8 Şubat 2011 Salı

Bu Biçim


Ankara'dayız. Sevgilimin doğum günü dangadungası. 8-10 kişi filan doluştuk bir mekana. Müzisyenleri de tanıyoruz. Müzisyenleri tanımanın her türlü istek şarkının çalınması gibi şekilli bir tarafı var. İçiyoruz, içtikçe gevşiyoruz, gevşedikçe sevgilimi daha çok seviyoruz ve hep beraber onu sevdikçe şarkılara daha yürekten ve daha yüksek desibelden eşlik ediyoruz. Eğlencenin doruklarındayız anlayacağınız. Sonra solist “Az önce Cem Karaca’yı kaybettiğimizin haberini aldık, başımız sağolsun.” gibicesine bir şeyler söyledi ve ardından Islak Islak’ın müziği girdi. Benim kafam otuzbeş milyon olduğu için idrak edemedim başta. “Nasıl kaybettiniz olum,” diyorum, “ne demek kaybetmek?” Sevgilim, Cem Karaca’ya ne kadar düşkün olduğumu bildiği için bir delilik yapmamdan korkuyor, sarılıyor filan. Lan bi çekil! Ne demek kaybetmek? Hani böyle yok yere bir küfür yersiniz de karşınızdakine saldırmak istersiniz ama etrafınızdakiler sizi tutmaya çalışır ya, pozisyon o. Arkadaşlar beni sakinleştirmeye çalışıyor. Ama mesele sakin olma meselesi değil benim için o an. Kafamın en tepesinden bir kaya kopmuş ve yuvarlana yuvarlana üzerime geliyor. Hissettiğim şey buydu, çok net hatırlıyorum. Çok sevdiğim birilerinin ölüm haberini aldığımda hep böyle hissederim.
---
Cem Karaca benim kişisel ve saçma sapan hayatımın her mühim dönemine mutlaka şarkılarıyla eşlik etmiştir. Neredeyse her şarkısının bana hatırlattığı çok net kareler var. Çoğu dramatik, bunları anlatmayacağım. Ama mesela küçükken o malum Ceviz Ağacı’nın bir çeşit insanağaç olduğunu sanıyordum ve bir gün Gülhane Parkı’na gidip kendisiyle tanışmayı hayal ediyordum. Filan.

Benim bu geçmek bilmeyen Cem Karaca hayranlığımın temelinde Aydın ağbim var tabi, birçok şeyde olduğu gibi. Ailecek seviyoruz ama içimizde Cem Karaca’nın esas ağır hastası o. (Şimdi bu ağır hastalığı döneminde de ağbime Cem Karaca şarkıları dinletiyorum sık sık. İyileşmesine fayda etmiyorsa bile mutlu olmasına sebep oluyor, bunu biliyorum. Hayat ne acayip.) Cem Karaca ömrünün son zamanlarında sık sık İzmit Yıldız Bar’da sahne aldı. Biz de sık sık onu en önden canlı canlı dinleme fırsatı bulduk. "Canlı dinlemek” ifadesi de böyle düşününce çok acıklı geliyor şimdi. Her neyse. Bir gün biz yine huysuz ihtiyarı dinlemeye gitmişiz. Garsonlar içecek servisi yaparken sürekli sahnenin önünden geçiyor. Cem Karaca sinirlendi tabi, birkaç tribal hareket yaptı. Bunun üstüne ağbim aniden kalkıp dışarı çıktı. Ben telefon geldi filan sanıyorum. Biraz sonra bir baktım motoru bağırta bağırta barın içine sokuyor. Herkes ona bakıyor, mekan sahipleri ne yapacaklarını şaşırdı. Bu kimseyi umursamadan motoru boylu boyunca sahnenin önüne çekti ve oradan tüm geçişleri engellemiş oldu. Cem Karaca’nın ağbime yaramaz bir çocuğa bakar gibi ama memnuniyetle baktığını unutmuyorum mesela.

Aydın ağbim, dinlemekle kalmaz, aynı zamanda çok da güzel söylerdi o şarkıları. Bir gün yine oradayız, Cem Karaca şu anda hatırlayamadığım ve zaten çok az bilinen bir şarkısına ufak bir giriş yapıp sustu. Ağbim şarkının devam cümlesini söyledi. Cem Karaca ağbime şöyle bir yan bakıp “Enteresaağğn” dedi ve onu sahneye çağırdı. Sonra birlikte şarkı söylediler. Ağbimin Cem Karaca’yla şarkı söylemesi, benim gidip Dr. House’la ameliyat yapmam, senin gidip Angelina Jolie’nin alt dudağına asılman falan filan gibi bir şey. Çok müthiş yani.

Böyle bir sürü hikaye var ama daha fazla uzatmayacağım.
---
O gece şarkının “Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle” kısmına gelinmişken ben duruma ancak vakıf olabildim. Olabildiğimde de indi mi benim baraj kapakları. Yaptığım eyleme ağlamak demek sanıyorum iyimser bir yaklaşım olur. Promil promil olduğum için bünyeye sözüm geçmiyor, durduramıyorum kendimi. Soliste “Ömrüüüüüğğğm” diye bağırıyorum, Ömrüm şarkısı çalıyor beni masadan zor topluyorlar. “Dadaloooğğluuu” diye hönkürüyorum şarkı çalıyor ben kederimden bardakları filan kırıyorum. Böyle böyle birkaç albümlük şarkı söyletip sulu zırtlak hadiseler çıkardım. Nazımın geçtiği bir mekan olmasa bence o gece ağzıma sıçarlardı. Sevgilim bir yerden sonra “Yani tamam anlıyorum da benim de doğum günüm hani” kabilinden bir şeyler söyledi. “Sen ne anlarsın hayvan heriiiğff” diye bir de onu azarlıyorum. Az önceki sevgi kelebeği halimden eser kalmamış. Gerçekten çok berbat bir geceydi. Bir ara kafamı azıcık toplayıp dışarı çıktım ve beni teselli etsin diye ağbimi aradım ama o da aşağı yukarı hastanelik vaziyette olduğu için 10 dakika kadar telefonda karşılıklı anırmaktan başka bir şey yapamadık. Gecenin sonunda eve nasıl gittiğimi bilmiyorum.

7 yıl olmuş. Oluyor tabi. Olanla ölene çare yok. Şimdi buraya Cem Karaca şarkılarına işaret eden linkler yerleştirmeyeceğim. En sevdiğim şarkılarının sözlerini yazmayacağım. Ölülerin arkasından halen ne diyeceğimi bilemediğim için ve bir şeyler desem de buradan göremeyecekleri için bir kısmınızın sandığı gibi yazıyı Cem Karaca’ya seslenerek de bitirmeyeceğim. Ama size şöyle bir tavsiyem var: Bugün kendinize bir kıyak geçin ve bol bol Cem Karaca dinleyin.

Sevgiler.
.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

güzel adamdı. bir daha onun gibisi gelir mi bilmem. burada epey bir şarkısı var

http://saritel.blogspot.com/search/label/cem%20karaca

sutlukahve dedi ki...

Ölünün ardından ne diyeceğini bilemeyenlerin göz göre göre gözünün önünde ölenleri vardır.

Enteldantel! dedi ki...

Adsız; güzel depoymuş o blog, aklımın kenar köşelerine not ettim.

Zütlü, orası da öyle tabi bi yerde.

wimparella dedi ki...

hiç çok sevdiğim birilerini kaybetmedim, nasıl hissederim bilemiyorum.

Enteldantel! dedi ki...

Wimparella; düşünme böyle şeyler. Zaten hiçbir zaman düşündüğün gibi olmaz.

egelimm dedi ki...

askerdeyken izinde yolum düşmüştü ankaraya BARDAK bar diye bara gitmiştik polisler geldi kimlik kontrolu askeriz tabi kıllık yapıyolar mekan sahibi filan zorla yolladılar. polisler daha kapıya varmadan o yıllarca unutamayacağım şarkı.ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında ne sen bunun farkındasın ne polis farkında.

metus dedi ki...

Valla en azından canlı dinlemişsin üstadı ki bu da az şey değil. rahmetlinin gözünün içine bakarak o leyli veya deniz üstü köpürür söylemek herkese nasip olmadı maalesef.

madamkiaylak dedi ki...

Ben çok dayanamıyorum Cem Karaca dinlemekler,canım yanıyor. aynı sendeki gibi abim çok severdi. Zülfü Livaneli babamı hatırlatır zaten, Cem Karaca abimi. Abim, çok aşık olduğu kadının fotoğrafını gösterirdi "Pınar sen söyle şimdi bu ıslak ıslak bakmıyorsa kim bakıyor" diye.. öyle öyle şeyler. bir de şu var, senin babanın göğsüne konulan bıçak ve aynadan benim babamın göğsüne de koydular, coğrafyadandır heralde, travmalarımızın bunca benzemesi. travmasız, güneşli günlere..