25 Temmuz 2010 Pazar

Şöhret!


Her şey blogumla ilgili övgü dolu sözlerin ulusal gazetelerin birinde sürmanşet yayınlanmasıyla başladı.

Ünlü biriydim artık. Dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Tüm gözler bana çevrilmişti. Her hareketim olay olacak, her sözüm hadise yaratacaktı.

Şamşırmış vaziyetteydim. Sıcaktan beynim büzüşmüştü. Bakkala gidip içecek soğuk bir şeyler alayım da şuurum açılsın dedim ama o da nesiydi? Artık öyle palas pandıras bakkala filan gidemezdim. İç organlarıma varana kadar fotoğraflarımı çekmek isteyecek gazetecilere makyajsız yakalanıp aleme madara olmaya niyetim yoktu. Derhal gidip kendime bir çift göz kaş çizeyim dedim. Zira kargaların bok yeme saatine kadar oturmuş ve henüz gözlerimi yumalı birkaç saat olmuşken apartman temizlikçisinin ısrarlı zil darbeleri neticesinde uyandırılmıştım. Bu da uykusunu alamamış canım yüzümün, üstünden dozer geçmiş gibi görünmesine yol açmıştı. Makyaj zımbırtılarının başına geçip doğaçlama bir teknikle elime geçeni yüzüme sürerken apartman temizlikçisini işten çıkarmaya karar verdim. Ne münasebetti canım. Belki ben orda Nobellik bir şey yazıyorum!! Benim konsantrasyonumu bozmaya ne hakkı var yani! Kadını kovacaktım. Hatta apartmandaki herkesi kovacaktım. Ben artık başka bir sınıfa mensuptum ve etrafımda bu sınıftan olmayan kimseyi görmek istemiyordum. Böyle söylene söylene makyajımı tamamladığımda korkunç neticeyle karşılaştım. Oha amına koyim bu ne lan! Bülent Ersoy’a benzemiştim. Hemen gidip tuz ruhuyla yüzümü kazıyana kadar yıkadım. Zaten bu sıcakta makyaj mı yapılır! Fakat bu haldeyken çıkamam. Aklıma harikulade bir fikir geldi. Güneş gözlükleri!! Dana kadar gözlükleri taktığımda makyajla ilgili bir problemim kalmadı. Kafamın tepesinde, her bir teli başka yöne savrulmuş saçlarımın bağımsızlıklarını ilan etme girişimlerini de bir şapkayla bastırınca kafa kamuflajımı tamamlamış oldum. Tam oldu bu iş çıkayım diyordum ki götümdeki şortun pıtırcıklanmaya başlayan selülitlerimi gizleyemeyecek kadar kısa olduğunu fark ettim. Ben yaşamaya üşeniyorum bir de kalkıp üstümü mü değiştiricem! Sikerim böyle işi deyip dışarı çıkmaktan vazgeçtim.

Sakin sakin oturdum biraz. Yakında yağacak olan kitap teklifleri için 2 satır bir şey yazdım. Gerisini de yazarım yea n’olcak, atla deve değil sonuçta. Birazdan röportaj yapmak için telefonum çalmaya başlardı. Kim bilir ne abuk sabuk şeyler yazardı o ipneler. Ben içimdeki atlardan söz ederken onlar yatak odasını işin içine karıştırırlardı. Tüm iyi niyetimle yatak odasından uyumayı kast ettiklerini düşünüp uyku vaziyetlerimin çok randımanlı olmadığını söylerdim mesela. Sonra da “Yatağında bir at olmadan uyuyamıyor!!” diye manşet. Yuh anasını satiyim, öyle manşet mi olur lan! Hiçbir gazeteye röportaj vermemeye karar verdim.

Şöhret bana gitgide ağır gelmeye başlamıştı. Hiçbir şeyden mutlu olamıyordum. Sefa pezevengi olmuştum artık. Uyuşturucuya başlarsam bu yükün biraz hafifleyeceğini düşündüm. Ancak evde bu anlamda hiçbir sikim yoktu. Ne biçim ev lan bu! Evimi de kovmayı aklıma koydum ama bu iş için bir yerlerden ödül mödül almayı beklemem gerekecekti. Fakat uyuşturucu için bekleyecek durumum yoktu. Krize girmiştim. Uyuşturucu işte böyle lanet bir şeydir. Yokluğunda çıldıracak gibi olursunuz. Buzdolabında artık hangi aklı evvel arkadaşım aldıysa bir sebzelik dolusu marul vardı. Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tükettiğinde kafa yapacağına inanan bir abimin bu tezini denemek üzere marulları yemeye başladım. Ama ikinci yaprağa geldiğimde canımdan bezdim. Böylece uyuşturucu işi de mantara bağladı.

Gazeteci korkusundan dışarı çıkamıyordum ama geçenlerde beni bi temiz döven evime de sığamıyordum bir türlü. Sıkıntım iyiden iyiye kendini gösteriyordu artık. Birkaç arkadaşımı aramayı düşündüm ama onlar benim halimi nerden anlayacaklardı sanki. Hepsi sahteydi. Sırf şöhretimden faydalanmak için yanımdaydılar. Dost bildiklerim iki dakkada yalan olmuştu. Vay yavşaklar. Arkadaşlarıma çok sinirlenip hepsini kovmaya karar verdim. Doyumsuzluktan mütevellit bir ara lezbiyen filan mı olsam diye de düşündüm fakat kadın memesi ellemeyi yüreğim kaldırmayacağı için o işten anında vazgeçtim. Herkes beni musmutlu sanıyordu ama ben o gösterişli hayatımda herkese gülücükler saçarken içimde hep ağlayan bir palyaço vardı, ya da her ne bokumsa işte. Yalnızdım. Yapyalnızdım. Kimseye güvenemiyordum. Evden çıkamıyordum. Hiçbir şeyde teselli bulamıyordum. Bu şöhreti kaldıramıyordum...
.

19 yorum:

Memo dedi ki...

Benim çok merak ettiğim şey: işbu mecmuanın çarşamba günleri yayınlanan ilk defa gördüğüm ve hoşuma giden bu makalesinin sonrasında viewcount'u daha fazla artan senin güzide bilog'un mudur, yoksa esas "mamma"'yı onların güzide köşeleri mi yiyecektir?

Nota Bene: keşke onların da biloğu olsa da follow etsek, her çarşamba uğraştırmasalar..

Enteldantel! dedi ki...

Ya işte blogun reklamı yayınlanınca yüksek tiraj yüzü gördü gariplerim :/

fevkalade olağan dedi ki...

ben demiştim abicim.. bu kız bu şöhreti kaldıramaz demiştim.. bak mesela ben de kaldıramam.. zati sırf onun için şöhret olmuyorum.. biliyorum mutsuz olucam.. gerek yok.. hani bi tane balıkçı adam varmış da ona zengini biri bişeyler demiş de o da ee sonra demiş de engin adam da baya baya bişiler anlatmış da balıkçıda ee sonra demiş de bişiler olmuş ya hani bi keresinde.. onun gibi yani..hiç bulaşmıyorum.. bu yani sebep.. balıkçı..

kezban paris'te dedi ki...

şöhretin ve gücün beni çok etkiliyor. erol köse'nin de dediği gibi "kadınlar güce tapar"

profesyonel bir şöhret yalakası olabilirim, işe ihtiyacım var. aklında bulunsun.

Enteldantel! dedi ki...

Bilom böyle olmasını ben istemedim :(( Yoksa balıkçı benim de aklıma kazınan ibret hikayelerinin başında gelir. Bir o bir de hani şu kadın bahçeye giriyormuş da en güzel çiçeği seçmek için dolanıyormuş da vay efendim geri vites yasakmış da işte onun da gözü hep yukarlardaymış da en son çürük çarık bir çiçeğe kalmış falan filan. Çok etkiler beni bu ikisi :/

Kezban; yayıncılardan haber bekliyorum, elleri kulaklarındadır bence. Elleri kulaklarında yayıncı düşünmek şu an beni sarstı gerçi, o biraz enteresan oldu. Kurtarıcam yani hepinizi rahat ol sen.

mgntwmn dedi ki...

vaaay entele baaak! ben de diyorum bu hatuna bi haller oldu, nedir diye. fevk.le tiviterdan içinde şöhret kelimesi geçen atışmalar falan. anlamadım mı sandınız? anladım tabe.dedim çıkar kokusu nasılsa ilgi göstermezsem.
yalnız sürmanşet açılmıyor yavrum. senin şöhret olayı erör vermesin,üzülürüm bak.

Godsyndrome dedi ki...

"Ben içimdeki atlardan söz ederken onlar yatak odasını işin içine karıştırırlardı" hakkaten de böyle sorular sorarlar ipneler.Kimseye röp. verme sakın :)

Layale dedi ki...

Uzun zamandır keşfettiğim en iyi blog yazarısın. Yazım şekline ba-yı-lı-yo-rum!

FromNorthDagoty dedi ki...

Geç bile kalmışlardı zati, tebrikler entel.
kendinle başa çıkamazken birde şöhret çıktı, artık daha deli şeyler bekliyorum.

DeliRapunzel dedi ki...

döte geldi aşkımız ikimizde şaşkınız durumları :)

herkeşlerde bir bilogtan kitap yazma hevesi başladı, sen mi kusur kalcan yani aşkol :)
menacere ihtiyacın olur şimdi senin göndereceğim kartvizitte hamili kart yakinimdir yazacaktır, kart eline geçtiğinde seni çıngıraklı lümüzünümle aldırıcam, önce nü fotoğraflarınla alemi cihana kapak yaparız sonrada arabesk bir film yaparız, hiç bişeyciğin kalmaz rahatlarsın :)))
öperim, bide tebrik ederim :)

nande dedi ki...

I'm going to make him an offer he can't refuse. O him kim? Bizzatihi şöhret. Şöhrete şey diyeceğim, şu kahrolası azil paperında ya imzan ya da beynin olur adamım. Öyle şeyler diyeceğim. Öfkem bariyeri aştı çünkü. Kesin yani, diyeceğim. Sen yat.

Enteldantel! dedi ki...

Olum saçmalamayın lan bi bok olduğum yok. Hiçbir şey olamamışların kralıyım, biliyorsunuz. Bu ayar iyi.

nande dedi ki...

sen bu işe karışma.

chloe dedi ki...

kıskanmadım diyemem;
umarım bu amansız şöhretine çok yakışan, intihar mı cinayet mi ne bok olduğu belli olmayan gizemli bir ölümle aramızdan ayrılırsın.

evet, latife yapıyorum.

Enteldantel! dedi ki...

sdsfdfsdsdfs çok tatlısın Chloe.

redrospect dedi ki...

Evinden yediğin dayağın üzerine bir de şöhretin ağır yükü altında ezilmen filan kolaylıklar diliyorum. Hayat sana zor bu aralar. 27 yaşı atlattın mı bilmiyorum ama intihar olayı işe yarayabilir. Hiç değilse namın yürür. ahaha şaka şaka ben gideyim bir kahve içeyim de açılayım en iyisi. (Rumuz: GoogleReader sinsisi)

ZozaN dedi ki...

bayıldım yazıya, gecenın bu saatınde blogdan bloga atlarken ıyı guldurdun benı... basarılar guzel ınsan pardon kral...

01 dedi ki...

gazete dediğin bir gün blog dediğin hergün okunur. takılma böyle $eylere xD

01 dedi ki...

gazete dediğin bir gün blog dediğin hergün okunur. takılma böyle $eylere xD