledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir süre toplu taşıma araçlarına binmemeye karar verdim.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6945767111135808073?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6945767111135808073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6945767111135808073&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6945767111135808073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6945767111135808073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/11/oto-bus.html' title='Oto-büs!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8231085493980066991</id><published>2009-11-04T00:07:00.004+02:00</published><updated>2009-11-04T10:10:58.331+02:00</updated><title type='text'>Âsâb-ı Mesel!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bir gün bir cinayet işleyeceksem bunun yağmurlu bir havada gerçekleşeceğine emindim artık. Önümüzdeki 3 yıl boyunca, yanımda kuraklıktan bahsetmeye kalkanların ağzının tam ortasına bi tane geçirecek kadar çok rutubetli anıya sahiptim.  Üstelik ihmalkârdım. İhmalkârlığımın konuyla ilgisi ise hala açtırmadığım doğalgaz aboneliğiydi. Doğalgaza, abonesi olacak derecede fanatik duygular beslemiyordum. Ancak sürekli beni takip ederek her akşam evime gelen donmuş götüm benimle aynı fikirde değildi ve karnıma gönderdiği sinyallere bakılacak olursa, tuvalette sürrealist çalışmalara imza atmam an meselesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İgdaş’a gidip bu meseleyi halletmek üzere işten erken çıktım ve iç organlarıma kadar ıslandıktan sonra bir taksi buldum. Hedefi söylediğimde şoförün suratı asıldı. Belli ki onu tatmin edecek bir mesafe değildi. Böyle havalarda, “Trablusgarp’a çek abi” deseniz bile memnun olmazdı bu ipneler. İçimde yağmur suyuyla beslediğim bir çaçaron olduğundan habersiz şoför, agresif vites hareketleriyle kendince trip atıyor ve aklınca bana bir ders veriyordu. Tam o tuttuğu vites koluna uygun gördüğüm yerlerini seviyeli bir şekilde izah etmeye hazırlandığım esnada bir arkadaşım aradı ve bana, taze ayrıldığı sevgilisiyle yaşadığı tüm hatıralarını depolayabileceği bir harddisk muamelesi yapmaya başladı. Öyle ki o anda ölsem, aşk hayatları bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçecek kadar duruma vakıf olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, tüm tahammülsüzlüğüme rağmen kırmak istemediğim arkadaşımı dinlerken, alçak şoför el-kol hareketleriyle trafiği bahane ettiğini belli ederek dandik bir sokağa saptı. Anladığım kadarıyla o sokak ebesinin amına çıkıyordu zira daha önce buraları hiç görmemiştim. Bir İstanbul klasiği olan taksici kazıklamasına maruz kalıyor ancak kulağıma tümör tohumları eken arkadaşımın 4 çekerli çenesinden fırsat bulup duruma müdahale edemiyordum. Çaresiz, telefon konuşmamın bitmesini bekleyecektim. Ama bu sefer bir değişiklik yapıp herifle kavga etmek yerine, inerken, didaktik öğeleri ağır basan bir konuşma yapmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedi. Taksi şoförüne, 4 kişilik bir ailenin bir haftalık mutfak masrafını karşılayacak meblağı paşa paşa teslim ederken de, İgdaş’ın kapısından girerken de o konuşma bitmedi. Neyse ki şarjım bitti. Bu sayede içime girdiğinden beri ayakta bekleyen sinirime oturacak bir yer gösterdim. Biraz zaman ikimize de iyi gelecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abonelik işlemlerinin yapıldığı kata çıkarken, kendimi sinirleri alınmış bir dana eti kadar pelte ve löpçük hissediyordum. Hatta sıra numarası alırken manasızca gülümsedim bile. Galiba aşırı yüklenmeden kafam güzel olmuştu. Ama o gülümseme, makineden çıkan kağıttaki rakamla yukarıdaki tabeladaki rakam arasındaki farkın 93 olduğunu idrak edene kadar sürdü. Tanrı benden hatırı sayılır bir cinnet geçirmemi bekliyor olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmayacaksınız, bekledim. Benden önceki tam 92 kişinin işlerini halledip kelebekler gibi süzülerek çıkmalarını bekledim. Birazdan ben de onlardan biri olacaktım. Bu sabır imtihanını atlamama ramak kalmıştı. Çok az kalmıştı. Başarmak üzereydim… İşte tam o anda, memurlardan biri mesai saatlerinin dolduğuna dair açıklama cümlesini bitirmeden yerimden fırladığım gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O arayı hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde bir memurun karşısında oturmuş evraklarımı uzatıyordum. Adamın bana karşı gösterdiği endişeli ve muazzam ilgi, az önce içimdeki Hayko Cepkin’i serbest bıraktığıma işaretti. Belki tam da bu yüzden, hiç de gönlüm olmayan bu aboneliğe ödemem gereken paranın 246 TL olduğunu söylemesi için başka bir memurun yardımına ihtiyaç duydu. “Oooohaaa”ydı. Gün yüzü görmemiş küfürlerimi adamların yüzüne yüzüne höykürmemek için hışımla evraklarımı alıp çıktım. Yeteri kadar olay çıkarmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binanın önünde çeşit çeşit taksi vardı ancak malum filmdeki hali ve dane dane benleriyle Robert De Niro yanaşıp “götürelim apla” dese bile taksiye binmem söz konusu değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yağmur yağarken verdiği refleks bellidir. Ya koşarsın, ya şemsiye açarsın, ya da bir saçak altına saklanırsın filan. Ben yürüdüm. Aheste aheste yürüdüm. Sonsuz bir umursamazlıkla yürüdüm. Çünkü artık daha fazla sinirlenemeyecek kadar sinirli, bir damla daha ıslanamayacak kadar ıslaktım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8231085493980066991?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8231085493980066991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8231085493980066991&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8231085493980066991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8231085493980066991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/11/asab-mesel.html' title='Âsâb-ı Mesel!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2937325053293498084</id><published>2009-10-28T00:27:00.005+02:00</published><updated>2009-10-28T18:44:35.591+02:00</updated><title type='text'>Paranoyak olmam, herhangi bir anlama gelmez!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;İçerde bir adam vardı ve ben bunu farkettiğimden beri yerimden kımıldayamıyordum. Bozuk pencere kilidini tamir etmeye bir türlü gelemeyen ustaya küfür etmekle başımdaki bu beladan kurtulmam mümkün değildi. Niyeti sadece hırsızlık bile olsa onunla karşılaştığım anda mutlaka bir delilik yapacaktı. Ki bu, en iyimser tahmindi. Mahalleli, daha yeni taşınmış olmama rağmen yalnız yaşayan, kendi halinde biri olduğumu biliyordu. Bu ecdadını siktiğim de herhalde eve girmeden önce bir zemin etüdü yapmıştırdı. Demek ki pis bir sapıktı bu. Irzıma, iffetime halel getirmek için eve girmişti. Bu arada halel de ne acayip kelimeydi lan. Daha önce hiç böyle düşünmemiştim.  Ancak şimdi kelime çağrıştırmakla kaybedecek zamanım yoktu. Acil bir çıkar yol bulmalıydım. İçerdeki hayvan, burnuna dayadığı donlarımla töbe yarabbim şeylerini kurcalaya kurcalaya yanıma gelip beni tenhalara kıstırmadan önce, zekice bir plan yapıp kaçmalı ve hatta adamı kıskıvrak yakalatmalıydım. Ama bu hikayeden sıkıldım ve bugün bir arkadaşım sayesinde gördüğüm yeni bir imaja bürünmüş İzzet Yıldızhan korkunçluğunda tasarladığım bu karakteri, kafamın içindeki başka bir öykünün senaryosunu ezberlemesi için, yine kafamın içindeki figüranlar kahvesine gönderdim. Çaylar bendendi.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2937325053293498084?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2937325053293498084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2937325053293498084&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2937325053293498084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2937325053293498084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/10/paranoyak-olmam-herhangi-bir-anlama.html' title='Paranoyak olmam, herhangi bir anlama gelmez!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1915142834082895344</id><published>2009-10-14T00:05:00.012+03:00</published><updated>2009-10-14T13:41:11.854+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgilim beni sıkma ben okuma bilirim'/><title type='text'>Her ses haddini bilecek!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;İçimden bir ses yazmam gerektiğini, yazmak için bundan ideal zaman bulamayacağımı, boş boş oturmakla bir yere varamayacağımı söylüyordu. Hiç kulak asmayıp yeni bağlattığım kablo tv kanalları arasında matematiksel bir döngü kurarak hareket etmeye devam ettim.  Sıkıntıdan uydurduğum bir oyundu bu. Randomize seçtiğim kanallardan birindeki son cümleyi, bir diğerindeki ilk cümleye bağlayarak, dünyanın en lüzumsuz ve saçma kolajını yapıyordum. Beynim bir bok yiyordu ama ben henüz bunun nedenleri ve sonuçları üzerinde düşünme zahmetine girmiyordum. Yoksa yalnız yaşamak öyle çok süper şahane bir şey değil miydi lan? Göz göre göre delirecek miydim? Tanrı aşkına dostum bu harika olurdu. Ama yok, delirecek adam bunları düşünmez, öpecek olan yanak koordinatları istemezdi. Bunlar hep bilimsel gerçeklerdi. İçimdeki ses, "siktirtme lan biliminin yollarını, otur yaz işte" diye sert yaptı. "Hey dostum sakin ol" dedim. Oldu. Nihayetinde ikna kabiliyeti kuvvetli biriydim. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır sözündeki pornografik çağrışımı ilk kez farketmem de aşağı yukarı aynı ana denk geldi. Ohaydı. Kimi atalarımız gerçekten çok sapıktı lan. "Böyle bir kavme edebiyat yapmak istemiyorum" şeklinde bir artizlik yaptım. İçimdeki ses, alaycı Suzan Avcı kahkahaları atarak beni aşağıladı. Porselen dişlerinin arasından "Sen kim edebiyat yapmak kim lan zaten dingil!" demesi beni biraz demoralize ettiyse de hanfendiliğime bok sürmeyerek kendisini ciddiyete davet ettim. Gelmedi. İkna kabiliyetim de bir yere kadardı. Bu arada içimdeki sesin dişlerinin olmasını neye yoracağımı bilmiyordum. Çok korkunçtu. Bir çıkış yolu bulmalı, kendisini yerin dibine, itin götüne ve başka bir takım deliklere sokmalı, o dişleri eline vermeliydim. Lanet olsun dostum çok sinirlenmiştim. Hemen, yeni yazmaya başladığım polisiye romanımın ilk iki satırını gösterdim. Bunu göstererek ona gününü de göstermeyi planlamıştım. İçimdeki sesi "göstermek" parantezine alıp bir süre çenesini kapamak ve kolaj oyunuma devam etmek istiyordum. Ama o bunun yerine şu anda dilimin ucuna kadar gelip de ismini hatırlayamadığım başka bir Yeşilçam kötü kadını kahkahası koyvermeyi seçti. Buradan çıkarabileceğim tek bir sonuç vardı: Demek ki içimdeki ses bir kadına aitti. Vay anasınıydı. Şimdi taşlar yerine oturuyordu işte. Hayatım boyunca bu gizi çözmeye çalışmış, ancak hep yanlış yerlerde dolaşmıştım. Demek... Ya saçmalamayın. Ciddi ciddi sırrın burada olduğunu düşünüyorsunuz siz de ulan sayın okurlar, pes yani. Bunda şaşılacak ne var! Ben kadın bir insan olduğuma göre içimde bir Murtaza abi besleyecek değilim herhalde. Tamam sesim biraz borusan olabilir ama o kadar da değil yani. Bak yine konudan uzaklaştırdınız beni, girmesenize lan araya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim. İçimdeki ses polisiye romanımın ilk ve son iki satırını gördükten sonra abdesti bozulana kadar güldü. Hassiktir. İçimdeki ses dininde imanında porselen dişli bir kötü kadına dönüşmüştü. Ne acayip bir bileşimdi lan bu? "Siktiminin heterojeni, ne gülüyosun lan!" diye asabi bir çıkış yaptım. Asabi çıkışlarda üstüme tanımazdım zaten. Üniversitedeyken komikçi arkadaşlarım, bir yılbaşı müsameresinde, sikko sikko boyadıkları bir Pringles kutusunu "yılın en iyi asabi çıkışı" ödülü olarak bana layık görmüşlerdi. Hayattaki en muazzam başarımın bu olması biraz acıklı tabi.. Neyse neyse. İçimdeki ses akıllı olsundu lağğğn!! Süper bir roman yazmıştım işte. En taşaklı yayınevlerinden biri bu yapıtımı sarsıcı, olağanüstü ve son derece eleştirel ve hatta ironik bulacak, ilk sayfada ilk cümlem, son sayfada son cümlem olacak şekilde dizgiye verecek ve ülkenin hatırı sayılır entellerinden birine arka kapak yazdıracaktı. Kurgu muhteşemdi. Başını ve sonunu tayinden aciz olduğumuz ömrümüzün boşluklarını nasıl kendimiz dolduruyorsak, romanın boşluklarını da okuyucu dolduracaktı. Ve bu boşluğu doldurdukları için artık onlar da birer yazar olacaktı. Vatanımı milletimi de düşünüyordum yani. Gül gibi istihdam alanı yaratacak, muasır medeniyetler seviyesine  kombine bilet ayarlayacaktım. Kurduğum bu algoritmayı anlatırken içimdeki sesin gülmekten gözlerinden yaş gelmesi bile beni bu haklı mücadelemden vazgeçirmeye yetmedi. Ama osurması yetti. Osurdu lan. Resmen gülerken osurdu. Bu kadarına katlanamazdım artık. Kendisine; görgü kuralları, benim için küçük ama insanlık için büyük adımlar, Aynştayn için "okumaz bu çocuk, gidin buna mahalleden bir karı bulup evlendirin" diyen öğretmen, Timuçin Esen'in maruz kaldığı magazin terörü ve küçük baş hayvanları kızıştırma zamanı hakkında, Ezel'deki Tuncel Kurtiz nasihatleri tadında bir nutuk çektim. Çok duygulandı. Elimi ayağımı öpmeye kalktı ama yüz vermedim. Aklını başına toplaması için onu bir süreliğine 12 parmak bağırsağıma hücre hapsine gönderdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir sessizlik oldu. Kablo tv kanalları arasında fink atmaya devam ettim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1915142834082895344?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1915142834082895344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1915142834082895344&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1915142834082895344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1915142834082895344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/10/her-ses-haddini-bilecek.html' title='Her ses haddini bilecek!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8459193298391844851</id><published>2009-10-08T13:05:00.004+03:00</published><updated>2009-10-28T18:48:31.977+02:00</updated><title type='text'>Kabarabilirsin Kel Fatma!</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Buna inan! İnanmak başarmanın yarısıdır. İstersen her şeyi yapabilecek güç var sende. Mutluluğu uzaklarda arama. Mutluluk kanatlarında. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Öncelikle kendini sevmeyi öğrenmelisin. Sabah uyandığında aynaya bakıp gülümse mesela. Kendine kocaman bir günaydın de. Sonra bahçeye çık ve doğayı selamla. Yaydığın pozitif enerji mutlaka sana geri dönecektir. Hayatını güzelleştirmeye önce kendinden, sonra da kümesinden başla.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Elbette yürüdüğün bu kutlu yolda seni yıldırmaya çalışanlar, annen güzel sen çirkin diyenler çıkacaktır. Ama sakın pes etme!! &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Zira kabarabilirsin Kel Fatma!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bak canım okur. Ben bu kişisel gelişim siki işlerine gerçekten çok uyuz oluyorum. Bunları okuyup da bir reçeteymiş gibicesine uygulayan insanlardan itinayla tiksiniyorum. Kendisini sevenlere katlanamıyorum. İnsan olan kendisini sever mi lan! Tamam, atsan atılmaz satsan satılmaz bi şeydir sonuçta insanın kendisi. Çiğ sütü de dayamış analarımız ağzımıza. Ama birlikte yaşamaya alışırsın en fazla, ötesi yok. Kötü bir evlilik gibi düşün. Karşıma bunlarla çıkma, okur mokur demem ağzını burnunu kırarım. Tersim pistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaa bak hemen suratını astı orda biri. Yok lan yok sana demedim. Kullanılmayan organlar küçülür tezinin ispatı bi takım arkadaşlarım var da ondan dellendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse şeyapmiyim daha fazla. Dediklerimi unutmayın. Öpüyorum nöronlarınızı. Canlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laaağn!&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8459193298391844851?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8459193298391844851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8459193298391844851&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8459193298391844851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8459193298391844851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/10/kabarabilirsin-kel-fatma.html' title='Kabarabilirsin Kel Fatma!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-8684407339828645541</id><published>2009-10-06T01:55:00.001+03:00</published><updated>2009-10-06T01:55:49.666+03:00</updated><title type='text'>Münferit Telkin!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Koşma. Dur. Sakin ol!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçan bir şey yok. Başka bir hayat yok. Maruz kalacaksın. Taarruzun sonu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklara çık. Çocukların yüzüne bak. Yaşlıların yüzüne bak. Onlardan büyük milli eğitim bakanlığı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemseme.  Unutmaman gereken çok az şey var. Geçmiş geçti. Bugün geçiyor. Yarın geçecek. Zamanın sonu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahil olma. Üstünde durma. Çok soru sorma. Sorularının cevabı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseye kızma. Kimseyi üzme. Kimseye değme. İki kişinin sığacağı herhangi bir ömür yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acziyetini bil. Kendini bil. Haddini bil. Bilmekten usanma. Oku. Sayfalara sıkışma. Ağacı oku. Toprağı oku. Suya bak. Göğe bak. Dinle. Anla. Dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşma. Dur. Sakin ol!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O taş ordaysa ordadır. Değiştirecek kudretin yok. Elinden gelen bir şey yok. Hiçbir dilde izahı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevazı olma. Ukalalık yapma. Herkes kadarsın. Değişik bir şey yok. Mertebe atlamanın gereği yok. Mesela şimdi, dünyanın herhangi bir yerinde ölen herhangi bir osuruk böceği için farkeden bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabıta sadece akıl ve yürek arasında. Başka yollar aramanın lüzumu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşma. Dur. Sakin ol. Sakin ol. Sakin ol...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-8684407339828645541?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/8684407339828645541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=8684407339828645541&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8684407339828645541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/8684407339828645541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/10/munferit-telkin.html' title='Münferit Telkin!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3713164337816328149</id><published>2009-09-26T19:37:00.006+03:00</published><updated>2009-09-27T02:38:25.600+03:00</updated><title type='text'>Faili Muhalif!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Sr5DduJn8eI/AAAAAAAAAKA/JicqjY2XUzA/s1600-h/antibssah.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 143px; height: 139px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Sr5DduJn8eI/AAAAAAAAAKA/JicqjY2XUzA/s320/antibssah.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385816382265356770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu "BSSAH" şeklindeki dandik büyük harf dizilimi, "bireysel silahlanma ve savunma hakkı" gibi bir denyoluğun kısaltmasıymış. Ben amblemin üstüne çarpı atan tarafta olmayı tercih edenlerdenim. Bunun birkaç nedeni var: Malum önce görsellik geliyor artık. Bu açıdan bakınca, Amerikan polis rozetleri ve Western film afişleri kırması bu amblemin çok özenti ve özensizce hazırlanmış olduğunu düşünüyorum. Alt metindeki göndermenin gönderildiği kıtaya zaten itinayla ifrit oluyorum. Ayrıca mevzunun içinde bir tabanca varken "vurucu" bir sloganlarının olmamasını da bu oluşumun içindeki herkesin beyinsizliğine bağlamakta güçlük çekmedim. Kafası çalışmayan adamlarla ne işim olur lan benim! Buradan da yakalayamadılar beni. Ve son olarak bireysel silahlanmaya tevellüdümden beri karşıyım. Bence toplu halde silahlanalım. Ahuahaha. Şaka lan. Rahmetli Çehov'a nazire yaptım. Filmin bir sahnesinde silahı gösteriyorsan o silah mutlaka patlar arkadaş!  İşte bu benim patladığım andır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirirken, bu elemanların bireysel mermilerine çizdiğim bir yol haritasını yayınlamak isterdim ama Paint'te yarattığım sanat eserlerini görmeye toplum henüz hazır değil. Şey diye düşünün işte, ateşlenen mermi, estetik bir manevrayla tabancayı tutan elin sahibinin göt nahiyesine doğru gidiyor. Güzergah bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öpüyorum mıncırıklarınızı. Canlarım. Lağğğğn!&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3713164337816328149?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3713164337816328149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3713164337816328149&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3713164337816328149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3713164337816328149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/09/faili-muhalif.html' title='Faili Muhalif!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Sr5DduJn8eI/AAAAAAAAAKA/JicqjY2XUzA/s72-c/antibssah.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-1417276549962983419</id><published>2009-09-21T00:27:00.007+03:00</published><updated>2009-09-22T23:01:51.293+03:00</updated><title type='text'>Gölge 2 Buçuk</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Erken kalkmalıydı. Niye erken kalkması gerektiğini hatırlayamıyordu ama erken kalkması gerektiğini biliyordu bir biçimde. Saat kaçtı? Koluna baktı. Birkaç gün önce bir sinir şenliği esnasında kırdığı saatinin boşluğunu gördü kolunda. Umursamadı. Zaman mühim değildi. Yattığı yerden doğruldu. Bir bardak su içti. Bir sigara yaktı. Hiçbir şey düşünmüyordu. Boş boş odaya baktı biraz. Sigarasını söndürdü. Üstüne bir şeyler giydi. Bahçeye çıktı. Bir bağ makası ve bir çapa, arkadaki kulubenin hemen yanındaydı . Onları aldı. Bahçedeki her çiçekten birer kök çıkardı. Birkaç da ağaç fidanı... Malzemelerini bir kovanın içine doldurdu. Çapa kovaya sığmadı, onu eline aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümeye başladı. Yolda ne bir insan, ne bir ağaç, ne bir ev, ne bir araç.. Görmedi. Onun için sadece yol vardı. Ve nasılsa her hâlükârda onu durduracaktı. Yürüdü. Hiçbir ses duymadı yol boyu. Yürüdü. Ayağı bir toprak yükseltiye çarpınca durdu. Durması gereken yer burası olmalıydı. Kovasını yere bıraktı. Hırkasını çıkarıp işe koyuldu. Çapayı ilk kaldırışında, karşıdaki ağacın dibinde oturan çocukla göz göze geldi. Çocuk aceleyle gözlerini çevirdi. Bundan rahatsızlık duydu. Çapayı toprağa vurdu. Şu meyve vermeyen ağaçların isimlerini hep karıştırıyordu. Bi tanesini tam da buraya dikmeliydi. Acaba bu mevsimde dikse tutar mıydı? Bilmiyordu. Tutsun istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yan tarafa geçti. Bunlar nergisti. Şu köşe iyiydi. Tam istediği yere dikti. Bu onu gülümsetmişti. Düşünmeden çocuğun olduğu tarafa doğru baktı. Çocuk, sıkıca kapadığı avuçlarına öfkeyle bakıyor ve kımıldamıyordu. Tedirgin oldu. Görmezden gelmeye çalışarak zambaklar için toprağı eşelemeye başladı. Bir solucan çıktı. Solucandan korkar mıydı? Hatırlayamadı. Korkmamaya karar verdi. Devam etti. Zambaklar biraz hırpalanmıştı. Onların tutmama ihtimalini düşündü. Bundan korkmaya karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ismini ezberleyemeyip de kendince "lamba çiçeği" adını taktığı fidelere geldi sıra. Bunlar sarı açardı. Şöyle her yere serpiştirse güzel görünür diye düşündü. Elleri çamur içindeydi. Ayak sesleri duydu. Çocuğun olduğu tarafa doğru baktı hemen. Hâlâ ağacın dibindeydi. Onun orada olmasından garip bir mutluluk duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filbahri çiçeğini düşündü. Kelimenin tonlaması masal gibiydi. Ama ilkokulda şişman olduğu için kendisine fil lâkâbı takılan bir Bahri'ye ait olduğu da düşünülebilirdi. Bu düşünce onu çok eğlendirdi. Güller ve akşam sefaları da o köşeye çok yakışmıştı. Bir övgü bakışı alabilmek umuduyla çocuğun olduğu yöne baktı. Sırtını dönmüştü çocuk. Başına kapişonunu geçirdiğine göre hava soğumuş olmalıydı. Hırkasını giydi tekrar. Son çiçekleri dikmeye hazırlanıyordu ki yağmur başladı. Yağmuru sevmediğini hatırladı. Ama üstünde durmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmaya başlamış, kovada hiç çiçek kalmamıştı. Sırılsıklamdı. İlerideki çeşmeden kovaya su doldurdu. Bu "can suyu"ydu. 'Yağmur bunun yerine geçmez, hem o dua etmeyi de bilmez.. ' Bu sözü kim söylemişti? Hem sahi kendisi bilir miydi dua etmeyi? Hatırlayamadı. Her damlayı sadece "Amin" diyerek döktü toprağa. Bazen bu en güzel duaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar duydu ayak seslerini. Ve sonra bir ses;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kızım, kim yatıyor orada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı bir kadındı. Yüzünde asılı kalmış yaşları gördü önce. Elinde şömiz ciltli, altın varaklı bir kitap vardı. Kitabı tanıdı. Bu Kitab-ı Azam'dı.. Kadın seslendi tekrar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yavrum, neyin oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kim teyze?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O çiçek diktiğin mezardaki işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının gösterdiği yere baktı. Ektiği çiçeklere baktı. Servi ağacına baktı. Uzun uzun baktı. Sanki her şey az önce olmuş gibi baktı. Ve dudaklarından cılız bir kelime döküldü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Babam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başın sağolsun" dedi kadın. Başını yokladı. Başı sağdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıdaki ağacın dibinde oturan çocuk ayağa kalktı. Avuçlarından birkaç bayram şekeri döküldü. Mezarların arasında gözden kayboldu.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-1417276549962983419?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/1417276549962983419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=1417276549962983419&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1417276549962983419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/1417276549962983419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/09/golge-2-bucuk.html' title='Gölge 2 Buçuk'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3763017021861242189</id><published>2009-09-08T01:50:00.001+03:00</published><updated>2009-09-08T01:55:05.902+03:00</updated><title type='text'>Aleni İntihal</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;"Hiçbir işe yaramam ben. Bunun için de sağ kalmama müsaade ediliyor herhalde. Ben işe yaramasını bilmem. Ben, insanın karşısında oturmasını bilirim. Bazen anlayışlı bir görünüşle susmasını bilirim. Bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiğim zamanlarda, bir şeyler yapıyormuş gibi yapmasını bilirim. Mevzu ne olursa olsun sonunda kendimden bahsetmeden kendimi methetmesini bilirim. İyi ve güzel insanlar, kendileri ve başkaları için hayatlarının bir manası olan insanlar ölürken sağ kalmasını bilirim. Ve bütün bunları başkalarından biraz daha iyi ifade etmesini bilirim. Şimdi yaptığım gibi…."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı işini sevmiyorum ama bu burada dursun her daim çünkü mühim. Nereden alıntı olduğunu bulmak da sizin işiniz olsun zira ben buradayım, sen neredesin sevgili okur?&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3763017021861242189?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3763017021861242189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3763017021861242189&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3763017021861242189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3763017021861242189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/09/aleni-intihal.html' title='Aleni İntihal'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3965255061094950811</id><published>2009-09-07T22:55:00.009+03:00</published><updated>2009-09-10T03:58:56.677+03:00</updated><title type='text'>Gölge II</title><content type='html'>&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Son kez evde olup olmadığımı kontrol ettim.&lt;br /&gt;Evdeydim.&lt;br /&gt;Arkamdan sessizce kapıyı çektim.&lt;br /&gt;İçime 2 litre bol mineralli su serptim.&lt;br /&gt;Koridorda ilerledim. Dile gittim. Dilsiz geldim.&lt;br /&gt;“Çürümenin Kitabı”ndaki çürük portakallar gibiydim.&lt;br /&gt;Portakal ağacını kökünden kestim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir kat içeri çıktım.&lt;br /&gt;Hayat denilen kısır inekten umut sağdım.&lt;br /&gt;Kızarmaya yüz tutmuş yapraklarımdan sarma sardım.&lt;br /&gt;Ucuz numaraların hepsine inanıyormuş gibi yaptım.&lt;br /&gt;Şahidinden satılık birkaç cinayet aldım. Hiçbirini kullanmadım!&lt;br /&gt;1. dereceden hasta yanığıydım.&lt;br /&gt;Ateşi düştüğü yerden kaldıramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gecenin Sonuna Yolculuk”taydım.&lt;br /&gt;Eski sevgilime uğradım. Yüzüne şöyle bir baktım.&lt;br /&gt;Vay anasını lan! Ben unutulacak kadın mıydım!&lt;br /&gt;Ömrümün 6 yılını bir kayık tabağa doğrayıp sinirle çıktım. Kaldırıma bi tekme attım.&lt;br /&gt;Ayakkabımın birini olay mahallinde bıraktım.&lt;br /&gt;Diğerinin derisini Türk Hava Kurumuna bağışladım.&lt;br /&gt;Artık yalınayaktım.&lt;br /&gt;Ve ben de bundan sonra hatırı sayılır bir alçak olacaktım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piedra ırmağının kıyısında oturdum. Ağlamadım.&lt;br /&gt;Olan biten her şey için tek kişilik törenle hayıflandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tepeye çıktım. Sigaramı yakıp dünyaya baktım.&lt;br /&gt;Uçakları izledim. Otobüsleri izledim. Gemileri izledim.&lt;br /&gt;Gidenleri izledim…&lt;br /&gt;Dönenleri görmedim!&lt;br /&gt;Kendimi izledim.&lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan öğrendiğim her şeye lanet ettim.&lt;br /&gt;Mutluluğun resminin içine sızmaya çalışan tecrübesiz bir mülteciydim.&lt;br /&gt;Beceremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine başladığım noktadaydım. Işıkları yaktım. Kapıyı çaldım. Tam karşımdaydım.&lt;br /&gt;Beni gördüğüme sevinmedim.&lt;br /&gt;Bir şey söylemesine izin vermedim.&lt;br /&gt;Aklımdaki metal soğukluğunu elimde de hissettim.&lt;br /&gt;Kararımı vermiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok şey gördüm, beni yüzüstü gömün!” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetiği çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SqVmiBJoL1I/AAAAAAAAAJg/DxSGQbhiYWU/s1600-h/sem1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SqVmiBJoL1I/AAAAAAAAAJg/DxSGQbhiYWU/s320/sem1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378818064574328658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanepedeydim.&lt;br /&gt;Kalbime boncuklu bir kılıf işledim.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Meraklısı için &lt;a href="http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/golge.html"&gt;Gölge!&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3965255061094950811?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3965255061094950811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3965255061094950811&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3965255061094950811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3965255061094950811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/09/golge-ii.html' title='Gölge II'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SqVmiBJoL1I/AAAAAAAAAJg/DxSGQbhiYWU/s72-c/sem1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4834059421652824958</id><published>2009-08-24T05:22:00.006+03:00</published><updated>2009-08-30T18:08:25.238+03:00</updated><title type='text'>Tımarhane Notları #7</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Doktor beni kesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden 7 trakeostomi kanülü, 1 solunum cihazı, 1 tekerlekli sandalye, işe yaramış kalp masajları, işe yaramamış ameliyatlar, bir parça beyin, 1 baba, 1 kardeş ve birkaç kullanılmamış intihar girişimi çıkardı. Kendimi hafiflemiş hissediyordum. Yer çekimi kanununa inanmamak için haklı gerekçelerim vardı zira yer beni o derece çekmiyordu artık. Doktor bu rahatlamanın geçici olduğunu, anestezinin etkisi geçince işlerin tekrar sarpa saracağını söyledi. Haklıydı. Çünkü tam 1 yıldır hergün aynı şey oluyordu. Yıl dönmüştü ancak onun dışındaki hiçbir şey dönmemişti. Zamanın yatay değil dikey bir eksende hareket ettiğini ispatlayabilir, teorinin amına koyabilirdim. Neyse ki halim yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli Hipokrat, her derdin devasını bulup da söylememeye yemin eden orospu çocuğunun tekiydi nazarımda.  Yüzlerce yıldır bütün doktorlara da aynı yemini ettiriyordu. Bunu keşfettiğim günden sonra tababet benim için bitmişti artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor; maneviyatımda bir takım eksiklikler olduğu için taşların yerine oturmadığına, belki uzun bir seyahatin bana iyi geleceğine, hem o ara gerçeği de bulabileceğime dair bir şeyler söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben gerçeği bulmaya değil unutmaya çalışıyorum" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutsuz yüz ifadesini çantasına itinayla yerleştirdikten sonra odadan çıktı. Neştersiz kestiği yerlerime kendi ellerimle overlok çekip radyoyu açtım. İçinde "uyan" kelimesi geçen bir ağıt bütün odayı kapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı."&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4834059421652824958?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4834059421652824958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4834059421652824958&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4834059421652824958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4834059421652824958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/tmarhane-notlar-7.html' title='Tımarhane Notları #7'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6794277954382276842</id><published>2009-08-15T05:29:00.015+03:00</published><updated>2009-08-15T12:57:47.806+03:00</updated><title type='text'>Bana kaderimin bir oyunu mu bu?</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Uzun zamandır uzun yol yapmamıştı. Kış boyu "nerde kaldı lan bu, başına bi şey gelmiş olmasın" diye endişeyle beklediği gül gibi yaz günlerini, aile evinde, balkondan kirpilerin çiftleşmesini izleyerek, her seferinde "bırakıcam bu namussuzu" diye diye sigara içerek ve götü başı göz alabildiğine yayarak geçiriyordu. Aslında bu ayar iyiydi. Ama bir arkadaşı kendisini arayıp da "yoldayım, geliyorum, gidiyoruz" dediğinde itiraz etmedi. Zira "veni-vidi-vici"nin yandan yemişi kıvamındaki telekomünikasyon harikası bu tek yönlü konuşma, artık hareket vaktinin geldiğinin habercisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız, sırt çantasına tatil için gerekli olabilecek eşyalardan eser miktarda tıkıştırıp beklemeye başladı. Bu arada yazar da hiç fena değildi yalnız. "Sırt çantası" diyerek kahramanımızı satır arasından bohemin önde gideni yapmıştı. Ama mevzunun bu kısmını uzatmasa iyi olurdu. Nihayetinde yola çıkma aşamasının bir atraksiyonu yoktu. Mühim olan yoldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye düşünmüş olsak da yolda da pek bir şey olmadı aslında. Arabayı Bolu'da bir kuaföre çekip arkadaşının ağda yaptırmasını beklemesi ve beklerken hasbelkader açtığı bagajda Şanzelize'ye hazırlıkmış gibicesine yerleştirilmiş koca valizi görmesi kahramanımız için bir travma niteliği taşıyordu zaten. Yazar bunlardan hiç bahsetmese daha iyi olurdu. Bunun dışında, atıştırmak için ıvır zıvır bir şeyler almak üzere girdikleri bir dükkanın ilk müşterileri olmaları hasebiyle 41 pare top atışıyla karşılanmaları ve yerel gazete için boy boy fotoğraf çektirmek zorunda kalmaları, ayrıca dükkanın bereket mevlidine katılmalarının icap etmesi ve ellerine tutuşturulan türlü çeşit açılış kurabiyesiyle beraber şenliklerle uğurlanmaları da atlatılabilecek gibi durmuyordu. Öyle ki, yol boyu olayın saçmalığı yüzünden konuşamadılar ve bütün bu olanları unutmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız, kulağı buradan göstermek varken teee şuradan göstermenin manasızlığı üzerine düşünürken Ankara'ya varmışlardı bile. Rahmetli Pisagor, Hipotenüsü es geçerek İstanbul'dan kalkıp Antalya'ya gitmek için seçilen bu güzergahı görse göz yaşları içerisinde kalırdı. O değil de bu insanlar ne zaman Afyon'a varacaklardı? Vejetaryenler rahman ve rahim olan Afyon sucuğu gerçeğini nasıl inkar edebiliyorlardı? Bunların hepsi merak edilen konulardı ve muhtemelen bu yazı içerisinde cevap bulamayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorlu bir yolculuk sonunda Antalya'ya varıldı ve bahsi geçen tatil yapıldı. Yazarımız tembelin teki olmasa o kısımları da anlatırdı muhakkak. Ama bence onun aklında başka bir şey vardı ve esas meseleye bir an önce gelebilmek için yanıp tutuşmaktaydı. Heves ediyordu işte garibim, n'apsındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız ve hendese öğrenmemekte ısrar eden arkadaşı dönüşte tekrar Ankara'ya uğradı. Bu arada yazarın, geometriye hendese diyerek artistlik yaptığı da dikkatli okurun gözünden kaçmadı.  Neyse işte bunlar Ankara'da birkaç saat vakit geçirmeye karar verdi. Ne de olsa ikisinin de öğrencilik yılları burada geçmişti. Kişisel hatıralarının peşlerinden gitmek üzere bir süreliğine ayrıldılar. Kahramanımız, bu kısıtlı zamandaki tek tercih hakkını, yıllarının geçtiği Olgunlar Sokak'tan yana kullandı. Niyeti oralarda bir miktar nostalji yapmaktı. Ama nerdee... Gül gibi sokağın amına komuşlardı. Bunu görünce çok üzüldü desek olmaz, hüzünlendi desek kimse inanmaz... Elbette ki sinirlendi kahramanımız. Çünkü kendisi gerçekten çok asabi bir insandı. Kitapçı tezgahlarının arasında söylene söylene dolaşırken tanıdık bir ses duydu. O da nesiydi? Yoksa bu, kadim dostu Ali miydi lan? Vay anasınıydı. Demek hala buralardaydı. Hemen tükkanın önüne birer tabure atıp muhabbete koyuldular. Kendisi de zamanında bu tezgahta az kitap satmamıştı. Bayaa bi konuştular işte. Eski günleri yad ettiler. Çeşitli ipnelikler yaptılar. Çaydı oraletti derken gitme vakti geldi. Giderken günün hatırası olsun diye çok kıral arkadaşı Ali ona bir kitap hediye etti. Ah canım benimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız neşe içerisinde yol arkadaşıyla yeniden buluştu. Artık dönmek zamanıydı. Yaklaşık 400 km süren bu son ve zorlu etapta, arkadaşının bütün ısrarlarına rağmen arabayı kullanmayıp pencereden dışarı ayaklarını uzatarak hediye kitabını okudu. Çok hayvan bir insandı bu kahramanımız.  Hanfendilikten zerre nasibini almamıştı.&lt;br /&gt;Eve yaklaştıklarında artık kitabın sonuna gelmişti ama o da nesiydi? Kitabın en arka sayfasında oynanmış ama yatırılmamış bir Sayısal Loto kuponu vardı. Kitabın kahramanımızdan önceki sahibi kimbilir ne umutlarla doldurmuştu o kutucukları? Acaba hayaller el değiştirebilir miydi? Kader, trikotaj işinde kendini aşmak üzere miydi? Aşılan bunca yol ve çekilen onca eziyet sırf bu kupona ulaşabilmek için miydi? Yoksa olasılığın muhteşemliği yüzünden 5 dakkada mis gibi tatili harcayan yazar kolpacının teki miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklında bir takım yırtma planlarıyla nihayet aile evine, kutsal topraklara varmış gibi büyük bir sevinçle varan kahramanımız, aynı hafta o sayısal kuponunu yatırmayı da kafasına koymuştu. Şeytanın bacağını, feleğin çarkını ve daha nice belirtili isim tamlamasını kırmak üzere olduğunu düşünüyordu. Fakat gel gör ki bu kahramanımızın bi sikime sürülecek aklı yoktu ve kuponu yatırmayı unuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu farkettiği saatlerde, sayısal topları, dolambaçlı yollardan geçip Ziraat Bankası memuresi kılıklı bir TRT sunucusunun avuçlarına düşüyor olmalıydı. Hay sıçayımdı. Fırsat kırk yılda bir ayağına kadar gelmişti ama o bunu da kullanmayı becerememişti işte. Oysa ilerde toruna torbaya anlatacak ne güzel bir hikayesi olacaktı. Kazanan numaralara bakmaya götü yemiyordu. Beti benzi attı. Ama kaçınılmaz son geldi ve satırı çaldı cellat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri Milli Piyango'nun resmi web sitesine kilitlenmiş bir biçimde baktı bir süre boş boş. Bir süre de elindeki kupona baktı. Durumu idrak etmesi biraz zaman aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçmalama lan sayın okur. Elbette ki büyük ikramiye kahramanımızın elindeki kupona çıkmadı.&lt;br /&gt;Ama alternatif bir son istiyorsan şöyle diyebilirim; yazar ve kahramanımız aynı insandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6794277954382276842?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6794277954382276842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6794277954382276842&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6794277954382276842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6794277954382276842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/bana-kaderimin-bir-oyunu-mu-bu.html' title='Bana kaderimin bir oyunu mu bu?'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-858402423792669155</id><published>2009-08-11T04:02:00.010+03:00</published><updated>2009-09-15T03:45:21.980+03:00</updated><title type='text'>Böyleyken böyle</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Komik şeyler yapasım var. İçim karikatürlerle dolu. Daha önce niye yazıyormuşum bilmiyorum. Bundan sonra yazacak mıyım bilmiyorum. Çünkü her şey resimmiş bende. Aslında bunu hatırlıyor olmalıydım. İlkokula başladığımda,babama söylenen gerekçeyle anlatacak olursam,  okumayı ve yazmayı bildiğim ve sair şeylere de çok hızlı hakim olduğum için öğretmen en arka sıraya oturtup resim defterimi açıyor ve elime boyalar tutuşturuyordu. Sıkıldığımı anımsıyorum. Okul çok saçma ve gereksiz bir yerdi gözümde. Ki hala öyledir. Ama işte o gün bugündür de okullarla olan münasebetim bitmiyor ne yazık ki. İnsanoğlu olmak istemeyeceği yerde olmaya mahkum bir mahluk sanırım. Ya da normalde maraz arayacak kadar izansız. Oysa sana dayatılan normalin yerini değiştirdiğinde her şey bambaşka oluyor. Bu bilgiyi ömür boyu cebinde taşısan hiç sıkıntı kalmayacak aslında. Ama olmuyor işte. Geçmeyen bir memnuniyetsizliğe dönüyor her şey. Bunun ne kadar şımarıkça bir davranış olduğunuysa eşşeği kaybedince anlıyorsun. O zaman da tezeği avuçnan yemiş oluyorsun zaten. Misal şimdi geçen yıl tam da bugüne dönsem oohoooo, dünya on numara gezegen olur nazarımda. Ama geçen yıl tam da bugün bunu söylemek aklıma bile gelmezdi. Ya neyse yazı samanyolu tv'deki ibret hikayelerine dönmeden tornistan yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum işte resim. Resim yapmayı çok seviyordum.  Evin en çıkma odasının duvarına sulu boyalarla nebçim güzel resimler yapmıştım. Annem kızacak diye korka korka böyle. Annem gördüğünün ertesi günü elinde küçük bir kağıtla geldi. Yeteneğimi ondan almadığımın isbatı niteliğindeki değişik bir eskiz tekniğiyle, masa üstünde bir vazo ve sözlü ifadesinden anladığım kadarıyla rengarenk çiçekler çizmiş. Meğer uslanmaz bir natürmort düşkünüymüş kadın. Odanın tüm duvarlarını nebatatla doldurmak zorunda kalmıştım.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Sonra işte lisede verdiler bana gazı. Dahisin sen. Sayısal zekan çok kuvvetli. Resim de güzel bi şey ama onu hobi olarak da yapabilirsin filan.. Para konusu da açıldı tabi. E asiyiz ya sözde, "reşit olunca evden ayrılıcam kendi evimi tutucam para lazım olucak olum" diye kendimi de telkin ederek kişisel tarihimin tozlu yaprakları arasına gömdüm mis gibi kabiliyeti. Kabiliyetliydim tabi lan ne sandınız! Ama işte okuldu deneylerdi devrelerdi levyelerdi filan derken... Levyeler derken şey işte solcuydum ben böyle illegal hikayeler yani. Dövüşlü mövüşlü. Yok lan abarttım. Kız bi insanım sonuçta, şiddete karşı X kromozomu şeklinde bir kalkanım var nerdeyse her hemcinsim gibi. Oradaki "nerdeyse" nitelemesindeki göndermeyi gördün di mi sevgili okur. Yazı arasında adam örgütleyecek kıvamdayım lan şu anda kafam çok acayip. Tamam bokunu çıkarmayayım dur. Ben tabi resim yapmayı bıraktım. Çok siyasiyim artizler bildiğiniz gibi değil. Akşamları da rock barlar tabi. O zamanlar özentiliğimi sikecek ölçüde gelişmemiş kafa, kendimi bi bok sanıyorum yani. Sonra heykeltraş bi sevgilim oldu uzun yıllar. Onunla birlikte resim yapıyorduk bazen salak salak. Aklına birbirimize bakıp nü resimler yaptığımız gelen okurlar var ya, hah işte onlar insan değil. Ben şimdi tek tek isim vererek kendilerini burada teşhir etmek istemiyorum. Ama hepinizin IP'si kayıtlı olum. Ona göre yani. Bu arada heykeltraş sevgilime de buradan selamlar gönderiyorum. Canım benim ahuahau. Sikeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SoDQ4mdz7RI/AAAAAAAAAJY/KRLzuguTY_A/s1600-h/duvar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 306px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SoDQ4mdz7RI/AAAAAAAAAJY/KRLzuguTY_A/s320/duvar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368520426642468114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu da İstanbul'daki ilk evimin duvarına çizdiğim organizma&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Girişi gelişmeyi kazasız belasız atlatabildiysek sadede geliyorum. Geçenlerde şeyi farkettim. Kafamın içinde bütün kavramların tarif edemeyeceğim resimleri var. Şemalamışım onları böyle. Şematik dönemi geçememişim yani. Bi de dahi diye dravdan gazlamışlar beni. Olmadığım gerçeğiyle yüzleşeli çok oldu tabi orda sıkıntı yok da bu resim işi enteresan iş. Kafamın içindekileri boyalara dökebilirsem...&lt;br /&gt;Bazen öyle ben'im, öyle ben'im ki, bütün dünyayı avuçlarımda ufalayabilirim sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse birazdan geçer..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öpüyorum nöronlarınızı. Canlarım.&lt;br /&gt;Lağğn?&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-858402423792669155?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/858402423792669155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=858402423792669155&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/858402423792669155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/858402423792669155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/boyleyken-boyle.html' title='Böyleyken böyle'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/SoDQ4mdz7RI/AAAAAAAAAJY/KRLzuguTY_A/s72-c/duvar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3931548417146851243</id><published>2009-08-06T04:45:00.010+03:00</published><updated>2009-08-07T22:40:31.241+03:00</updated><title type='text'>Koma'dan bildiriyorum!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;Yani diyorum ki ne acayip dünya bu..&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;Bundan önce bir şey söyledim mi? Hatırlamıyorum. Başımı çok kötü çarptım, kask kırıldı. Kask benim başımda değildi. Kimin başındaydı? Tam çıkaramıyorum. Peki bu hikayenin en başı nasıldı?&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kaza ve ölüm vardı. Oğlu evet oğlu, 3 buçuk yaşındaydı. Eşi 24... Çok küçüktüler, çok hızlıydı o araba onlara çarparken evet. 10 yıl önceydi. İkisi birlikteydi. Günlerden Perşembeydi. Eylüldü..&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum, çok kötü çarptım başımı. Motorun içine binlerce beygir girmişti ve sakinleşmiyorlardı bir türlü. At olsa böyle yapmaz, beygir işte, laftan anlamadı. Durmadı bir türlü ah durmadı! Motoru ben kullanmıyordum. Kim kullanıyordu? Çıkaramıyorum şimdi. Bi de işin içinden çıkamadığımız zamanlar vardı, nasıldı?&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kaza ve ölüm vardı. Babası evet, gözünün önünde, günden güne... Beynini yedi tümör, alıp götürene kadar da doymadı. Çok güzel gülerdi, çok güzel bakardı. Biraz daha öyle gülse, biraz daha öyle baksa iyiydi ya, olmadı tabii, olamadı. 6 yıl önceydi. Günlerden Pazartesiydi. 9'du Eylül, 10 olmadı.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımı diyorum, çok kötü çarptım. Nefes alamadım bi süre. Şimdi alabiliyor muyum? Emin değilim. Sanırım bir takım cihazlar bağladılar yaşayabilmem için. Cihazları bana bağlamadılar. Kime bağladılar? Tam kestiremiyorum şimdi. Kesmek istediğim zamanlar olmuştu. Bileklerimi ve dileklerimi... Nasıldı?&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokça kaza ve ölüm vardı evet. Çok fazlaydı. Üşüşüyor hepsi kafama ama anlayamıyorum, ayıklayamıyorum şimdi bir türlü.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya...&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımı..&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 102);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kötü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Abimin, aklımın almadığı o kazayı yapışından kısa bir süre sonra, yoğun bakım günlerinde yazmıştım bu yazıyı. Muazzam bir anlayamamak hali. Nasıl olur? Sinan abinin kazasını kaç kere konuşmuştuk. "Gözü kapalı dönerdi o pisti" diyerek şaşkınlığını atamıyordu abim. Sinan Sofuoğlu fren kaçırmak gibi hayati bir hata yapmıştı. Bu hatayı yapacak türden bir yarışçı değildi o. Abim de değildi. Şampiyondu. Hem de pistlerdeki en fazla beygirli kategorinin, 1000 cc A klasmanının şampiyonuydu. Aynı hata. Aynı şigan. İsminde bile meymenet olmayan kara şigan. Düştü abim.. O gün bugündür de kalkmadı... "Fren kaçırmak" üzerine düşünmek için çok zamanım oldu yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma'nın ne demek olduğunu anlamak için zihnime attırmadığım takla kalmadı. Hiçbir müsekkinin ulaştıramayacağı nokta. Sonu görmek. Gitmekle kalmak arasında bir tercih hakkı tanınmış, "bu sonsuzlukta istediğin kadar kalabilirsin, sıkıldığında da gitmek ya da kalmak senin bileceğin iş" denmiş gibi. Yani bir tarafıyla Allah'ın kıyağı. Başıma gelse hiç üzülmeyeceğim, ama abimin başına geldiği için son derece üzgün olduğum bir hadise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;347 gündür o gülüşü tekrar görebilmek için gelmiş geçmiş tüm ilahlara dua ettim ben. Bazen hazinemdeki son kelimeye kadar unutmuşum gibi hissettim. Konuşamadım. Anlatamadım. En çok anlayamadım. Anlayamadıkça isyan ettim. Hedef kestiremedim.  Her şeye sitem ettim. Herkese küfrettim. Ağladım. Ağlayamadım. Ağlamamam gerekti. Ağlamak istemedim. Ağlamakla dindiremedim. Tövbe ettim. İnkar ettim. Kabul ettim. Israr ettim. Olmadı. Oldur dedim. Oldurmadı. Nefret ettim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece ilk kez güldü abim.. Tam olması gereken zamanda, kısacık bir anda güldü.. Bildiğim her şey üzerine yemin ederim ki güldü.. O gülüşü gördüm ben. İnsan çok sevinince n'apıyormuş unutmuşum. Sokağa çıkıp şuursuzca koştum biraz. Kahkahalarla ağlamak şeklindeki klişe tamlamanın ne anlama geldiğini gördüm. Her geçen gün daha da uzaklaşan bir kıyıya yanaşmak gibi.. Artık yaklaşmak gibi.. Olmaz denilen şey olacakmış gibi.. Hiçbir dilde karşılığı olmayan, söylemesi çok güzel bir kelime gibi... Yani kralı gelse anlatamaz bir acaib-ül vakıa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Snrhx7CwWVI/AAAAAAAAAI8/mbiz2Sbq7H8/s1600-h/abilerin+g%C3%BCzelii.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 180px; height: 261px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Snrhx7CwWVI/AAAAAAAAAI8/mbiz2Sbq7H8/s320/abilerin+g%C3%BCzelii.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366850153744456018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şindi ne yalan söyleyeyim Allah var ben Allah'a pek inanmam.&lt;br /&gt;Ama bu gece ilk defa defa sabah ezanı kulağıma hoş geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimde en ufak bir istihza olmadığını bilen , diyorum ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ulan kerata, yine gönlümü aldın.&lt;br /&gt;Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Amin.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3931548417146851243?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3931548417146851243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3931548417146851243&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3931548417146851243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3931548417146851243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/komadan-bildiriyorum.html' title='Koma&apos;dan bildiriyorum!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Snrhx7CwWVI/AAAAAAAAAI8/mbiz2Sbq7H8/s72-c/abilerin+g%C3%BCzelii.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-4881424919004577000</id><published>2009-08-05T20:39:00.003+03:00</published><updated>2009-08-05T21:01:28.264+03:00</updated><title type='text'>Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil...</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Tamam, bi daha yapmayacaktım. Kararlıydım. Tüm tedbirleri almıştım. Haplarımı hiç aksatmamıştım. Aklıma spiral bile taktırmıştım. Ben beceremiyorum deyip benim hayatımı yaşama işini ebeme bırakmıştım hatta. Ancak hâlihazırda kendisi sikilmiş bulunmaktadır ve bu satırlar onun anısına saygı mahiyetinde kaleme alınmıştır. Yaşlı kadının hâlini bi gör Allahım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum yapmamalıydım. Elime geçen tüm parayı son kuruşuna kadar keyfim için harcamalıydım. Hem zaten saçlarım da kırmızıydı. Onları almamalıydım. Taşınırken zorluk çıkaracaklarını düşünmeliydim. Kırmızı saçlarımın altında taşımaya çalışırken bile böylesine zorlanmamdan çıkarmalıydım bunu. Çıkaramadım. Ama yine de keşke hayat kitapta durduğu gibi dursaydı be Allahım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sobasız odalarda ders çalışırken ellerim üşüyordu lan benim! Bence siz atıyorsunuz. Böyle demiştim. Hocaya söylemiştim. Saçlarım kırmızıydı. Bir sürü osuruktan cümle kurduktan sonra anlattıkları hakkındaki fikrimi sormuştu. Yalan mı söyleseydim! Öyle dedim işte.“Bence siz atıyorsunuz.” Dersten attı beni. Atıyor yani. Haksız çıkmadım. Haklı ve kırmızı saçlıydım. Okulu uzattım. Oysa sobasız odalarda ders çalışırken ellerim üşüyordu lan benim! Neymiş? Bu da böyle bir dersmiş. Hoca kılığında gönderdiğin elçin çok güzel anlattı da benim temelim zayıf, anlayamadım. Ama bi güzellik yapıp şu ömrü dışardan bitirme gibi bir hak tanırsan, muvaffak olacağıma dair sonsuz inancım samimiyetle sürmektedir, lütfen bu da bir dilekçe olarak kayıtlara geçsin Allahım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben aklımı, başarılı bir operasyonla tam 99 yerinden kestim inanmak için. Ama steril olamadığım için beklenmeyen bir etki görüldü Allahım. Görüldü yani. Herkes gördü. Gördü de görmezden geldi. Ulan oraya ne zaman gitmiştiniz? Görmez illerinde sazım çalınmadı Allahım. Geldikleri gibi gittiler. Başvuracak doktor bulamadım. Yapılan klinik testleri atlatamadım. Prospektüsten bi bok anlamadım. Her dikişten enfeksiyon kaptım. Zaten saçlarım da kırmızıydı. Ama yine de ellerimi açmadım mı? Kurbanlık bir öküz gibi devrilmedim mi? Tamı tamına 99 isimle. İğne ve çuvaldız diye bir şey yok mu? 99 kere diyorum. Kabalaşmak istemem ama herkese cemâlini gösterdin de, bize hep mi celâl Allahım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başım ağrıyor şimdi misal. Misal değil ağrıyor. Bunu söylemeye hakkım yok mu? Ha yok yani öyle mi? “Bu da bir şey mi” öyle mi? Değil tabi lan! Lan derken seni kastetmedim Allahım. Niye değil onu sormak istedim. Bu bir şey olsaydı. Başka bir şey olmasaydı örneğin. Olamaz mıydı? Ol deyince olmuyor muydu bu işler? Olma demek de bir ihtimal nihayetinde. Kapı gibi bilimsel kanıtlarımla geldim Allahım, boş değilim. Saçlarım kırmızı ve boş değilim. İçimde atlar var. “Başım ağrıyor ulan benim!” diyen atlar var. “Duydunuz mu orospu çocukları, size söylüyorum, başım ağrıyor lan benim!” diyecek kadar ileri giden atlar bile var. Var bunlar, boş değilim. Ama N.A.L.’lıyorum onları. Çünkü bi tatsızlık çıksın istemiyorum. Çünkü adını mıh gibi aklımda tutuyorum. Çünkü eşyanın kanunundan termodinamiğin 2. yasasına ve dahi tüm kutsal kitaplara ve mülkün temeli niteliğindeki yazılmış ve yazılacak olan tüm anayasalara kadar her türlü kuraldan haberim var. Var yani, boş değilim. Beni, o atları kullanmak zorunda bırakma Allahım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de bahsettiğin kader hususuna hâlâ iknâ olmuş olmasam da kazaya inanıyorum Allahım. Valla inanıyorum. Mecbur inanıyorum. Sike sike inandım diyeceğim ama olmayacak şimdi. Mizacım ters ya, hep ondan kaybediyorum Allahım. En azından kanaat notu kullanırken bunun göz önünde bulundurulmasını rica edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de.. Neyse.. Devam etmeyeceğim. Saçlarımın kırmızıları döküldü Allahım.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-4881424919004577000?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/4881424919004577000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=4881424919004577000&amp;isPopup=true' title='24 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4881424919004577000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/4881424919004577000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/soylesem-tesiri-yok-sussam-gonul-raz_05.html' title='Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil...'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>24</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-7726778489905683327</id><published>2009-08-01T17:53:00.005+03:00</published><updated>2009-08-05T20:58:05.699+03:00</updated><title type='text'>Oluyor İşte...</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Bir insanı meczup gibi seviyorsun örneğin.. Uğruna, vaadedilen her türlü cennetten geçiyorsun... Hergün "artık ölebilirim" diyorsun.. Onun seni asla bırakmayacağını düşünüyorsun. Bırakıyor.. Katlanıyorsun... Küçücük bir kutusun zaten.. Kendini kendine kapatıyorsun.. Aslında dünyaya karşı durmakla meşhursun ama artık yorgunsun.. İçine larciverd lavlar akıtıyorsun.. Birilerini üzüyorsun. Birilerinin senin için üzülmesinden nefret ediyorsun. Uyuyamıyorsun.. Uyuyamadığın her gece, herkese ve her şeye lanet ediyorsun.. Piromanik hayaller kuruyorsun.. Gülümsüyorsun.. Ateşten korkmuyorsun.. Ama yine de yangında ilk abini kurtarıyorsun.. Dışarı henüz çıkmışken deprem oluyor. Kaçmazsan öleceksin.. Kaçarsan abin ölecek.. Bedenin kaçıyor ama aklın kalıyor.. Ölüyorsun.. Bunu zerrece umursamıyorsun.. Gördüğün hiçbir şeye şaşırmıyorsun.. Bütün olan biteni mütebessim karşılıyorsun.. Kameralara el sallıyorsun.. "Bu numarayı yemedim" diyorsun.. "Hadi gözlerimi kapadım bak, görmemiş olayım" diyorsun.. Ve ciddi ciddi görmemiş olacağın günün geleceğini sanıyorsun.. Fakirsin lan.. Ummaktan başka ne yapacaksın ki.. Kendine hak veriyorsun.. Herkese hak veriyorsun.. Allah'a o kadar kızmıyorsun artık.. O da bıktı diyorsun.. Bıkmayı biliyorsun.. İğreniyorsun.. Çok yavaş bir intiharı seçiyorsun.. Yani yaşıyorsun.. Her şey olmaya devam ediyor.. "Vurun ulan vurun, ben kolay ölmem" diyor ve şaha kaldırıyorsun atını.. Çünkü içinde atlar var.. Başından beri biliyorsun.. Bildikçe lanetleniyorsun.. Her söylenene gülüyorsun.. Yine gülüyorsun.. Çok gülüyorsun.. Gülmekten başka çare bulamıyorsun.. Üstelik deliremiyorsun.. Yazık ki deliremiyorsun... Delileri anlıyorsun.. Delilerden sen anlıyorsun ama mor çiçeklere inanmıyorsun.. Çok şeye inanmıyorsun.. İnanmak istiyorsun.. İşin içinden çıkamıyorsun. Acz içinde kalıyorsun.. Kandan geçiyor, revan oluyorsun.. Kusuyorsun.. En karmaşıklarını dahi dize getirebilecekken dünyanın en basit cümlelerini kuruyorsun.. Sonra susuyorsun.. Biraz susuyorsun..  Artık en çok susuyorsun...&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-7726778489905683327?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/7726778489905683327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=7726778489905683327&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7726778489905683327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/7726778489905683327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/08/oluyor-iste.html' title='Oluyor İşte...'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-3414754942963411435</id><published>2009-07-28T16:41:00.007+03:00</published><updated>2009-07-29T03:38:31.367+03:00</updated><title type='text'>Mezhebi Geniş Zamanlar yahut Medeniyetler Buluşması</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Teknik olarak prehistorik çağlardan bugüne pek bir aşama kaydedememiştik. Süpermarketlerdeki raf düzenleri, tamamen insanoğlunun avcı-toplayıcı dönemine göndermelerle doluydu. Göz hizasından sepete.. Dalından koparıyormuş gibicesine.. Et reyonlarında her nevi küçük ve büyük baş hayvanların kanlı canlı cesetleri... Mümkünse en tazeleri.. Karıncalar gibi ne bulursak evlerimize taşıyorduk. Hem sonra yerleşik hayat... "Başımı sokacak bir evim olsun." Sosyo-kültürel seviyesi ne olursa olsun nerdeyse herkesin sloganı bu cümleydi. Ne başmış anasını satiyim, bi yere sokmadan rahat edemiyorduk. Platon'un mağarası, Diyojen'in fıçısı, halamgilin kutu gibi evi.. Aralarında yüzlerce yıl.. Niyet aynı niyet.  Ya da geçen gün plajda olan şey mesela. Birer et parçasıydık. Oturduğumuz yerin etrafı sarıldı hemen. Farkettirmeden. Sonra gitgide daralan çember. Saldırmak için uygun zamanı kollamak.. Diğerlerinden daha hızlı davranmak.. Ürkütmeden sokulmak.. Bunların hepsi genlerimize kodlanmıştı. Hangi biçimde hangi davranışlarla süslenirse süslensin özündeki hikaye belliydi. Olmuyor olmuyordu. Ne yapsak evrilemiyorduk. Nerden geldiğimizi önemsemiyor, nereye gittiğimizi umursamıyorduk. Kafamın içindeki Darwin portresi ağlamaklıydı. Bir yerlerde bir şekilde bir takım büyük hatalar yapılmıştı. Ve aslında bunların hiçbiri sikimde bile değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümde geçirmek zorunda olduğum kısa bir zaman vardı. N'olcaktı lan, bana koyar mıydı. Şöyle azcık daha dişimi sıksam tamam. Ben ki ne uzun beklemelere sabretmişim, bu mu geçmeyecekti. Gözlerimi kapasam.. I-ııh. Nefesimi tutsam... Yok yemedi. Kafayı dağıtmalı. Tamam işte. Büsbüyük bi ağaç. Kimbilir kökü nasıldır. Buzdağının görünmeyen yüzü hesabı. O da ne sonsuz bir geyik oldu yaa. Yemişim buz dağını. Ama şu dağ ne güzel. Tanrıların dağı. Az ilerde yanartaş. Haha. O ateşlerden birini şarap döküp söndürmüştüm zamanında. Kusura bakma Prometheus. İçimdeki haylaz afacan çocuk işte.. Al sana sonsuz bir geyik daha. Orda pedofilik göndermeler var bence. Herkes sapık lan. Sikeyim. Neyse dur. Masayı toplamaya başladılar. Birazdan bitecek bu işkence. Az daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gergefe geçirilmiş adi bir kumaş gibi hissediyordum. Her yanımdan çekiştirilirken yırtılmamak için verdiğim mücadeleyi kimseye belli etmemek gibi de bir görevim vardı. Aklımdan geçenlerin hepsini yakalamam mümkün değildi. Beynim o hızla çalışmaktan tutuşacak gibi olmuştu. Ama duramazdım. Durursam fenaydı. Durursam bağırabilirdim. Durursam küfür edebilirdim. Durursam cinayet işleyebilir, annemi üzebilirdim. İçim ne kadar ilkel olsa da dışımda medeniyet gibi bir kabuk vardı. Modern zamanlar hepimize bunu dayatmıştı. Ne de olsa imajlar dünyasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçma sapan tesadüfler sonucunda olmadık bir yerde, olmadık bir şekilde, hiç olmak istemeyeceğim bir haldeydim. Karşımda bir eski, bir de epeski sevgilimle oturmuş yemek yemeye gayret ederken, Adem babamızdan bu yana erken boşalmamak için alakasız şeyler düşünmeye çalışan bütün erkekleri anlıyordum. Tek derdim, erken kusmamaktı.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-3414754942963411435?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/3414754942963411435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=3414754942963411435&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3414754942963411435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/3414754942963411435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/mezhebi-genis-zamanlar-yahut.html' title='Mezhebi Geniş Zamanlar yahut Medeniyetler Buluşması'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-995104441913696219</id><published>2009-07-23T21:42:00.002+03:00</published><updated>2009-07-23T21:51:11.726+03:00</updated><title type='text'>Bitse de gitsek!</title><content type='html'>&lt;div&gt;.&lt;/div&gt;Hayat için söylenecek başkaca bir sözüm kalmadı ulan günlük. Tatil için de söylenebilir aslında. Düşününce bayaa bi kullanışlı cümle olduğunu farkettim şimdi bak.  Neyse işte mevzular son derece alengirli, göz alabildiğine çetrefilli durumda. Bi ara şeyapçam ben. Öbdüm.&lt;div&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-995104441913696219?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/995104441913696219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=995104441913696219&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/995104441913696219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/995104441913696219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/bitse-de-gitsek.html' title='Bitse de gitsek!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-2502940203194884520</id><published>2009-07-17T05:35:00.011+03:00</published><updated>2009-07-30T02:50:18.881+03:00</updated><title type='text'>Kakofoni!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Diyalektiğin dibine dibine vurasım, yabancı sözcüklerle ortamı şenlendirip anlaşılmaz olasım vardı. Kitaplığıma şöyle bir göz gezdirdim. Birinci sürrealist manifesto ne alengirli isimdi lan. Keşke ben de öyle manifesto kıvamı şeyler yazabilseydim. Ya da ne biliyim, minimalist kaygılar güdülerek döşenmiş evimin en feng shui köşesinde, bir yandan şarabımı yudumlarken bir yandan da Bob Ross vcd'leriyle geliştirdiğim yağlı boya resim yeteneğimi sürrealist sürrealist yansıtabilseydim. Kafamın içinde yazıdan resime bu hızla geçişim, hiçbir şey yazamayacağımla ilgili yeterli bir ipucuydu aslında ama o esnada buna ikna olacak durumda değildim. Tekrar konsantre olmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlar tuğla gibi kitaplar yazmışlardı işte. Ordan bir konu araklamam yeterli olacaktı. 3 cümleyle anlatılacak mevzuyu 10 sayfaya yaydım mıydı ahan da sana akademik çalışma! Hayır ne yapacaksam. Olsundu. Eş dost muhabbetlerinde, benim de işte vırt zırt konusuyla ilgili küçük bir akademik çalışmam var demenin tadı paha biçilemezdi muhtemelen. Üstelik ordaki "küçük" kelimesine verilecek tonlamanın sağlayacağı mütevazı insan imajını da başka yerde bulmam zor görünüyordu. Bunları düşünürken usanmıştım. Düşünürken usanmasam çok pis akademik çalışmaya sahip biri olabilirdim şu anda. Valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, siyaset, felsefe, psikoloji ve sosyoloji kitapları resmiyet ve ciddiyetlerini bozmadan bana bakıp, kolaysa gel bizimle ilgili bir şeyler yaz diyormuş gibicesineydi. Yok eşşeğin sikiydi. Nasıl yazacaktım lan! Ben topraktan bir candım altı üstü. Ayrıca daha geniş bir kitleye ulaşmak istiyordum. Evet evet, öykü yazacaktım ben. Hatta şansım yaver giderse roman bile olurdu icabında. Öyle bir olay örgüsü kuracaktım ki kralı gelse sökemeyecekti. Satır aralarından herkese pandik atacak, karakter analizlerimle dudak uçuklatacaktım. Derhal konu bulmalıydım. Bir kahve hazırlayıp iyice tribe girdim. Kahırlı ve yalnızdım. Ambiyans on numaraydı. Ama bağını bostanını siktiğiminin ilhamı gelmiyordu bir türlü. Az biraz kopyanın kimseye zararı dokunmazdı. Gerekirse giriş kısmına kopya çektiğim yazardan bir epigraf yerleştirip kendisini onore ederdim. Nedir yani, elime mi yapışacaktı. Önce Oğuz Atay'a göz kırptım, pas vermedi. Tanpınar duymazdan geldi. Bilge Karasu, Vüsat O. Bener, Sait Faik, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Sabahattin Ali ve daha niceleri, ayağımızın altında dolaşma der gibiydi. Gençler belki beni biraz anlar diyerek İhsan Oktay, Murat Menteş, Alper Canıgüz, Murat Uyurkulak, Barış Bıçakçı, Hakan Günday gibi isimlerin bulunduğu rafı yokladım ama hiçbiri sikine takmadı beni. Türkler böyle yaparsa yabancılardan ne hayır gelirdi ki. Bir Dostoyevski, bir Tom Robbins, bir Palahniuk, ne biliyim işte bir Çehov nerden bilecekti benim çilelerimi. Gorki'nin Ana'sının oğlu muydum! Ve dahî tohumuma para mı saymışlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynum bükük bilgisayarın başına döndüm. Yazsam tesiri yok, yazmasam gönül razı değildi. Dert çok hemdert yoktu. Çıldırmak üzereydim. Yok lan ne çıldırıcam, etkiyi artırmak için öyle dedim. Yol, yordam, usûl ve erkân bilen biriydim neticede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alelâde bir yaz gününün alelâde bir sabaha karşısında, kendi kendime yarattığım bu kaos ortamının içinde debelenip duruyor ve motivasyonumu bozan nalet gelesi bütün yazarlara "vurun ulan vurun, ben kolay ölmem" diye bağırıyordum. Kendi kendime bağırmam hoş bir şey değildi.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-2502940203194884520?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/2502940203194884520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=2502940203194884520&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2502940203194884520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/2502940203194884520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/kakofoni_17.html' title='Kakofoni!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-6465214317556357716</id><published>2009-07-15T06:26:00.006+03:00</published><updated>2009-07-15T07:52:50.296+03:00</updated><title type='text'>! nayU</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;O konuyu mesele etme, biliyorsun, oldum olası geceleri uyumayı sevmedim ben. Hem ne güzel işte birlikte sabahlıyoruz. Gerçi muhabbetinin tadı yok artık ama.. Şaka lan şaka. Muhabbet etsen en tatlısı olur yine de işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hayatım çorbaya döndü iyice. Orospu ev sahibim sevgilisiyle rahat rahat sevişebilmek için evden attı beni. Kocası medeni bi insan olsa buna gerek kalmazdı belki. Hangi ara “Alamanyadan oğlum gelecek” kısmından bu noktaya gelindiğini ben de anlamadım valla. Aman zaten bi şey anlayacak hâlim mi var, siktirettim. Sağa sola koşturmaktan para da kalmadı tabii, yenisini tutamadım. Orda burda kaldım epey bi süre. Sağ olsunlar iyi insanlar var hâlâ. Zaten her fırsatta kaçıp senin yanına geldim. Hatırlamıyor musun? Ayıp ulan! Biraz hatırlasan ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem sonra iş yerim de değişti. Önce hık mık ettim ama insan alışıyor her şeye. Sahi insan alışır mı her şeye abi? Onca kaza, onca ölüm gördün sen. Küçük oğlunu toprağa verdiğin gün çıktı mı aklından mesela? Abi aklında bir şey kaldı mı? Ne bileyim, babamı hatırlamazsan o hiç yaşamamış gibi olacak senin için… Bunları düşünmeyelim tamam. Densizliğimin kusuruna bakma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak bi tarafıyla da güzel aslında. Ben o &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x6klhb_aydin-erkan-korfez-pisti-kaza_auto"&gt;kaza&lt;/a&gt;yı unutsam belki biraz uyurum, kardeşim unutsa belki biraz yemek yer, annem unutsa belki güler biraz… Yok abi yok.. Her şeye alışamıyor insan. Örneğin ben hala gözlerinin nasıl görmediğine inanamıyorum. Nasıl konuşamadığına, nasıl öyle yatıp durduğuna, nasıl kımıldamadığına… Oysa sen yerinde duramazdın. "Götünde kurt var" derdi annem sana. Annem başka şeyler de söylerdi. "Bırak artık" derdi mesela. Ben kıyamıyordum pek ama Sinan Abi’den sonra ben de bırakmanı istiyordum. Yarım ağız konuşmamdan anlıyordun sen de. "Bari sen yapma kardeşim" demiştin hani o gece. "Bir tek motorun üstünde unutuyorum ben" demiştin… "Unutmadan yaşamak kolay mı" demiştin… Kolay olmadığını o zaman da biliyordum. Bilirken gitme diyemedim. Gittin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;327 gün oldu be abi… Dile kolay 327 gün! Ele kolay abim. "Hiç olmazsa nefes alıyor" diyorlar. "Buna da şükretmek gerek" diyorlar. Ne çok konuşuyorlar abi! Nasıl da her şeyi biliyorlar öyle. Ben hiçbir şey diyemiyorum artık. Herkese hak veriyorum, vermemeye hâlim yok. Doktorlara ve hemşirelere ve her nevi hastane personeline küfretmekle bi yere varamadım. Allah’a sataştım biraz ama O da oralı olmadı. Dualarımı da sallamadı zaten. Geçen sene ramazan ayında n’aptım biliyor musun, tam iftar saatinde Kur’an okudum biraz. Herkes yemek yemekle meşgul olduğu için dua hatlarının boş olacağını düşündüm. Yani belki aşırı yüklenmeden sesim kaynıyordur arada diye. Böyle ellerimi aça aça… Böyle salya sümük yalvara yalvara… Ama O’nun repertuarında bizim istek parçalara yer yok galiba…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevekkülden başka seçeneğim kalmadı. Ama şu özlemek marazı var yaa.. Ahh..&lt;br /&gt;“Yanımdayken bile hasretimdin” diyor hani şarkı. İşte o sözün mealindeyim şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ki henüz kimse delirmemişken…&lt;br /&gt;Diyorum ki hazır sabah olmuşken…&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-6465214317556357716?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/6465214317556357716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=6465214317556357716&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6465214317556357716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/6465214317556357716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/nayu.html' title='! nayU'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8574696506526609807.post-5771046906112457676</id><published>2009-07-10T20:19:00.009+03:00</published><updated>2009-09-15T03:56:00.187+03:00</updated><title type='text'>Bas gaza yavrum bas gaza!</title><content type='html'>.&lt;br /&gt;Otobüs tıklım tıklım doluydu. İstanbul'da oturduğunu iddia ederken hiç yüzü kızarmayan bir arkadaşıma gitmeye kalkmak gibi bir gaflet içindeydim. İsmail YK eşliğinde sürdürdüğümüz nerdeyse şehirlerarası bu yolculukta, kucaktaki kellelerimizle sılaya kavuşabilmeyi beklerken, uzak bi yeri tarif ederken anlamı güçlendirmek için kullanılan "ebesinin amı" deyiminin ne kadar yerli yerinde bir ifade olduğunu düşünmeye başlamıştım. Çılgın şoförün ani fren darbeleri neticesinde karşımdaki yaşlı amcayla periyodik olmayan aralıklarla öpüşmek zorunda kalıyor ve yine yüzüme gülmeyen makus talihime küfürler savuruyordum. Az önce kendisine yer veren o yakışıklı, biraz orospu evladı olsa şu anda bambaşka bir hayatım olabilirdi. Ama bende şans ne gezerdi. Hay sikeyimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burdan bana ekmek çıkmaz diyerek empeüç playerımı kulağıma takıp tam hayatla bağlantılarımı kesmek üzereydim ki yolculardan biri şoföre oldukça kibar bir biçimde yavaş gitmesini, öyle ani frenler filan yapmamasını, nihayetinde can taşıdığını, hepimizin bi yerde insan sayıldığını filan söyledi. Bunu duyan şoför durur mu, hemen yapıştırdı cevabı. "Seni hamuğa godumun pezevengi" diye başlayan cümle olaylı bitti. Sinirle tıklım tıklım yolcu güruhunun içine dalan şoför, o sözlerin sahibi, mevzunun müsebbibi, birazdan başlayacak tuhaf olaylar silsilesinin mimarı kibar beyfendiyi bulana kadar arada birkaç yolcuyu zayi etti. Bulduğunda da adamı ensesinden yakaladığı gibi camdan aşağı sallandırıp bastı gaza yavrum bastı gaza. Bir süre bu şekilde ilerledik. Kimsenin gıkı çıkmıyordu. Sonra sıkılmış olacak ki otobüsü kenara çekip adamla beraber indi. Dövdü biraz işte. Ağzına ağzına tekme attı böyle. Bi ara kafasını otobüse doğru çevirdi ve şahin bakışlarıyla hepimizi süzdü. Belli ki tanrılar yeni kurbanlar istiyordu. Biz daha ne olduğunu anlamadan yaşlı amcaların olmuşlarından 4 tanesini seçip otobüsün lastiklerine bağladı. Yaşlılara gıcık olduğu belliydi. Çünkü onların ücretsiz geçiş kartları vardı ve şoför akbil fülülüsü duymadığında asapları bozuluyor, tepeleri atıyordu. Hiçbirimiz itiraz etmedik. Adam bu şekilde deşarj oluyordu demek. Anladığım kadarıyla amcalardan birinin karısı olan teyze ağlamaya başladığında kadının kafasını gösterge tablolarına gömdüğünde de sesimizi çıkarmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şoförümüz böylelikle bir miktar sakinleşip kendine geldikten sonra, az önce ağzını burnunu kırdığı kibar beyfendiyi vites koluna oturtup yola devam etmeye başladı. Yaşlı amcalar tekerlere bağlı olduğu için otobüs bir miktar sallanıyordu ama iyi kötü gidiyorduk işte. Ancak densiz yolculardan biri durağa yaklaştığımızda inecek var düğmesine basınca olanlar oldu. Yeniden gözü dönen şoför, hazır eli değmişken, vites kolunda iyice homojenleşmiş kibar beyfendiyi ön cama göçürttükten sonra şaha kalktı. Sıradaki talihliler ayaktaki yolculardı. Hepsini yukarda duran tutunmaçlara astı da biraz rahatladık. Şoför, belli ki trafik kurallarını son derece önemsiyor ve ayakta yolcu istemiyordu. Elbette bu duyarlılığa da söyleyecek sözümüz yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah belanı versin" isimli güzide eser çalmaya başladığında köprüye gelmiştik artık. Şoförümüz, şarkıya bağıra bağıra eşlik ederken bir yandan da kalan yolcuları tek tek boğazın serin sularına doğru yollayarak serinlemelerini sağlıyordu. Gerçekten çok düşünceli bi insandı. Ağırlıkların çoğundan kurtulduğumuz için artık daha hızlı gidiyorduk. Şoför iyiden iyiye coşmuştu. Bütün numaralarını sergilemeye başladı. Ne oldum demeye kalmadan İstanbul Park'ta bulduk kendimizi. Akrobatik bir gösteri denedikten sonra otobüsle tek teker hareketinin mümkün olmadığını farketmesi hepten yatak sarmasına neden oldu. Kalan 3-5 yolcuyu start-finish çizgisine yatırıp kesin olmayan bir rakam kadar kere üsünden geçti. Arkamızda bir enkaz bıraktığımıza emin olduğunda da tekrar normal güzergahına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğun sonunda artık tek sağlam yolcu ben kalmıştım. İneceğim durağa yaklaştığımda düğmeye bastım. Şoför estetik bir hareketle durup kapıyı açtı. Teşekkür ettim. Rica etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İndim.&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8574696506526609807-5771046906112457676?l=entel-dantel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://entel-dantel.blogspot.com/feeds/5771046906112457676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8574696506526609807&amp;postID=5771046906112457676&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5771046906112457676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8574696506526609807/posts/default/5771046906112457676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://entel-dantel.blogspot.com/2009/07/bas-gaza-yavrum-bas-gaza.html' title='Bas gaza yavrum bas gaza!'/><author><name>Enteldantel!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04928166027344921250</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/_8_N5YAR0P64/Se6wPBzegNI/AAAAAAAAAE0/OxTgjr6pPyc/S220/hippie_ninane.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry></feed>
