17 Eylül 2010 Cuma

Bana su verdi :/

.
Kardeşimle aile evinden İstanbul'a dönüyorduk. 10 dakika evvel bir yerde durup ufak bir kahvaltı ve beraberinde bir sürü geyik yapmıştık. Konuştuklarımızı düşünüyordum. Bir de atla motor arasındaki organik bağı. Birkaç yüzyıl önce doğsam kesin at binen bir kadın olurdum. Her neyse. Otoban çıkışında, sol şeritte fakat trafikten mütevellit maksimum 50 km hızdayken herifin biri küt diye arabasının burnunu önümüze çıkardı. Denge bozulunca bariyerlere doğru kaydık ve yoldan çıkarak devrildik. Düşmeden hemen önce hassiktir dediğimi hatırlıyorum. Böyle olacağından eminim, yani ölmeden evvel hassiktir diyeceğimden. Neyse, ölmedim. Dizimin üstüne devrildim ve bir miktar sürüklendim. Durabildiğimde ilk düşündüğüm şey arabaların altında kalmamak için yolun kenarına çekilmem gerektiğiydi ama dizim o kadar acıyordu ki kımıldayabilmem söz konusu değildi. Kardeşim ön tarafımda yatıyordu. Buraya kadarmış dedim. Birazdan arabalar üstümüzden geçecek...

Buraya kadar değilmiş. Ben o kısımlarını hatırlamıyorum pek ama kardeş arabaların durması için hemen motoru benim arkama çekip çantaları ortaya yığmış. Sonra yanıma geldi. Yüzü allak bullak. Ama iyi, herhangi bir yerinde problem yok yani. Benim derdime düşmüş. Ablacım iyi misin diyor ağlamaklı. İyiyim diyeceğim de ağzımı açtığım anda attan düşmüş gibi bağırabiliyorum sadece. Amına koyim çok acıdı lan. Pantolon yırtılmış tabi ama cesaret edip dizime bakamıyorum ki. Kesecekler bacağı sıçtık diyorum sadece. Arkamdan kollarımın altına girip beni yolun kenarına çekiyor. İşte asıl macera bundan sonra başlıyor.

Bir kadın arabasını durdurup yanımıza geliyor. Panik halinde. Sanki o kaza yapmış gibi şaşkın. Bana su veriyor. Ambulansı arıyor, ben götüreyim hastaneye diyor. Diyor da benim bacağı oynatabilecek bir pozisyonum yok. Ambulansı bekleyelim diyorum. Tabi böyle cümle kurarak diyemiyorum bunu o esnada. Çeşitli anırma tonlamalarıyla ifade ediyorum. Bekliyoruz. Bu arada bizi yoldan çıkaran orospu çocuğu dönüp arkasına bakmıyor bile. Başka bir kadın arabasının camından peçete uzatıyor elimdeki kanı görüp. Bir diğeri bir şişe su daha uzatıyor. Dilenci gibiyiz. Gelen geçen bir şey veriyor. Bu arada ambulans gelmiyor. Kardeşimin yüzünün halini görünce bağırmayı kesiyorum. Sonra şu dizime bir bakayım diyorum. Görünce bir çığlık daha. Kemik görünüyor la, beyaz beyaz böyle. Tam beyaz da değil de kemik rengi işte :/ Etrafında kot ve asfalt parçaları yapışık. Olum annem ağzımıza sıçacak diyorum kardeşe. Sıçılmayacak gibi değil, akılsızlığımıza doymayalım. Ama yemin billah ederim bizim bir kabahatimiz yok. Adama zorla kaza yaptırıyorlar bu mına goduğumunun memleketinde. Kaskı bir kenara fırlattım. Üstümdeki montu böyle cımıra cımıra yerden yere vurdum. Kalkabilsem motoru da dövücem ama kalkamıyorum tabi. Sinirden gebericem. Herifin biri yerdeki debelenmemi görüp arabasının camından dalga geçer gibi "nööldü" diye bağırıyor. Ebenin amı oldu diyorum. İnse sikicem o haldeyim. Sonra bir adam geliyor. Dizime bakıyor, ayağıma bakıyor, elime bakıyor. Duruyorum çünkü belli ki o doktor. O da ambulansı arıyor. Böyle bin tane daha muhabbet yaşıyoruz. Ama ecdadını siktiğiminin ambulansı gelmiyor bir türlü. 1 saatten biraz daha fazla bir zaman yolun ortasında çeşitli komiklikler eşliğinde belkiyoruz. En son kardeşe diyorum ki yardım etmek isteyen arabalardan birine binip gidelim, asfaltta oturmaktan sıçalak olucam bu gidişle.

Biniyoruz birine. Bizi Göztepe Eğitim Araştırma'ya götürüyor. Beni daha doğrusu, kardeş arkada motorla geliyor yine mecbur. Orada yaşadıklarımın tamamını size anlatamam. Böyle hastane olmaz olsun. Şöyle diyeyim, bir buçuk saat kadar bana hiçbir müdahelede bulunmadılar. Murat K. diye bir doktor vardı, yemin ederim şimdi elime verseler oturduğum yerden etlerini didiveririm herifin. Hipokratlar siksin onu inşallah. Neyse sonra film sonuçları geldi, kırık çıkık yokmuş. Biz kardeşle sevinçten zıplamak istedik de benim diz haşat olduğu için mümkün olmadı. Sonra lutfedip pansuman yapmaya karar verdiler. Böyle bir pansuman olamaz. Haluk abi diye bir hasta bakıcı var, asfaltın alabildiğine zımparaladığı dizimi baticon döktüğü gazlı bezle bir temiz keseliyor. Acıdan kalp krizi geçiricem nerdeyse. Adamın koluna yapışıp kurban oliyim bırak diyorum. Bırakmıyor. Öyle gözüm dönüyor ki kanayan elimi komple sırtına sürüyorum bunun. Önlüğünün ebesini siktim. Hak etti ama. Adama dedim ki, herkesi unutucam da Haluk abi dedim, seni katiyen unutmicam.

Neyse işte böyle. Evde yatıyorum şimdi. Korkudan aneye söyleyemediğimiz için anne bakımı lüksünü yaşayamıyorum. Annemin bir motor kazasını daha kaldırabilecek durumu yok, bir de çok kötü sövüyor la :/Az önce belki işe yarar diye dizimi yalamaya kalktım. Yalaya yalaya iyileştiririm belki. Bugün ağrılarım daha fazla. Öyle ki çişim gelince göz yaşlarıma hakim olamıyorum :/ Ziyaretime gelizleyin. Yemek yapın su getirin beni oyalayın ay bir şeyler yapın :/

Not: Bana su veren o kadına, beni hastaneye götüren Zeki Bey'e, bana pirensesler gibi bakan Adile Naşit anaçlığındaki biloma, kendinden önce beni düşünen canım kardeşime, çikolatalı frambuazlı pastamı eksik etmeyen güzel arkadaşım Nurdan'a ve geçmiş olsun diyen ve diyecek olan herkese pek çok teşekkür ederim.

Notto: Bana emeği geçen, ambulansından doktoruna, hasta bakıcısından eczacısına tüm sağlık personelinin amına koyim.
.

33 yorum:

sutlukahve dedi ki...

Ya dengenizi bozan o dangalağın plakası felan yok mu ağzını burnunu kırdıksak?

seroo dedi ki...

entel, tekrar gecmis olsun. iste diyorum ben; asagidaki fotograftan oturu oldu bu kaza. kiskandi hatunlar seni, bu kadar guzel yazan birinin ayrica da guzel olmasi hoslarina gitmedi. nazar degdi resmen. kursun dokturelim mu?:/

yesari dedi ki...

hay Allah..böyle okuduğumda daha da bi sinirim bozuldu..tekrar tekrar geçmiş olsun..yakın zamanda kuzenimin de başına aynısı geldi.. yara bere atlattı diyebiliyoruz işte şükür..

Olric dedi ki...

plakası falan varsa bence direk dizlerini asitle eritelim.

öküz dedi ki...

Çok geçmiş olsun entelcan :((

Nasıl bir vicdandır/psikolojidir bu da, sonrasını/olacakları/ihtimalleri düşünmeden ve "muhtemelen bilinçle" dokunmuş tamponuna o arkadaki ibni; akıl sır ermiyor..

Şükür etmek, ders çıkartmak lazım..

Tekrar tekrar geçmiş olsun..

ebru dedi ki...

geçmiş olsun quasimodo. :/
yaralarından şefkatle yalar, acil şifalar dilerim.

Azze dedi ki...

Dizim acıdı yahu,

Geçmiş olsun çok...

Godsyndrome dedi ki...

doktor dediğin zaten tıp fakultesinde değil mezbaanede yetişen bişey benim bildiğim geçmiş olsun mudur.

Godsyndrome dedi ki...

ayrıca bi önceki posta bakarsak gerçeği görürüz, baldırını bacaanı gösterirsen millete na böyle nazar değer adjklasjd

Enteldantel! dedi ki...

Toplu cevap vereyim; can havlinden plakayı alamadık. Can havli denilen bir şey varmış harbici. Hatta ben arabayı bile hatırlamıyorum da bal köpüğü rengi bir Clio'ymuş. Aksi belirtilmediği sürece bütün bal rengi Clio'lar töhmet altındadır.

Fotoğraftan mütevellit nazar değmiştir diyenler, teveccühünüz efendim. Bence nazar değildir de illa metafizik bir şey arayacaksak beddua almış olabilirim. Ha edenin de amına koyim, o kısmı ayrı.

Geçmiş olsun dileklerine tekrar teşekkür. Bu arada yazıyı yazdıktan hemen sonra hastaneye kontrole gittim, ekstra bir patoloji yok. Bir haftaya kadar at gibi olurum gibisime geliyor inşallah :/

Enteldantel! dedi ki...

Bu da mail kutuma düşen bir yorum. Blogger'da teknik bir takım sıkıntılar yaşadığı için buraya ekleyemediğini belirttiği vicdanlı bir okurun geçmiş olsun dilekleriyle anlattığı ibretlik bir hikaye. Buyrunuz;

"hikâye: ‘malûm bi Istanbul’ trafiği hikâyesi

yer: adından da anlaşılacağı gibi; her tür mahlûkatın bolca barındığı İstanbul'un c.bağ civarı, e-beş üstü

tarih: pek uzak olmayan, hatırladıkça geçmişine sövdüren bi geçmiş

Sıpanın altında araba, yollar sanki yalnızca onun için yapılmış, bi de eşşoolusu eşşek babası da, şu sıpa oğlu için yaptırmış sanki ve sanki uçak değil, uzay aracı kullanıyo şerefsiz! Ne kural, ne sinyal, ne ışık; hak getire, üstüne çıkacak sanki milletin, adi!

Araba; içinde üç tane sıpa mı, dana mı, sığır mı, yoksa başka bir mahlûkat mı; ne olduğu ilk bakışta pek anlaşılamayan pahalı bir araba ve sanki da Alplerin tepesinde, kayak pistinde alp disiplini, slalom yapıyo pij!

Sıpa, onca aracın arasından, kıyısından kenarından, milimi milimine nerdeyse sıyırarak geçerek, üç şeridi de birden tehlikeli bi biçimde kullanarak hızla ilerlerken az kalsın büyük bir zincirleme kazaya sebebiyet veriyordu. Suçsuz günahsız, en az üç arabayı birden büyük tehlikeye atacak bir umursamazlık ve zevk alırcasına bir arsızlık, müthiş bir gözü dönmüşlük örneği gösterdi ki, dayanabilip de aazından baklayı çıkarmayana, dolu dolu sert cevizlerinin torbasını büzüp, şunların camını çerçevesini dağıtmayıp yerinde tutabilene, mübarek dilini tutup, aşk ile beş on dahî, mübarek mübarek(!), iyi dilek ve temenni sözleri dökmeyene, bîgünah valdelerinin hatrını sorup, saygılarını sunmayana, ayrıca, anatomileri hakkında ayrıntılı bilgi vermeyene aşk olsun!

Gençtiler ve arabaları gibi pek hızlıydılar anlaşılan. Tabii ki böylesi durumlarda, her zaman olduğu gibi, büyük ustalık(!) ve tek gerilimsiz, tehlikeden kurtarmayı başarabilirlerdi kendilerini. Tabi ki, yine etraflarına verebilecekleri ağır hasarı da hiç düşünmeden ve bundan en küçük bir rahatsızlık da duymadan ve hâtta son derece küstah ve rahat ve hem kendilerini hem o gıcır ve lüks araçlarını tek çiziksiz kurtaracak oluşun eminliğinin o yayvan yavşak, çakalsı sırıtışlarıyla. Arkada kalanlar birbirine girmiş, araçlar, insanlar paramparça olmuş, sıkışıp ölmüş, trafik saatlerce kilitlenmiş; umurlarında hiç olmaz, artlarına bakmadan gazlayıp giderlerdi. Ama yine de ve tabii ki de, trafiğin en berbat saati olduğundan, az ilerde kördüğüm arapsaçı olacağını hesap edememişlerdi, o “otoban faresi” tesmiye olunan mermi gibi arabadaki o yiğit(!) delikanlı(!) üç erkek(!)..

Güç belâ durmuştu arkalarında bıraktıkları trafik ve Allahtan hiç kimseye de tek bişey olmadan....

Enteldantel! dedi ki...

Devamı..

Buraya kadar olan biten, yaşanmış bi şeyin, az sonra gösterimi başlayacak müthiş filminin fragmanıydı yalnızca. O hayvanat takımı, o yoğun trafiği, saatini hesapsızlıktan fena yakalanmışlardı. Yakalayansa, az önce tehlikeye attıkları araçlardan birindeki sıradan, lâkin soğukkanlı ve pek bi sakin bi vatandaştı. E, böyle durumlarda kesenin içi de, boşalmak için ağzına kadar dolu dururken onu hiç açmamak, şu it tipi fukarayı, elde avuçtaki onca bûse bolluğunda, gereken şefkati esirgemek, o uzuuun uzun öpüşlerden mahrum etmek olur muydu?! Olmazdı tabi ki! Üstelik şu it tipi partnerler bunu anasının örekesine kadar da hak etmişken!

Artık verallah, yani allah ne verdiyse boca; önce lafla ve sonra, ötesinden berisinden, gelmişinden geçmişinden, geleceğinden kibarca hâl hatır sormalarla devam edeceği kesindi filmin. E, film böyle ekşın bi film olacağına dair ilk sinyallerini şöyle de verince, seyircisi de pek bol olur haliyle.
..
Üç kişilerdi malum eerkekler. Sportmen yapılı, iyi giyimli sağlıklı toraman gençten tiplerdi. İlk bakışta pek de züppe müppeye benzemiyolardı ve erkekliğe de dışkı sürdürecek birilerine..

Hâliyle fena horozlandılar amcamlar. Olay, işte tam da o andan sonra tadından yenmez bi hâle gelmişti. O sakin görünümlü vatandaş, böyle hem suçlu olup hem de bi de üstüne, güçlü olmaya çalışanlara pek bayılan bi vatandaştı anlaşılan. Karşılarına dikilişinden belliydi. Vaziyet böyle olunca da hemen oracıkta, hiç bekletmeden de yazılıp bayılıverdi gençlerin üzerlerine. Hem de seve seve.

Önce lafla sevdi o üç çakalı ki, daha önceden hazırladığı pek belli olmayan buklelerden oluşmuş, yakası açılmadık sözlerden uzatmıştı. Hem sözel, hem sayısal, hem fiili; birer buket sunup, tutuşturmuştu, ayrı ayrı, her birinin eline yüzüne, orasına burasına ve şurasına; şu mahrem yerlerine, sokuşturmak için. Bulayıvermişti üstlerine, elinde avcunda ne varsa; başlarına, gelmişine geçmişine. Geçmişte ne de zar zor biriktirdiği ne kadar sevabı varsa, oracıkta, hem tek birine iltimas da geçmeden, eşit bi şekilde dağıtmıştı.

Normalde sakin görünümlü, kendisinden böyle sin-nü kaflı, pek edebî ve pek bi manidâr(!) sözler hiç beklenilmeyen ve dahi sonrasında da bedeninin ekstrem unsurlarını ustalıkla kullanabilen biri olabileceğine de hiç mi hiç ihtimal vermediğim ve bu yüzden, etraftaki izleyicileri fena halde şaşkınlığa düşüren o sakin vatandaş, belki de hiç var olmayan o sevap hanesindeki artık değer sermayesini kediye yüklemiş de oldu böylece.

Enteldantel! dedi ki...

Ve...

Yiyip yutamayacakları kadar büyüktü, vatandaşın o üç erkek kekliğe, bölüp ikram ettiği/edeceği lokmalar. Hâliyle onlar; “belki etiket yapmakla ufalır” düşüncesiyle şu meşhur; “sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun?” meşhur sendrom-psikozunun ilk sinyallerini verip, az sonra başlayacak güzelim oryantallerine yumuşak bi geçiş yapmayı denediler ama o vatandaşın gözü bunu hiç de yiyecek gibi görünmüyordu.. Yemediği de çok geçmeden de anlaşıldı zaten. Buna rağmen yine de o üç çulluk, üç sazan, üç keklik; devam ediyorlardı serenatlarına: “abi! Ekmek çarpsın bak, falankes dayımdır! Filankes de hamili kartı yakini olduğum değilse, namussuzum! Amcam savunma vekâletinden mütekait, kurmay emekli, eski müsteşar falankes” ikincili ile ailesinin, çevresinin bildik bilmedik ve çoğu dallama ve ‘sallama dostları’nın uzun listesini oracıkta, hem seyirciler huzurunda, karşılarına dikilen o tek başına vatandaş karşısında birer birer sıralayarak sunuma geçtiler.

Bir seyirci(!) olarak işte bu tür avantür gerçek filmlerin o en sevdiğim, en beğendiğim, en güzel, en can alıcı sahnesine gelmiştik, çok geçmeden. O sakin görünümlü vatandaş; “ulan sizin, amcanızın da, dayınızın da, muhterem yengelerinin de, diğer taalukatlarının da!” diyerek, kitabın tam ortasından devam etmişti özlü ve içli sözlerine. E, hâliyle lafın girizgâhına böyle paça-don-kispet çift dalınca, o üç hayvanatın yedi sülaleleri, elan oracıkta, hizmete her an amade bi vaziyette haazır durumda olması kaçınılmaz bişeydi.

Sonra ne oldu?! Sonra şu oldu, bu oldu; o üç koçyiğit, o üç besili tosuncuk, kendilerine pek bi yakışan bi çeviklik ve serilikte, lakin kendilerinden hiç umulmayacak bir biçimde, kale arkasında mevcut seyircilerden ve dahî uzak tribünlerden şiddetle yardım dilenme turlarına başlamakta gecikmediler. Seyircilerin o lakayt ve müstehzî bakışlarında tek bir bir müdahale emaresi göremeyince de çığlık desibelinde, makatı mabadı fena zorlayıcı, yırtıcı nidalar saldılar ortalığa. Az sonra bundan da bi numara çıkaramayınca, henüz az önce “öküz”ü, sonra “çakal”ı, sonra “sırtlan”ı ve dahi sonra “sert erkek aslanı ve dahî ağırabi; muhteşem delikanlıyı oynarlarken, kendilerinden daha sert bir kayaya çarpıp ani bi geri vitesle de diferansiyeli, şaftı, manifoldu dağıtmış bir vaziyete düşüp, üstelik tam da o anda ve bir çırpıda yeni bir besteyle ve tam aksi istikamette bir kişilik geliştirip, o sert abilik rollerinden sıyrılıp bi dakkada bayaa bayaa bi muhallebi kıvamında yumuşakçaları oynamaya başladılar. Artık, efelenmekten çoktan gerivites; “yetişin konu komşular!. meded eyyy!” gazelleri atıyorlardı.

Bundan da bir sonuç çıkaramayacaklarını anlayınca son bir çare-sizlik olarak “imdat polis yok mu polis?!”e başvurmak zorunda kalmışlardı. Etraftaki onca kalabalık sanki o güzelim köy seyirlik oyunlarından birini seyreder gibi ve sonunu da pek bi merakla, bekleşen o hiç gereksiz kamuoyu nerdeyse sağır olmuştu. Gözlerinin önünde o üç erkek kekliğimin yaşadığı şu müthiş melo melo drama seyirci kalmışlardı. Şu sevimli erkek yavruların yalvarır bakışlarla üst üste yaptıkları “içinizde insaf sahibi hiç mi bi insan evladı yok, adiler?!” çağrılarına duyarsızca kulak tıkıyordu. Allahım, ne kadar da duyarsızdı bu toplum ve ne kadar da utanç verici bişeydi şu “bana ne!’ modeli davranış biçimleri?!
..
(şu vakanın ilerleyen kısmı bayaa vahim olduğundan demeyelim şurda! Bi öküze layık olduğu muamelenin nasıl yapıldığı/yapılacağı, çoluk çocuk, genç yaşlı, öyle herkesin önünde, uluorta söylenmesi, sergilenmesi kanaatimizce doğru değil. Bu hem ayıp bir şeydir ve hem de yeni nesle kötü bir örnek teşkil edecek, böylece ülkem ve toplumunun geleceği açısından pek zararlı bişey de olacaktır. Bu yüzden kesiyoruz şurda, gerçek kahramanlar, gerçek doğal plato ve gerçek ekşınlardan alınmış şu sonu berbata yazılan filmin sahnelerini. Yani ki filmin bundan sonrası şiddet içeren, sakıncalı görüntüler ve sahnelerle dolu. Bunun kendi hâlinde yaşayıp giden sade vatandaşlar görülmesi, duyulması, bilinmesi hiç de hoş olmaz.

Enteldantel! dedi ki...

Son...

Özellikle, o, geleceğimizin teminatı, henüz dimağı tertemiz yeni mini neslimizin gözleri önünde cereyan ettirilmesi, onları ruhen ve bedenen olumsuz yönde etkileyeceğinden şu filmi burada kesmenin bir vatandaşlık ve insanlık görevi olduğuna inanıyor ve sahnenin ışıklarını burda söndürüyoz.

Yine de şu menfur hadisenin sonunu merak edenleri şüphe ve merakta bırakmamak için bir jest yapıp, şuraya üstü kapalı olacak olsa da “anlayan anlar!” kabilinden, muhteşem manidar bi Anadolu atasözümüzle bir son mesajı bırakmış olalım da, “lan ben böyle filmin ta a.g!” demesin, seyircinin agresif kısmısı.

“serkeş öküz soluğu kasap dükkânında alır!”

Şu filmin ana fikri budur Ve ekmek çarpsın, bu söz de pek bi doğrudur! Şüphe duyan için; denemesi bedavadır!

Not: Bu arada, unutmadan! Şu ‘notto’nuzda sözü geçen hastanenin müştemilatından şu umumların, topunun birden aynen ben de a.g! bir yıl önce, aynı yerde, babam rahmetli delimemed’in sağlığının a.na, mâpersonel; süpersonik bi hızla, çok kısa bi zamanda koydukları için.

Wesselam!

nezirin biri..

gregor samsa dedi ki...

geçmiş olsun entel,
fakat anlayamadığım şey dantel, senin dizine baktığında gördüğün kemik gerçekten kemikmiymiş?
yoksa "şok" ilen sen onu öyle mi sanmışsın falan filan.

Enteldantel! dedi ki...

Yok ya ben şoka filan girmedim zaten. Tünelin ucundan bariz diz kapağım görünüyordu. Kendi diz kapağım diye demiyorum vallahi çok güzel. Teptemiz böyle, akarı kokarı yok. Çabuk toparlıyor ama, orda şimdi bissürü alyuvarıydı akyuvarıydı filan çalışma yapıyor tabi. Ah canlarım yea, ne kada da güzel çalışıyorlar. Şu an kemik filan görünmüyor yani, hani görmek isterseniz tekrar delemem valla kusura bakmayın. Etimden et koptu la :/

gregor samsa dedi ki...

ben inandırıcı bulmadım. ancak fotoğrafını çekip bloga koyarsan belki inanırım :)


kıssa: kırılan baldır kemiğinin bacaktaki eti delip dışarıya çıktığını görmüştüm bi keresinde sonra 6 ay geçti aradan o çocuk komando olarak askere alındı.

hisse: seninde bi şeyin kalmaz inşallah.

not: çocuğu göztepe eğitim araştırmaya götürmediydik tabi, özelde olduydu ameliyatını.

Enteldantel! dedi ki...

Yok yok abisi benimki dışarı fırlamadı zaten. Öyle olduğu yerden bir kendini gösterdi sadece, çok efendi bir kemik yeminle. Ameliyatlık bir vaziyet oluşmadı şükür. Ama dediğinin benzerine şahit olmuşluğum var. 'Baldırdan fırlayan kemikler' adında bir korku filmi yapsan izlenir ha, çok feci bir şey. Zaten kaza sonrası ayağa kalkmamamın en büyük nedeni bu. Kırıldıysa fırlamasın dışarı dedim. Ay yaşlı teyzeler gibi her şeyi anlatıyorum yaa :/

Hayat Belki Bazen dedi ki...

Geçmiş olsun..

ne ben olabildim ne de başkası dedi ki...

çok çok geçmiş olsun...:((

avaz dedi ki...

Geçmiş olsun.
Bu yazıdan : araba, bisiklet yolu değil düzgün yaya yolu kültürü bile olmayan memlekette 2 tekerleklilere (taşıtlara) binmenin ne kadar tehlikeli bir durum olduğunu. İçimiz her ne kadar atlarla dolu olsa da, öküzlerin varlığı bilerek daha kuytu yerlerde atlı hayaller kurmamız gerektiğini. Can acısıyla sağlıkçılara saydırmak ne kadar hoş görünse de onların da işlerini yapmaya çalışan bir güruh olduğunu, her kemik rengi görünen şeyin gerçek kemik olmayabileceğini anlamak (ummak) isterim.

Enteldantel! dedi ki...

Ya çok fena duş almak istiyorum nasıl olacak o iş :/ Ay bu bacak iyileşene kadar kokarım ki ben :((

Hayat_Erkegi dedi ki...

Ya şeyyy kötü şeyler yaşamışsın ama inan çok güldüm. Allahım kötü şeyleri bi daha yaşatmasın. ^^

yüzonikinci dedi ki...

geçmiş olsun entelcim...
savunmak için söylemiyorum ama,bir ambulans çalışanı olarak,ambulansın gelmemesinin yada gelememesinin haklı bir açıklaması olduğunu düşünüyorum.çünkü bütün telefon çağrıları kayt altında.trfik kazası için ambulans çağırdıysan,gelmek zorundalar.istersen,il sağlık müdürlüğüne dilekçe yazabilir, yada kısa yoldan alo 184 sağlık baknlığı şikayet hattını arayabilirsin.eğer suçlu varsa ebesini şeyediyolar valla.

Enteldantel! dedi ki...

Yüzonikinci; teşekkür ederim ilk evvel birli. Ya bakma sövüyorum ama onların da durumu belli, sağlıkçıların yani. Çok da kızamıyorum işte bu yüzden. Ama biraz daha dikkatli olsalardı gerçekten o azabı çekmezdim. Dudullu gişelerden çıkınca, Ataşehir tarafında yaptık biz kazayı. Ama yolun en sol şeridinde kaldık ve diğer tarafa geçmek mümkün değildi. Bir 40 dakika kadar sonra bir ambulans geçti ama hızlıca ve sağ şeritten. Bizi görmedi yani. Aslında yolun sol tarafında olduğumuzu belirtmiştik ama olsun, tekrar söyleyelim, yine aradık. Bir 10 sefer daha en az. Sonra biz hiçbir şey dememişiz ve sanki zaten 1 saattir orda beklemiyormuşuz gibi yine sağ şeritten ve yine hızlıca geçti ambulans. Şimdi empati kurayım diyorum da, mesela kardeşim çok ağır durumda olsaydı ve hastaneye acil yetiştirilmesi gerekseydi. İşte bu noktada empatisini de sikiyorum personelini de. Kişisel bir şey değil, affet.

yüzonikinci dedi ki...

sonuna kadar haklısın.sonuçta çaresizsin ve sadce bu iş için bir ekip kurulmuş.
Eğer o ambulanslar senin için geldiyse(o sırada başka bir ambulans hasta nakli de yapıyor olabilir.)telefonda bildirdiğiniz adresi ve etrafını taramak zorundalar.dediğin gibi bilincin açıktı ve kaza yeri belliydi.
bazen kazazede 112 yi aradıktan hemen sonra bilinci kapanıyor,yada iki kişili bir kazada biri başka bir yere savruluyor..kazaya ualşsak bile çevreyi tarayıp başka yaralı veya sorun var mı diye bakıyoruz.bakıyorlardır eminim istanbulda da çok iyi ekipler var.kimsenin canı yanmasın ama gideceksem de gerçek acil hastaya gitmek isterim.
Eşiyle yada kaynanasıyla tartışıp ayılıp bayılan karılardan,sevgilisinden ayrılıp ilaç içen ergenlerden ööğğkk geldi.bunlar yüzünden gerçek acillere yetişemiyoruz inan.
Hastam olsan sana pek çok iyi bakardım.önyargılarını alt üst ederdim hem.

Enteldantel! dedi ki...

Kısmet, bir dahaki kazamıza nasipse :/

yüzonikinci dedi ki...

Allah korusun.bu son olur inşallah.
Unutmadan,kaza geçiren birine su içirmek yada bişeyler yedirmek yanlıştır.bilinci kapanıp midedekiler akciğerlerine kaçabilir ve boğulabilir.
Ayrıca omurgada bir sorun varsa,hareket etmen,felç olmana sebep olabilirdi.
Daha fazla teknik detaya girmeyeyim.ambulans geç gelmiş hatta gelmemiş ama sana iyilik yapmış gibi görünenler de iyi bişey yapmamış yani.
Haydi kal sağlıcakla...

Siminya dedi ki...

daha bir post önce sapsağlam fotografına hayırlı olsuna geldiydik noluyo lan!!! nazarımmı değdi nedir? benim pek değer.. maşallahda dediydim oysa :(

redrospect dedi ki...

böyle evreni de, karmasını da, o hipokratın taşşağını yiyesice doktorları da, "noldü yea" diyen gevşeği de, bal renkli Clionun içindeki pezevengi de, bunlara araba alan ana babayı da, bunlara ehliyet verenleri de s.keyim. geçen attığın fotoğraftan dolayı bizim de nazarımız değdiyse hepimizi eşekler kovalasın. çok geçmiş olsun bilakis.

Jane Jones dedi ki...

öncelikle geçmiş olsun.
tam da gözlerimi pörtletmiş "anasınısikym" şeklinde okurken "En son kardeşe diyorum ki yardım etmek isteyen arabalardan birine binip gidelim, asfaltta oturmaktan sıçalak olucam bu gidişle." cümlesini görmem üzerine okumaya ara vermek zorunda kaldım. zira, kahkaha atarken okuyabilen bir insan olamadım. hatta sakız çiğnerken de yürüyemem ama zaten konunun bununla alakası yok.
son olarak; nezirin biri arkadaşın blogu var mıdır? yoksa benim blogun yorum kısmını da kullanabilir, onur duyarım.

Enteldantel! dedi ki...

Simi; ya ne nazarı gözünü seviyim bırak ya. Kaderimi bahtımı sikiyim lan. Yemin ederim yaktıracaklar bana askerliği bu gidişle.

Redro; siktiğin kısma kadar son derece katılıyorum. Hatta sen zahmet etme ben sikerim. Ancak sonra söylediklerin için seni Siminya'ya söylediklerime bağlıyorum, hattın ayrılma.

JaneJ; eyvallah. Yani işte o araba da gecikince ben tabi asfaltta uzun süre oturduğum için :/ Neyse şeyapmayalım ya, sıçalak demeyelim biz şimdi ona. Diare diyelim. Tıp çünkü bunlar hep :/

Bir de Nezirin biri'nin blogu var mıdır bilmem. Ama okursa görür buradan. O zaman da bir cevap verir mutlaka.

Akasya dedi ki...

biçok geçmişler olsun