22 Nisan 2009 Çarşamba

Kumandanın dayanılmaz dayanılmazlığı!

.
Ah gidinin Suzan Teyzesi…

O zamanlar annem ve babam siyah-beyaz, kardeşlerim sepya daha… Suzan Teyze kırmızı. Suzan Teyze komşu. Kimsenin külüne muhtaç değil. Televizyonu var. Televizyondaki herkes onun eşi dostu. Ben küçüğüm. Her delikten sığıyorum o zamanlar. Ki zaten Suzancığımın gönlü geniş. Herkesi sığdırıyor kendine bir zamanlar…

Suzancığım, televizyona çıkan herkesi evine gelmiş sanardı. Eğlence programlarında, kalabalığı görünce telaşlanır, “bunca insana ne ikram edeceğiz” diye sinirli sinirli söylenmeye başlardı. İbrahim Tatlıses’e aşıktı. İbo, ayağında kundurasıyla ne zaman televizyonda görünse, kısa bi süreliğine gözden kaybolur, en güzel elbisesini giymiş ve kırmızı rujunu sürmüş olarak geri dönerdi.

-Bak gördün mü çocuk, gene geldi.
-Geldi Suzan Teyze.
-Yarın da gelir mi acaba? Ay temizlik de yapmak lazım. Her yer toz içinde.
-Bilmem, gelir belki.
-Sana bir şey söyledi mi? Aaa ama olmuyor böyle. Validesiyle gelsin bir dahakine. Mahalleli laf ediyor. Çekemiyorlar zaar.
-Söylerim Suzan Teyze.

Gönlü de aklı da ferman dinlemiyordu. Herkes ona deli diyordu. Delirmek öyle kolay iş değilmiş, şimdi şimdi anlıyorum.

Zap.
“Mutfağıma güveniyorum. Masama güveniyorum.”
Yoluk saçlı bir kadına dublaj gibi yankılanıyor ses. Arkada ayaklı bir lamba. Hep aynı lamba. Lambader. Belki de demez. Ancak yarışmacıların kafalarını ışıl ışıl yapan şey kesinlikle bu lamba. Lambanın yanına geçenin fabrika ayarları bozuluyor. Hepsi bardak diyor kaşık diyor. Kıl diyor tüy diyor. Ama ben enginar sevmiyorum. Çok tuzludan az tuzsuz olmadığı takdirde çorba içmiyorum. Prensip olarak geceleri sıçmıyorum.

Zap.
“Evi olsun, maaşı olsun, adam gibi adam olsun.”
Tam adam olmasa da olur. Adam “gibi” olsa yeter. 1 dakika düşünme süresi. Karar anı.
“Başka adaylara da bakmak istiyorum.”
Çünkü bu ilk bakışta adam gibi görünüyordu ama profilden öküz gibi çıktı. Bu modelin biraz daha keriz gibisini bulursam elektirik alabileceğimi düşünüyorum.

Zap.
“-Okuyor musun kııız?
-İvet.
-Ne okuyorsun?
-Tıp okuyorum.
-Aaa ne güzel, branşın ne?
-Genel böyle.
-Hangi okul peki?
-Evde okuyorum ben. Kendi kendime. “

Yetti!
Bu kalabalığa ne ikram edeceğimi bilmiyorum. Misafirperver değilim. Olmak istemiyorum. İbo, eve kunduralarıyla girdiğinde çok bozuluyorum. Her yer toz içinde kalıyor. O ısrarla gene geliyor. Gördün mü çocuk? Görüyorum. Görmek istemiyorum. Kırmızı ruj sürmüyorum.
Mutfağıma güvenmiyorum. Her an bir şerefsizlik yapabilir. Ama masama güveniyorum. O da bana güveniyor. Birbirimize güveniyoruz. Tabii mahalleli laf ediyor. Çekemiyorlar zaar. Halbuki adam gibi masa. Kendisine karşı elektirik kaçırıyorum. Hemen yanına bir lambader yerleştirip geceleri üstünde tıp okuyorum. Haftaya beyin cerrahı olacağım. Sonra da nasipse uçak mühendisi.
Bu arada kereviz de sevmiyorum. Mümkünse başka adaylara bakmak istiyorum. Genel böyle.

Ne adamlar gördüm içinde masa yoktu, ne masalar gördüm içinde adam yoktu diyerek ve Zeki Müren'in de bizi gördüğüne can-ı gönülden inanarak satırlarımı satırlıyorum.

Suzan Teyze seni anlıyorum.
.

2 yorum:

kaba şimşek dedi ki...

repini yolladım dostum. suzan teyzeye çok selam. kendisini bir ara izzet altınmeşenin benine davet ettiğimi iletiver.

enteldantel dedi ki...

Ne yazık ki Suzan Teyze rahmetli oldu ve kendisini İbrahim Tatlıses'in ayağındaki kunduraya defnettik. Ancak yaşasaydı bu davetini reddedemezdi gibisime geliyor.