6 Ağustos 2009 Perşembe

Koma'dan bildiriyorum!

.
Yani diyorum ki ne acayip dünya bu.. Bundan önce bir şey söyledim mi? Hatırlamıyorum. Başımı çok kötü çarptım, kask kırıldı. Kask benim başımda değildi. Kimin başındaydı? Tam çıkaramıyorum. Peki bu hikayenin en başı nasıldı?

Birkaç kaza ve ölüm vardı. Oğlu evet oğlu, 3 buçuk yaşındaydı. Eşi 24... Çok küçüktüler, çok hızlıydı o araba onlara çarparken evet. 10 yıl önceydi. İkisi birlikteydi. Günlerden Perşembeydi. Eylüldü..


Ne diyordum, çok kötü çarptım başımı. Motorun içine binlerce beygir girmişti ve sakinleşmiyorlardı bir türlü. At olsa böyle yapmaz, beygir işte, laftan anlamadı. Durmadı bir türlü ah durmadı! Motoru ben kullanmıyordum. Kim kullanıyordu? Çıkaramıyorum şimdi. Bi de işin içinden çıkamadığımız zamanlar vardı, nasıldı?


Birkaç kaza ve ölüm vardı. Babası evet, gözünün önünde, günden güne... Beynini yedi tümör, alıp götürene kadar da doymadı. Çok güzel gülerdi, çok güzel bakardı. Biraz daha öyle gülse, biraz daha öyle baksa iyiydi ya, olmadı tabii, olamadı. 6 yıl önceydi. Günlerden Pazartesiydi. 9'du Eylül, 10 olmadı.


Başımı diyorum, çok kötü çarptım. Nefes alamadım bi süre. Şimdi alabiliyor muyum? Emin değilim. Sanırım bir takım cihazlar bağladılar yaşayabilmem için. Cihazları bana bağlamadılar. Kime bağladılar? Tam kestiremiyorum şimdi. Kesmek istediğim zamanlar olmuştu. Bileklerimi ve dileklerimi... Nasıldı?


Çokça kaza ve ölüm vardı evet. Çok fazlaydı. Üşüşüyor hepsi kafama ama anlayamıyorum, ayıklayamıyorum şimdi bir türlü.


Dedim ya...


Başımı..


Çok kötü..


Abimin, aklımın almadığı o kazayı yapışından kısa bir süre sonra, yoğun bakım günlerinde yazmıştım bu yazıyı. Muazzam bir anlayamamak hali. Nasıl olur? Sinan abinin kazasını kaç kere konuşmuştuk. "Gözü kapalı dönerdi o pisti" diyerek şaşkınlığını atamıyordu abim. Sinan Sofuoğlu fren kaçırmak gibi hayati bir hata yapmıştı. Bu hatayı yapacak türden bir yarışçı değildi o. Abim de değildi. Şampiyondu. Hem de pistlerdeki en fazla beygirli kategorinin, 1000 cc A klasmanının şampiyonuydu. Aynı hata. Aynı şigan. İsminde bile meymenet olmayan kara şigan. Düştü abim.. O gün bugündür de kalkmadı... "Fren kaçırmak" üzerine düşünmek için çok zamanım oldu yani.

Koma'nın ne demek olduğunu anlamak için zihnime attırmadığım takla kalmadı. Hiçbir müsekkinin ulaştıramayacağı nokta. Sonu görmek. Gitmekle kalmak arasında bir tercih hakkı tanınmış, "bu sonsuzlukta istediğin kadar kalabilirsin, sıkıldığında da gitmek ya da kalmak senin bileceğin iş" denmiş gibi. Yani bir tarafıyla Allah'ın kıyağı. Başıma gelse hiç üzülmeyeceğim, ama abimin başına geldiği için son derece üzgün olduğum bir hadise.

347 gündür o gülüşü tekrar görebilmek için gelmiş geçmiş tüm ilahlara dua ettim ben. Bazen hazinemdeki son kelimeye kadar unutmuşum gibi hissettim. Konuşamadım. Anlatamadım. En çok anlayamadım. Anlayamadıkça isyan ettim. Hedef kestiremedim. Her şeye sitem ettim. Herkese küfrettim. Ağladım. Ağlayamadım. Ağlamamam gerekti. Ağlamak istemedim. Ağlamakla dindiremedim. Tövbe ettim. İnkar ettim. Kabul ettim. Israr ettim. Olmadı. Oldur dedim. Oldurmadı. Nefret ettim...

Bu gece ilk kez güldü abim.. Tam olması gereken zamanda, kısacık bir anda güldü.. Bildiğim her şey üzerine yemin ederim ki güldü.. O gülüşü gördüm ben. İnsan çok sevinince n'apıyormuş unutmuşum. Sokağa çıkıp şuursuzca koştum biraz. Kahkahalarla ağlamak şeklindeki klişe tamlamanın ne anlama geldiğini gördüm. Her geçen gün daha da uzaklaşan bir kıyıya yanaşmak gibi.. Artık yaklaşmak gibi.. Olmaz denilen şey olacakmış gibi.. Hiçbir dilde karşılığı olmayan, söylemesi çok güzel bir kelime gibi... Yani kralı gelse anlatamaz bir acaib-ül vakıa.



Şindi ne yalan söyleyeyim Allah var ben Allah'a pek inanmam.
Ama bu gece ilk defa defa sabah ezanı kulağıma hoş geldi...

İçimde en ufak bir istihza olmadığını bilen , diyorum ki;

-Ulan kerata, yine gönlümü aldın.
Teşekkür ederim.
Amin.
.

16 yorum:

İnci Vardar dedi ki...

vay anasını sayın seyirciler! seni hiç tanımıyorum enteldantel ama yazını okuyunca sevinçten gözlerim doldu.

yesari dedi ki...

çok güzel haber...bir de dua etmeyi bilmiyorum diyorsun;)

she dedi ki...

nedenleri ve anlamları çözüp anlayınca yaşaması, kabullenmesi daha kolay oluyor. hatta olayların nedenine ulaşıp anlamına vakıf olduktan sonra hak bile verebiliyor insan yapana. tüm kıvranışlarımız bilmediğimiz, anlamadığımızdan. bi türlü anlam veremediğimizden.

benim de yakın zamanda başıma bazı şeyler gelmişti.o an durup kendi içimdeki tepkilerimi ölçtüm. biçok şey düşünüp aslında nasıl tepki vermem gerektiğini bulmaya çalıştım.

bizler ekseriyetle duygusal ve duygularımızla yaklaşıyoruz. onlarla yorumluyoruz.olanı biteni. tepkilerimizde duygusal. dediğim gibi yaşadığım şeylerden edindiğim izlenimlere göre yazıyorum; anında olayları dramatikleşritip, acıma ve acınmalara girişiyoruz.

anlayamıyoruz,çözemiyoruz kuduruyoruz. sonra anlamadığımız şeye öfke duyuyoruz,karşı çıkıyoruz,isyan ediyoruz.

bunlar hep olağan ve doğal süreçlerimiz gibi.

ama akıl soğukkanlıdır. akılla ve bazı özden gelen katısız,saf sezgilerimizle çoğu şeyi anlamak için sorgulamalar yapmak. ama sabırla. çünkü herşey bi zaman işi. ve herşeyin bi zamanı var. teskin, emin, kararlı bir duruşla beklemek. çünkü artık neyin ne olduğu bi nebze çözülmüş ve anlaşılmış.


ben duaya çok inanırım. hatta çoğu zaman dua edemeseydim acaba napardım, halim ne olurdu derim.

bazı şeylere inanıyorum.
ve diliyorum.


hepimize.

Enteldantel! dedi ki...

İnci Vardar; nerede bir başkasının mutluluğuyla mutlu olan bir insan var, orada güzel bir insan var. Gözlerinden öperim.

Yesari; sanırım sert yapmam işe yaradı ;)

She; ne güzel demişsin. Akıl her şeye rağmen soğukkanlı. Sabırla tahammülün farklı şeyler olduğunun ayırdında neyse ki. Bu sabır işi. Ve asla eskisinden daha azına razı değilim. Allah'la pazarlıklarım sürüyor. Yahudi esnaf gibi çemkiriyorum hergün.

Güldü diyorum olummm. Çok acayip bi şey lan.

she dedi ki...

birşeyi ölçmek için, onun değerlendirmesini yapmak için onu kapsayabilmek, onun seviyesinde olmak gerekiyor sanırım.

bizlerin birşeyleri değerlendirmemiz de, algılamamız da,yorumlamamız da kendi kapasitemiz kadar. bu bir gerçek.

sınırlarımız var. kabımız,kalıbımız.belliyiz. belli ölçülerdeyiz. sonsuz,sınırsız,kayıtsız değiliz. bu yüzden tüm bakışlarımız, gördüklerimiz, duyumsadıklarımız, hissettiklerimiz,aklettiklerimiz,müşahadelerimiz bu kadar. biz ne kadarsak o kadar.çap meselesi.


ve ben mesela kendimize ait, herşeyden,herkesten bağımsız, sadece kaynağı biz olan bir gücümüz olduğuna inanmam. kendimden zerre gücüm yok derim. çünkü farkettim ki ancak bana güç verildiği zaman o güç bende varoluyor.


demek istediğim bizler böylesine belli varlıklarken tek güç sahibini algılayıp anlamamız, onu yorumlamamız, onu ve onun yaptıklarını değerlendirmemiz ne kadar ne olabilir? ne kadar haklı,ne kadar gerçek veya gerçekçi, ne kadar doğru, ne kadar isabetli?


ne yazık ki zaman kavramının esiri olan ben; zamana inanırım. gördüm ki zamanla. görmek de, anlamak da, anlamlandırmak da.

eğer bildiğim başka birşey olsaydı onu söylerdim,onu yazardım, onu dile getirirdim.bi noktaya geldiğimde sadece susuyorum.

ve olabildiğince gerisinde hep diliyorum.dileniyorum.

olan şey hepimiz için hayr olsun, en iyisi olsun, en güzeli olsun. ve her ne olacaksa, olması gerekiyorsa bunu anlamamız,nedenine-anlamına vakıf olmamız, ve kabul etmemiz nasib olsun.

çünkü sayısız olaylar vuku olurken insan hep bilemedi neyin nedenlerini.en son nokta iman sanırım. ve belki de en başı da.
kendi algılarımızla,kendi müşahadelerimizle görene dek, aklımızla idrak edene dek, veya sadece kabullenen için iman. anlayamayıp,reddeden için de kıvranış,azap,isyan.içsel ve ruhsal.


söylediklerim benim gözümden,benim yaşantımdan,benim dilimden. hepimiz her ne kadar farklı olsakta, birleştiğimiz ve bir olduğumuz noktalar da bi o kadar.


amin.

fevkalade olağan dedi ki...

:)

Enteldantel! dedi ki...

Gülünüyor be bilo..

polly dedi ki...

ne büyük mutluluk.. benzer bi tecrübenin, dönüşü olmayan etkilerinden kurtulamamışken henüz; dönüşlerin mümkünlüğünü duymak başkaları adına; iyi geldi..
dahası da olsun işalla..

asi_kukla dedi ki...

yaşasın, heyyooo, yuppiii ve bilumum sevinç nidası. bir tebessümüyle çölde damacana bulmuş gibim hissettim, kahkahasıyla rafting yaparım zannımca. harika bi haber bu kızıııım!

asi_kukla dedi ki...

bi de, bi de vay ya duayı felam bilmem de büyük totem yaptım o gece her şey harika olacak kısııım.

Enteldantel! dedi ki...

Oh oh çok iyi yapmışsın totemine sağlık. Bu gece de güldü olum. Dedemin küfürleri duyup da gülmemek mümkün değil zaten. Resmen mezarından stand-up yapıyor adam. O hikayeleri anlattıkça coşuyor abim. Ama korkarım sadece dedemi hatırlıyor, bi de İsmet İnönü'yü. ehi..

Enteldantel! dedi ki...

Polly; kusura bakma bu heyecanlı arkadaşa cevap yazarken seni atlamışım. Bizim durum da öyle çok dönüşü olur cinsten değildi. Yani hangi doktora gittiysek olmaz o iş dedi, beyni harap durumda dedi. Düzelme ihtimalini düşünmeden alışmaya çalışın dediler hep. Ama işte güldü. Bariz güldü. Ve komik şeyler anlattığımızda gülüyor artık. Bu az şey değil ve daha çoğu niye olmasın? Herkes adına.

Yani hayatla dövüşmeye devam, kim ne derse desin..

kaba şimşek dedi ki...

ben sana diyorum la, tanrı bu kadar güzel gülen bi adamı unutmaz. işi vardır belki, meşguldür şu an ama bu gülüşü unutmaz. benim gibi gülenlere bırakırsa dünyayı yok etmesi gerekir çünkü. çok rahat ol. içini ferah tut.

Enteldantel! dedi ki...

Öyle bi güzel dedin ki cidden içim ferahladı lan. Sağolasın.

Adsız dedi ki...

Gerçekliğe Einstein'dan çok daha yakın bir bakış,sonra bu yazı.Biri beni nallasın..
ve entel sen güzel bir insansın lan.

Enteldantel! dedi ki...

Adsız; sağolasın biladerim. Belli ki sen daha güzel bi insansın. Eyvallah.